“AB insan haklar\u0131n\u0131 tan\u0131m\u0131yor”

AB INSAN HAKLARINI TANIMIYORAMSTERDAM (İnterAjans) – Uluslararası Göç Platformu tarafından İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen üst düzey diyalog toplantısında sunumda bulunan HTİB (Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği) Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, AB ülkelerinin hemen hemen tamamının Birleşmiş Milletlerin dokuz temel insan hakları sözleşmesinden sekizini onayladığına işaret ederek, “AB üyesi ülkelerden hiç birisi Birleşmiş Milletler Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarına dair Sözleşmeyi onaylamamıştır. Bu tutumun iki basit sonucu vardır. Ya AB bu sözleşmeyi bir insan hakları sözleşmesi olarak kabul etmiyor ya da göçmenlerin insan haklarını kabul etmiyor. BM bu sözleşmeyi temel insan hakları sözleşmesi olarak kabul ettiğine göre, geriye ikinci seçenek kalıyor. AB göçmenlerin temel insan haklarını tanımıyor” diye konuştu.

Göç alan ülkelerin hükümetlerinin, göçmenlerin haklarını kısıtlamaya yönelik politikalarına, uygulamalarına, ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı ortak bir mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiğine vurgu yapan Ayrancı, “Göçmenlerin haklarını korumak için ulusal ve uluslararası düzeyde yeterli mevzuat vardır. Evrensel insan hakları enstrümanları ve bölgesel insan hakları enstrümanları, insan haklarını tüm detaylarıyla kapsamaktadır. Evrensel ya da bölgesel insan hakları enstrümanlarının tamamı ayrımcılık yapmama ilkesini içerir. Belirtilmesinde yarar görülen önemli bir husus temel insan hakları sözleşmelerinin ‘asgari’ değerleri kapsadığıdır” ifadesini kullandı.

BM Göçmen İşçiler Sözleşmesi’nin düzensiz konumdaki göçmen işçilere ve aile fertlerine bazı temel hakları sağladığını anlatan HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, sözlerini şöyle sürdürdü: “AB üyesi ülkeler bu sözleşmeyi onaylamama gerekçesi olarak bunu öne sürmektedir. Oysa, sadece bir iki istisna dışında, Göçmen İşçiler Sözleşmesi’nde düzensiz göçmenler için sağlanan hakların tamamı diğer insan hakları sözleşmelerinde de yer almaktadır. Bu tespit, göçmenler için hayati öneme sahiptir. Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele için mevzuat bakımından oldukça ileri düzeydedir. Bu mevzuatın uygulanmasının denetimini yapan Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdikleri kararlarda bu mevzuatı daha da geliştirmişleridir. Ayrımcılığı tanımlarken başvuracağımız en önemli kaynaklar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı’nın bu konudaki yaklaşımlarıdır. Her iki mahkemenin de yaklaşımları ortaktır. Dünyanın her bölgesinde olduğu gibi, Avrupa’da da en fazla ayrımcılık göçmenlere yapılmaktadır.”

Avrupa Birliği Kurucu Anlaşması’nın 13. maddesinde AB kurumlarına cinsiyet, ırk, etnik köken, inanç, engelli, yaş ve cinsi eğilimleri nedeniyle bireylerin ayrımcılığa uğramaması için gerekli tedbirleri alma ve uygulama yükümlülüğü verildiğine dikkati çeken Ayrancı, bu kapsamda Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nun 1978, 2000 ve 2006 yıllarında 4 ayrı cinsiyet eşitliği, kadın ve erkekler arasında sosyal güvenlik alanında ayrımcılık yapılmaması, istihdamda eşitlik direktifini benimsediğini söyledi. Ayrancı, “Bununla birlikte 16 Aralık 2008 tarihli Geri Dönüş Direktifi yasal ikamet statüsü bulunmayan veya kaybeden göçmenlere bir takım güvenceler sağlamaktan uzaktır” diye konuştu.

