Selamün Yavuz yazdı: Hollanda’dan Anadolu’ya uzanan zeytin talanı

MERKEZİ, Hollanda’nın şu anda nüfusu 44 bin olan Zwijndrecht kentinin Lindtsedijk 8 adresinde bulunan Sime Darby Unimills BV adında bir fabrika var.  Avrupa’nın 2. büyük yağ fabrikası konumunda.

NL810204459B01 vergi numarası ile Hollanda vergi dairesine, 24328835 no’lu kayıt numarası ile Hollanda Ticaret Odasına kayıtlı Sime Darby Unimills BV 2001’de Malezyalı Golden Hope Plantations Berhad grubu tarafından satın alınmış, ama 100 yılı aşkın geçmişinde Türkiye’de zeytin üretiminin kaderini belirleyen ilginç dönemler var.

Aslında sadece zeytinlik alanların kaderi değil; yediğiniz dondurmadan kullandığınız deterjana, diş macunundan hazır çorba sektörüne uzanan bu geçmişte Türkiye’nin kaderine de etkisi olmuş.

Zeytinliklerin endüstriyel alana dönüştürülmesi çabalarına ışık tutmak amacıyla geçtiğimiz yüzyılın başlarına gidelim.

Margarin üretimi nasıl başladı?

Her şey 1911’de Samuel van den Bergh ve Anton Jurgens adında iki tereyağı üreticisinin Zwijndrecht’te bir sabun ile bir bitkisel yağ fabrikası kurmak istemeleriyle başlar.

Van den Bergh ve Jurgens aileleri 1880’li yıllarda Hollanda’nın Oss kentinde tereyağı üretimine başlarlar.

Bu iki tereyağı üreticisi, hammadde alımı için gittikleri Fransa’da margarin üretildiğini keşfederler.

Fransa’da Napolyon, savaşa giden askerlerin kumanyalarında götürebilecekleri ekmeğin üzerine sürülebilen katı ve dayanıklı bir gıda türü üretilmesini ister, bir yarışma açar. Hippolyte Mège Mouriés adında Fransız bir kimyager ineklerdeki süt üretimi sürecini inceler ve margarini icat eder. Mouriés yarışmayı kazanır ve 1869’dan itibaren Fransa’da margarin üretimi başlar. Bu maddeye, Yunanca’da ‘İnci’ anlamına gelen ‘Margaron’ adı verilir.

Van den Bergh Hollanda’nın Oss kentinde margarin üretimine başlar, sonra 1891’de margarin üretimini Rotterdam’a taşır.

Van den Bergh sabun üretimi işine de girmek ister; çünkü sabun ile margarinin hammaddesi aynıdır.

Evet evet, yanlış okumadınız; sabun ile margarinin hammaddesi aynıdır!

Bunun için Zwijndrecht kentinde uygun bir yer bulunur. 1911’de Zwijndrecht Lindtsedijk adresinde C adası 1991 no’lu parselde Van den Bergh´s Vereenigde Zeepfabrieken (Van den Bergh Birleşik Sabun Fabrikası) kurulur.

Unilever’in kurulması

Jurgens ailesi ise Oss kentinde fabrikalarını genişletmenin mümkün olmadığını anlayınca, aynı yıl Zwijndrecht’te bir yağ fabrikası kurmaya karar verir.

Yan yana bu iki yağ fabrikası ilk başlarda birbirleriyle rekabet içindedirler; rafineriler haftada 400 tona ulaşan kapasiteye sahiptirler.

Bir süre sonra kıyasıya rekabet yerine, 1927 yılında margarin ve yağ rafinerisi işlerini birleştirirler ve ortaya de N.V. Maatschappij der Vereenigde Oliefabrieken (MVO) te Zwijndrecht ve Margarine Unie adında iki şirket ortaya çıkar.

Margarine Unie iki yıl sonra İngiliz Margarine Union ve Lever Brothers Ltd. ile birleşince Lever Brothers & Unilever adında yeni bir şirket oluşur. Daha sonra adını kısaltarak Unilever N.V. adını alan şirket MVO fabrikasını da bünyesine katarak büyümeye devam eder.

Birleşen sermayenin daha da büyümesi için önleri açıktır. Zwijndrecht Belediyesi 2 Kasım 1930’da MVO tarafından kimya-teknik ünitesinin kurulmasına izin verir. Ek bina ve ek ünitelerle büyüme yıllarca devam eder (Zwijndrecht Belediyesi arşivlerinde 1050 no ile kayıtlı).

Unilever N.V. 5 Mayıs 1945’de Nazilerin Hollanda’nın işgaline son vermesinden sonra hem gıda ve temizlik portföyünü oldukça genişletir, hem de dünyaya açılarak stratejik bölgelerde fabrikalar açar.

