Selamün Yavuz yazdı: Adalet

İNSANOĞLU, varoluşundan beri hep adalet istemiştir. Zayıf insanın güçlüye karşı, mağdurun mağrura karşı hakkının olduğunu savunmuştur. Bu uğurda savaşlar yapılmış, canlar verilmiş, isyanlar çıkarılmış ve hatta devrimler gerçekleştirilmiştir.

***

İnsanoğlunun adalet arama çabaları son 5 bin yılda yasalar ve anayasalar yaparak olmuştur. İlk yazıyı M.Ö. 3200 yıllarında bulan Sümerler tarihte ilk yazılı hukuk kurallarını da oluşturmuşlardır.

Bir Sümer Kralı olan Urgakina tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar ‘Fidye ve bedel’ sistemine dayanıyordu. Urgakina’nın çıkardığı yasaların önemli bölümü, ilk sosyal reform, ilk mülkiyet hakkı gibi kendi zaman ve mekan şartlarına göre büyük devrimlerdir. ‘Tarla sürenin, hayvan sağanındır’ mantığı ile Urgakina tarafından hazırlanmış ve dönemin dini eksenli bir yönetim süren ve halkı ekonomik anlamda sömüren din adamlarının bir gece devrimi ile alaşağı edilmesini sağlamıştır.

M.Ö. 3200’lü yıllardan günümüze doğru geldiğimizde Ur kralı Ur-Nammu’nun kanun kitabı (M.Ö. 2050), Eşnunna kanun kitabı(M.Ö. 1930) ve İsin’li Lipit-İştar’ın kanun kitabı (M.Ö. 1870) yer alır.

***

Ama Babil kralı Hammurabi’nin (M.Ö. 1728-M.Ö. 1686) yasaları, M.Ö. 1700 yılı civarında Mezopotamya’da yaratılan, tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı kanunlarından biridir.
Hammurabi’nin çeşitli meselelerde verdiği kararlar, Babil’in koruyucu tanrısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı’na dikilen bir taş üzerine Akatça dilinde yazılmıştı. Hammurabi, kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş’ın olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu.

Hammurabi Kanunlarının yazılı olduğu silindir taş günümüzde Paris’in Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Yaklaşık iki metrelik silindir bir taşın üstüne çivi yazısı ile yazılmış olan kanunlar tam 282 maddedir, ancak bu maddelerin 30′u (madde 66-99) şu anda okunamayacak durumdadır. 13 sayısı uğursuz sayıldığı için 13. madde yazılmamıştır.

Hammurabi Kanunlarından birkaç örnek vermek gerekirse;

5.madde ‘Eğer bir yargıç bir davaya bakar ve bir karara varırsa verdiği hükmü yazılı olarak takdim eder. Daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek yargıçlık makamından el çektirilir ve bir daha asla yargıçlık icra etmek için oraya oturamaz.’

Tam bundan 3720 yıl önce bir yargıcın adil karar vermesi gerektiği vurgulanmış, adil karar vermezse cezai müeyyidelerin ne olacağı da Hammurabi Kanunlarında belirtilmiş.

60.madde de ise ‘Herhangi bir kimse, bir tarlayı bahçıvana bahçe haline getirmesi için bırakırsa ve o da bahçede çalışıp dört yıl süre ile bahçeye bakarsa beşinci yılda bahçıvan ile bahçenin sahibi bu bahçeyi ikiye bölerler ve bahçe sahibi kendi payını alır’ diyor.

Bu maddede de çalışan, emeğini esirgemeyen bir işçinin bir süre sonra emeği karşılığı mülke ortak olma hakkı tanzim ediliyor.

***

15 Haziran 1215 tarihinde İngiltere‘de imzalanmış olan Magna Carta (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) de ilk anayasa olarak kabul edilebilir ve tarihi anayasal süreçte önemli bir yeri vardır. Magna Carta, Papa 3. İnnocent, Kral John ve baronları arasında, Kralın yetkilerini belirlemek için imzalanmıştır. Bu şekilde kralın hukuka göre hareket etmesi sağlanmıştır. Magna Carta toplum güçlerini belirleme niteliğindeydi. Bu sayede kral yetkileri din adamları ve halka karşı sınırlandırılmıştır.

