Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Demokrasi bir KÜLTÜR meselesidir

“MİRASYEDİ” sözü hiçbir emek vermeden hazıra konanların sonunu anlatır. Ana-babadan kalma mülkü kısa zamanda tüketen berduşları anlatır. Kendisi terleyip çalışmadan ana-babanın emeğini miras yoluyla yutan bedavacıların kaderini anlatır bu söz.  Türkiye’deki demokrasi tartışması da aynı mirasyedilerin hikâyesi gibidir. Demokrasinin, düşünce özgürlüğünün ve insan haklarının kıymetini bilmeyenlerin günümüzde yaptığı tartışma doğal sonuçtur. Çünkü emek vermediler. Her şey onlara hediye edildi. Ama giydikleri elbise bol geldi. Aynı mirasyediler gibi kendilerine hediye edilen eşsiz demokrasi ganimetini çarçur ettiler. İşin acı tarafı birçoğu neyi kaybettiğini bile idrak edemeyecek durumda.

16 Nisan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kader günü olacaktır. Vatandaşlarımız siyasi parti liderlerini oyladıklarını zannetmektedirler ama aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini oylamaktadırlar. Bu konuda olumlu veya olumsuz bir yazı yazmak gereksiz çünkü benim yazımı okuyup anlayanların oyu zaten bellidir. Sorun okuduğunu anlayamayan çoğunluğun sorunudur. Sorgulayıcı akla sahip olan toplumlarda zaten bu tür tartışmalar olmaz. Yine de tarihe not düşmüş olmak için demokrasi neden bir kültür meselesidir konusunu ele alayım. Neden bazı toplumlar ille de bir tek lider isterler bunun kültürel arka planına bakalım.

Farklı bilimsel disiplenlerde çalışan uzmanlar yaşama ilişkin araştırmalar yaparlar. Antropologlar kültürün insan yaşamındaki yerini irdelerken, eğitim bilimciler insanlığın ortak değerleri olan bilimsel bilgi ve düşünce tarzının genç nesillere en iyi nasıl aktarılacağı konusunda araştırma yaparlar. Bilimsel çalışmaların evrensel değerler ve yöntemler üzerinde inşa edildiği sıkça dile getirilen bir olgu olsa da toplumların kültürel değerlerinin yaşamın her alanını derinden etkilediği de bilinen bir gerçektir. Bilimsel akıl dendiğinde her olgu ve kavramı sorgulayan, eleştiren ve sürekli ‘şüphe’ duyan yaklaşımdan söz ederiz. Tez – anti tez – sentez basit üçleminde sürekli olarak var olana yenisini eklemeye çalışan bilimsel aklın yegane silahı sorgulayıcı olmasıdır. Toplumların kültürel değerleri bilimsel aklın nasıl şekilleneceğini de belirlerler. Bir toplumun değer yargılarının eğitim bilimsel süreçlerden farklı olacağını düşünmek pek gerçekçi değildir. Asırlar boyu şekillenen değer yargıları bir tek yüz yıl içinde değiştirilemeyecek kadar köklüdür. İnsanların kültürel değerleri onların sadece birbirleriyle olan ilişki ve etkileşim şekillerini belirlemez, onların nasıl düşüneceklerini, nasıl hissedeceklerini ve nasıl öğreneceklerini da belirler. Öğrenme ve öğretme etkinlikleri özünde kültüreldir. Toplumdaki hakim değer yargılarının bu süreçteki önemli rolü yadsınamaz. Benimsenen eğitim felsefesi ne olursa olsun, toplumdaki hakim değer yargısı benimsenen yaklaşımın sınıf içinde (veya aile ortamında) ne kadar başarılı olacağının temel belirleyicisidir. Toplumun kültürel dokusuna uymayan yaklaşımların eğitim alanında başarılı olması çok güçtür. Kültürel değerlerin siyasal yaklaşımları ve demokratik süreçleri etkilemesi kaçınılmaz bir durumdur.