Bu Hollanda-İngiliz şirketinin artık dünyayı margarinle tanıştırma zamanı gelmiştir.

Türkiye margarinle nasıl tanıştı?

Unilever’in seçtiği stratejik ülkelerden birisi de Türkiye idi.

1950’lere gelindiğinde Türkiye çok partili demokrasiye geçmiş, 21 milyona yakın nüfusun yüzde 70’inin kırsalda yaşadığı bir ülkeydi. Okuma-yazma oranı genelde yüzde 32, erkeklerde yüzde 45, margarin ve temizlik ürünlerinin hedef kitlesi kadınlarda yüzde 20 bile değildi.

Savaştan yeni çıkmış bir ülkenin yeni pazarlar arayan bu dev şirketi için Türkiye uygundu, ancak halkın yağ kullanma alışkanlığı ve damak tadı margarine uygun değildi. Anadolu’nun iç bölgelerinde hayvani tereyağı yemeklere tat katıyor, Akdeniz, Ege ve Marmara havzası ise ürettiği zeytinden çıkardığı zeytinyağını sabah, öğle ve akşam yemeklerinde tüketiyordu.

İyi bir pazarlama stratejisi gerekiyordu. Hedef kitle, kendi yağını kendi çıkararak kırsal kesimde yaşayanlar ve okuma yazma oranı düşük olduğundan ikna edilmesi daha kolay olan kadınlar olacaktı.

Unilever, 1951’de İş Bankası ile iş birliğine girerek İstanbul Bakırköy’de yılda 8 bin ton margarin üretme kapasiteli fabrika kurdu; ‘Sana‘ ve ‘Vita‘ adında markalarla margarin ilk kez pazara sunuldu.

Fabrika, 5 Ocak 1953’te margarin üretimine başlar ve Türk tüketicisi Sana ve Vita markalarıyla tanışır.

Margarinin tanıtımı

Ancak Türkiye için yeni olan bu ürünü Türk tüketicisine tanıtmak gerekiyordu. Sana markasının lansman kampanyası üretimin başlamasından beş yıl sonra, Türkiye’nin ilk reklam ajanslarından Grafika tarafından gerçekleştirilir. Afişler bastırılır.

Bir Türk Hollanda teşebbüsü olan UNILEVER-İş Türk Limited şirketi dünyaca tanınmış malumatını sizlere takdim eder.’

Sıhhatiniz, enerjiniz ve aynı zamanda tasarrufunuz için işte SANA Hollanda tipi margarin.’

Altına da ‘Türkiye’nin en modern fabrikasında, gayet sıhhi şartlar altında en mükemmel nebati yağlar ve pastörize süt ile imal edilen, A ve B vitaminlerini ihtiva eden SANA’yı yiyen herkes enerji ve sıhhat kazanır. Bilhassa çocuklar SANA’yı fevkalade lezzeti için severler ve sizler de onların ne kadar istifade ettiklerini görebilirsiniz. Ekmeğinize bol bol SANA sürünüz ve pastalarınızı SANA ile hazırlayınız! Ve bilhassa şunu unutmayınız! SANA ucuzdur, 250 gr.lık bir paket sadece 95 kuruştur’ notunu düşerler.

Ardından ‘Sizin için çalışıyorlar’ sloganı ile margarinin üretiminden tüketiciye ulaşması sürecini gösteren afişler bastırılır.

Mısırözü yağı

Bu arada Türkiye ABD’nin ‘Marshall Yardımı Programı’nın altına imza atmış, ABD’nin yardım koşullarını kabul etmiştir. Bu koşullarda birisi de Türkiye’nin ABD’nin üretim fazlası mısırözü yağını ithal etmesidir. Ancak mısırözü yağının Türkiye’de yaygın kullanımını sağlamak için Türk halkının zeytinyağı alışkanlığından vazgeçmesi gerekir.

Bunun için o yıllarda yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı Türkiye’ye satılır.

Türk insanı bir taraftan zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına, diğer taraftan margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı‘ısınırsa kanser yapar’ gibi yalanlar uydurulur.

Rum halk türküsüne sipariş güfte

Bu da yetmezmiş gibi sipariş türkü verilir.

“Zeytin Yağlı Yiyemem Aman,
Basma Da Fistan Giyemem Aman.
Senin Gibi Cahile,
Ben Efendim Diyemem Aman.

Kaldım duman içi dağlarda,
Sevgili yârim Nerelerde.”

Bursa yöresine ait bu türkünün 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan’dan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlendiği bilinir.

Ama işin aslı daha farklıdır.