***

1781 Amerika Birleşik Devletleri Anayasası da dünyada ilk yazılı modern anayasalardan birisi olarak kabul edilir.

Ama 1789 Fransa devriminden sonra yayınlanan ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ ve peş peşe çıkarılan Fransız Anayasaları, içeriği ve evrensel etkisi dolayısıyla günümüzde bile halen ‘Adalet‘ kavramına anlam kazandıran en büyük etkenlerdir.

Bir önsöz ve 17 maddeden oluşan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, insanların hakları ve ulus üzerinde varılan temel hükümleri içermektedir. Bu hükümler özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı koyma gibi doğal ve devredilemez hakların vatandaşlara verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Her bir insan özellikle hukuk ve kanun önünde eşit olmalıdır.

Örneğin 1. maddede ‘İnsanlar, haklar bakımından özgür ve eşit doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak faydaya dayanabilir‘ hükmü var.

11.maddede ise‘Düşüncelerin ve inançların serbestçe dışavurumu en değerli insan haklarından bir tanesidir. Her bir yurttaş yasaların belirlediği durumlarda bu özgürlüklerin kötüye kullanımından sorumlu olmak şartı ile bu ifadelerini özgürce konuşabilir, yazabilir ve yayınlayabilir’ denerek düşünce ve ifade özgürlüğünün temelleri atılmıştır.

***

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, daha sonra 20. yüzyılda erkek, kadın ve çocukların temel insan hak ve özgürlüklerinin belirlediği ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne (The Universal Declaration of Human Rights) ve Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Sözleşmesi’ne büyük etkisi olmuştur.  1948 yılında benimsenen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi birçok ulusal ve uluslararası yasanın temelini oluşturur.

***

Türkiye Cumhuriyet devletinin mahkeme salonlarında ‘Adalet mülkün temelidir’ ibaresi yer alır. Bu sözü kimileri Hazreti Ömer’e, kimileri de Mustafa Kemal Atatürk’e atfederler. Ancak günümüzde adaletin en temel niteliğini simgeleyen bu sözler Romalılara aittir ve orijinali Latince ‘Justitia est fundamentum regnorum’ şeklinde yazılır.

Burada ‘Mülk’ sözcüğünün anlamı devlet ya da vatandır, devletin temeli ise adalete dayanmaktadır. Hukukun üstünlüğünün hiçe sayıldığı, adil yargı sisteminin olmadığı bir devlette insanlar birbirlerine karşı saygı göstermez ve bununla birlikte toplumda kargaşa, huzursuzluk ve kaos ortamı oluşur. Eğer mülkün temeli olan adalet yok ise güçlü olan güçsüz olanı sürekli ezer ve güçsüz olanın haklarını gasp ederek onu yok etmeye çalışır; herkes kendi adaletini kendi yaratmaya çalışır.

Adalet arayışının 4 – 5 bin yıllık bir geçmişi var. Bu süreç içerisinde öyle mücadeleler verildi, öyle acılar yaşandı, o kadar çok can verildi, o kadar insan adil olmayan bir hukuk düzeninin mağduru oldu ki, 430 kilometrelik bir yürüyüşe tahammül gösteremeyenlerin kendileri de er ya da geç şimdi tahammül gösteremedikleri ‘Adalet‘ talebine bir süre sonra dört elle sarılacaklar, kendileri için de adalet isteyecekler.

O gün geldiğinde ise adalet, bugün adalet talebine kulak tıkayanların, yarının ‘Etme bulma dünyası’nı hazırlamış olmaları şeklinde tecelli eder.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: 
www.facebook.com/selamunyavuz

 

      

        

 

 

 

 

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Avrupa'nın haber sitesi...