Kültürler arası çalışmalar alanında genel kabul görmüş olan birçok çalışmadan söz edebiliriz, ancak bu yazının amaçları doğrultusunda kültürel farklılıkların betimlenmesi konusunda sıkça söz edilen Geert Hofstede’nin modelini çok kısa olarak özetlemekle yetinelim. Hofstede dünya genelinde ulusal kültürler üzerine yaptığı çalışma sonucunda toplumların beş ana kültürel parametre çerçevesinde sınıflandırılabileceğini öne sürmüştür. İlk olarak bireyin toplum içindeki konumuna ilişkin olarak birey odaklı veya toplum odaklı kültürel grupların olduğu tezini öne süren Hofstede, bireyci-toplumcu sınıflamasını yapmıştır. ABD, Hollanda gibi ülkelerdeki kültürlerin birey odaklı ilişkileri temel alırken Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerin toplum odaklı olduğunu iddia etmiştir. Bireyin merkezde olduğu toplumlarda çocukların yetiştirilme tarzından meslek seçimine kadar birçok konuda taban tabana zıt kültürel yaklaşım farklılıklarının olduğunu göstermiştir. Örneğin, grup odaklı toplumlarda çocuklara büyüklerin yanında konuşulmaması ve alçak gönüllü olunması gerektiği öğütlenirken, birey odaklı toplumlarda kendine öz güvenin ne kadar önemli olduğu ve haklarını her koşulda herkese karşı savunulması gerektiği öğretilmektedir. Bireyci toplumlarda anne-babalar çocuğun sorduğu her soruya ciddi yanıtlar verirken, grup odaklı toplumlarda “çocuklar her şeye karışmaz – büyüklerin yanında fazla konuşulmaz” gibi öğretiler sunulmaktadır. Batıda gençler üniversitede hangi bölümde okuyacaklarına karar verirken, doğulu toplumlarda buna daha çok aileler karar verirler. Hatta evlenilecek eş seçiminde bile ailenin büyük etkisi söz konusuydu. Konuyu daha derinlemesine tartışmamız mümkün ancak yazının amaçları doğrultusunda çok yüzeysel sınıflandırmalarla kültürel farklılıklar tartışmamıza devam edelim.

Hofstede ikinci olarak toplum içindeki güç dağılımının çok önemli bir parametre olduğunu öne sürmektedir. İnsanlar arasındaki eşitlik algısının çok önemli bir gösterge olduğunu belirten Hofstede İsveç ve Danimarka gibi toplumlarda bireylerin yaş, cinsiyet, sınıf, maddi güç gibi etkenlerden bağımsız olarak kültürel değerler sisteminde eşit görüldüğünü anlatır. Ancak güç piramidinin çok dik olduğu Türkiye ve Kore gibi toplumlarda politik güç, toplumsal statü, eğitim, maddi güç gibi ölçütler insanlar arasındaki farklılıkları ciddi oranda belirlemektedir. Yöneticiye, anne-babaya, öğretmene ve büyüklere karşı duyulan saygı, toplumsal ilişkilerde çok ciddi yere sahiptir. Güç ve otorite el ele gider. Makam sahibi birey, kişisel özellikleri ne olursa olsun makamına saygı gösterilmesini ve kayıtsız koşulsuz kendisine itaat edilmesini bekler. Siyasi sistemde lider mutlak güce sahiptir ve liderin onayı olmadan hiçbir ciddi karar alınamaz. Toplumsal statü bireyin bilgisi veya kişiliğinden ziyade, bireyin makamı ve ait olduğu grup tarafından belirlenebilmektedir. Bilgi ve güç sahibinin statüsünün ve gücünün sorgulanması pek olası değildir. Siyasi lider parti teşkilatınca, genel müdür veya patron çalışanlar tarafından, öğretmen öğrencileri tarafından mutlak itaat bekler. Dini duygu ve düşüncelerin ağır bastığı çevrelerde ise biat kültürü yani sorgusuz sualsiz itaat kültürü mutlaktır. O yapıda bireyin özgünlüğü, özgürlüğü ve değerinden çok biat hiyerarşisi içindeki yeri önemlidir. Bu tür kültürel yapılarda sorgulayıcı akıl kendine pek yer bulamaz. Birey odaklı eğitim sistemleri bu kültürel yapıyla doku uyuşmazlığı yaşarlar çünkü biat kültürü sorgulama ve eleştiri değil mutlak itaat bekler. İtaat ve biat kültüründen gelen siyasi hareketlerin demokratik olması zaten mümkün değildir. Lider ne derse doğru o’dur. Karşı çıkan ya “haindir” ya da rejim düşmanıdır. Bu tür yapılarda demokratik eğilim aramak samanlıkta iğne aramakla eş değerdir.