Aslında bu türkü bir Rum halk türküsüdür. Yunanca adı ‘Γιατί θες να φύγεις’dir, Latin harfleriyle ‘Giati thes na figeis’ şeklinde yazılır, Türkçe ‘Neden bırakıp gidiyorsun’ anlamına gelen bir sevda türküsüdür.  Zeytinle ve zeytinyağıyla uzaktan yakından alâkası yoktur.

Ama bu Rum halk türküsüne zeytinyağını küçümseten güfte siparişi verilir.

Sabah akşam radyolarda bu türküleri dinleyen Marmara, Ege ve Akdeniz bölgesi halkı yavaş yavaş zeytinden ve zeytinyağından soğumaya başlar.

Ama bu yeterli olmaz, Anadolu’nun derinliklerine kadar inerek oralarda da insanları margarinin tadına alıştırmak gerekir.

Kasası bir büfeye dönüştürülmüş kamyonlarla Anadolu’nun en ücra köylerine giden Unilever reklamcıları köy meydanında çocuklara üzerine margarin sürülmüş mis gibi sıcak ekmeği bedava dağıtırlar. Çocuklar bir daha, bir daha sıraya girerler.

Ertesi gün o çocuklar yine köy meydanına koşarlar, margarin sürülmüş ekmek almak için. Ama kamyon başka bir köye gitmiş, margarin köy bakkalının rafında satışa çıkarılmıştı.

Kırsaldan kente yoğun göçün yaşandığı yıllarda margarin artık modern kentlinin kullandığı yağ imajını da yakalamıştı. Köyden kente göç eden insanlar tereyağını, zeytinyağını üretmeyi ve yemeklerinde kullanmayı bırakıyor, margarine yükleniyordu. Öyle ki, 1970’li yıllarda ekonomik yaptırımların altında ezilen Türkiye’de margarin kuyruğu bile oluyordu.

Türkiye artık kendi yağıyla kavrulmuyor, Hollanda-İngiltere iş birliği sayesinde Türkiye’ye getirilen margarin ile kızartmalarını yapıyor, menemenini pişiriyordu.

Bütün bir kuşak, pul biberli zeytinyağına ekmeğini banarak kahvaltı yapmanın zevkinden mahrum bırakılarak büyümüştü.

Yıl 1989’a gelindiğinde Unilever’in Sana markası Türkiye’de yılda 129 bin ton satışla rekor kırıyor; Unilever şirketi o yıl en büyük kâr oranını Türkiye’de yakalıyordu.

Zeytinyağı artık raflarda tozlanıyor, köylerde üretilmiyor, zeytin para etmiyordu. Zeytin talanı planı amacına ulaşmış, bir milletin damak tadı değiştirilmiş, sağlığıyla oynanmıştı.

Hollanda – İngiltere ortaklığı ile 1929’da kurulan Unilever 1951’den beri aktif olduğu Türkiye’de şu an gıda, temizlik ve vücut bakımı sektöründe tam 27 markayı içinde barındıran dev bir kuruluş.

Zeytinyağı ile endüstriyel sermaye ilişkisi

Zeytinyağı ile endüstriyel sermaye hiçbir zaman barışık olmadı. Çünkü zeytinyağı Ege’de, Marmara’da, Akdeniz’de her köy evinde bulunabilen taş ve ahşap malzemelerle üretilebilir. Zeytinyağı üretimi için endüstriyel fabrikalara ihtiyaç yok; kimyasal madde katılmaz. Evinizin bahçesindeki 20 yıllık beş zeytin ağacından hem yıllık zeytin, hem de zeytinyağı ihtiyacınızı rahatlıkla karşılayabilirsiniz. O zeytin ağacı ki, 3 yılda verim vermeye başlar, verimi yüzlerce yıl giderek artarak devam eder. Zeytin ağacı ölümsüzdür.

İşlemesi endüstriye bağımlı olmadığından zeytinden ve zeytinyağından rant elde etmek zordur.

Bundan dolayı, varlık sebebi rant olan endüstri ile zeytinin yıldızı hiç barışmadı.

Onun için zeytinlikler hep endüstri için talan edilsin teklifleri ortaya atıldı.

***

Türkiye’de zeytin ağacının endüstriye karşı savaşı 65 yıldır devam ediyor, ama kazanan mutlaka ölümsüz zeytin ağacı olacak. Çünkü Türk halkı zeytinlikleri talan etme planları sayesinde zeytinin kıymetini daha iyi öğreniyor, zeytinine sahip çıkıyor.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: 
www.facebook.com/selamunyavuz

 

 

       

         

 

 

 

 

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

 

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Avrupa'nın haber sitesi...