Hofstede’nin sınıflandırmasında üçüncü parametre ikinciyle yakından ilişkilidir. Hofstede’nin erkek-kadın eşitliği indeksi olarak adlandırdığı bu boyutu, cinsiyetçiliğin toplumsal boyutu olarak açımlayabiliriz. Cinsiyet ayrımcılığının yüksek olduğu toplumlarda kadın erkek eşitliğinin çok düşük olduğunu görürüz. Örneğin, Orta Doğu’nun muhafazakar kültürlerinde ve grup odaklı toplumlarda cinsiyetçi yaklaşımın ağır bastığına tanık oluruz. Bu tür toplumlarda erkek ve kız çocuklarının çok farklı yetiştirildiğine ve cinsiyete özgü rollerin daha küçücük yaşlarda çocuklara aktarıldığını görürüz.  Cinsiyetçiliğin yüksek olduğu toplumlar genellikle erkek-egemen toplumlardır. Onların kaba genellemesiyle “kadının yeri mutfaktır”. Bu tür toplumların meclislerine ve üst düzey yöneticilerine bakınca erkek egemenliği kolaylıklar görülür. Cinsiyetçi toplumlarda da sorgulayıcı akıl kendine pek yer bulamaz.

Dördüncü olarak Hofstede belirsizlik duygusuyla baş etmenin de kültürel dokunun belirleyici bir unsuru olduğunu iddia eder. Hofstede, sonuçları belirsizlik içeren durumların bazı toplumlarda yüksek kaygıya yol açtığı ve bu durumun insanlar arasındaki güven duygusunu da ciddi oranda etkilediğini öne sürer. Bu tür toplumlarda yasaların her türlü belirsizliğin önüne geçmek için hazırlandığını, ama bireylerin de hep yasaların arkasından dolanmak için yollar bulduğunu öne sürer. Farklı kültürel çalışmalarda bu boyut bazen “toplumsal düzen” ve “esneklik” olarak da dile getirilir. Belirsizlikle baş etme oranı ne kadar yüksekse, toplumsal düzen ve “istikrar” kavramları siyasi liderler tarafından o denli fazla dile getirilir. Son olarak Hofstede uzun vadeli ilişki yaklaşımı sınıflamasını tanıtmıştır. Bazı toplumların ilişkilere anlık çıkar ilişkileri bağlamında ve kısa vadeli baktığını, bazı toplumların kültürel dokularının ise ilişkilerin kalıcılığının değeri üzerine yapılandığı iddia edilir.

Çok kısaca sunulan kültürel değerlerin yapısı bağlamında Türk kültürünü yüzeysel olarak betimlersek, toplum odaklı bir kültüre sahip olunduğu, güç dağılımı piramidinin çok dik olduğu ve dolayısıyla bireyler arasındaki ilişkinin toplumsal statü kavramından çok etkilendiği, cinsiyetçiliğin geleneksel olarak çok fazla olduğu ve toplumsal düzen algısının çok yüksek olduğu öne sürülebilir. Bu tür toplumlarda kültürel dinamikler siyasal rejimleri birey odaklı toplumlara göre çok daha farklı şekilde etkileyecektir.

Demokrasilerde bireysel özgürlükler ve bireyin hakları ön plandadır. Bunun güvencesi de güçler ayrılığının temel koşul olduğu bağımsız yargıdır. Katar, Suudi Arabistan ve Suriye gibi tek adam merkezli rejimlerde ise bireylerin ve siyasal grupların değil, rejimin menfaatleri ve rejimin sahibi“tek adamın” menfaatleri vardır.

Tarih boyunca Türkler 16 devlet kurmuştur ve dünya yüzünde başka bir milletin boyunduruğuna girmeyen sadece iki millet vardır: Tayland halkı ve Anadolu’nun Oğuz Türkleri. Türklerin bağımsızlık aşkı genlerinde vardır. Hiç kimseye boyun eğmezler. Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi bağımsızlık ve özgürlük Türk’ün karakteridir.

Türk’ün dünyaya mesajını bir kez de ihtiyacı olanlara vermekte fayda var:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

16 Nisan’da Türk halkı demokrasinin ve özgürlüğün onun karakteri olduğunu bir kez daha ilan edecek.

 

Prof. Dr. Kutlay Yağmur
Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi
Elektronik posta adresi: 
k.yagmur@uvt.nl

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

   

   

 

 

 

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Avrupa'nın haber sitesi...