Değişen biçimlerde ve oranlarda göçmenlere karşı ayrımcılık yapıldığını belirterek, göçmenlerin istihdam, eğitim, sağlık durumları ile dini, cinsiyeti ve yaşının yapılan ayrımcılığın boyutlarını etkilediğini anlatan Mustafa Ayrancı, “Avrupa Birliği ülkelerinde göçmenlere karşı yapılan ayrımcılığın ne boyutta olduğunu anlamak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararlarının incelenmesi yeterli olacaktır. Sizlere Hollanda örneğinde göçmenlere karşı hak kısıtlayıcı politikaları ve ayrımcılıkla ilgili uygulamaları göstermeye çalışacağım. Burada gözden kaçırmamamız gereken en önemli husus, bu politikaların sadece bir hükümet politikası olmadığıdır. Hükümetler değişmiş ancak göçmen politikaları daha da sıkı hale gelmiştir. Bu uygulamaların bir çoğunun göç alan diğer AB ülkelerinde de olduğunu biliyoruz” ifadesini kullandı.

HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, Hollanda’ya ilişkin olarak daha sonra şu noktaları sıraladı:

“Irkçılık:
İlk örnek, ırkçılığın ne boyutlara ulaştığını açık bir biçimde gösteriyor. Wilders yerel seçimlerin yapıldığı gece partililerine yönelik yaptığı konuşmada ‘daha az Faslı ister misiniz?’ diye sorabiliyor ve beklenen ırkçı yanıt partililerden geliyor ‘evet’. Bu bir ifade özgürlüğü değil faşist bir saldırıdır, faşist bir kışkırtmadır. Toplumsal muhalefet tepkisini göstermiştir, ancak yeterli değildir. Üzüntü verici olan Wilders’in bu söylemiyle bazı göçmenlerden de oy almış olmasıdır.

Düzensiz konumda (belgesiz) bulunmanın suç sayılması:
Düzensiz konumda (belgesiz) bulunmanın suç sayılması ve bu suçun cezalandırılması halen Hollanda’nın gündemindedir. Bu alarm verici bir gelişmedir. Düzenli konumda bulunan, diğer bir ifadeyle yasal ikamet sahibi göçmenlerin ve göçmen örgütlerinin bu gelişme karşısında sessiz kalması çok daha tehlikelidir. İnsan hakları temel sözleşmeleri düzensiz konumda bulunmayı suç olarak kabul etmemektedir.

Geri Kabul Anlaşması:
Bununla bağlantılı olarak ‘Geri Kabul Anlaşmaları’na değinmek gerekir. AB’nin diğer ülkelere empoze ettiği ‘model geri kabul anlaşması’ sadece düzensiz konumda bulunan göçmenler için değil düzenli konumda bulunan göçmenler için de çok büyük bir tehdittir. Son olarak Türkiye ile geri kabul anlaşması imzalanmıştır. Seçim döneminde, her türlü anti demokratik uygulamalarla AB ile ilişkilerini bozan Türkiye hükümeti, şimdi bizzat Başbakanının emriyle geri kabul anlaşmasını uygulamaya geçirebilmek için sıkı bir çalışma içine girmiştir. AB genelinde, HTİB ve bir iki sivil toplum örgütü dışında göçmenlerin oluşturduğu hiçbir sivil toplum örgütünden tepki gelmemiştir.

İstihdam:
İstihdam en önemli sorunlarımızdan birisidir. Kamu ve özel sektörde göçmenlerin istihdamında sıkıntıların olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunu vatandaşlarla göçmenlerin işsizlik oranlarına baktığımızda çok açık biçimde görebilmekteyiz. İstihdamdan yeterince pay alamamamızda göçmenlerin de sorumluluğu bulunduğunu unutmayalım. Ancak şu örnek konuyu çok açık biçimde özetlemektedir. Hollanda’da bir Türkiyeli göçmen 2011 yılında hazırladığı CV ile özel sektörde çok sayıda firmaya iş başvurusunda bulunmuştur. Bu firmalardan hiç birisinden yanıt alamamıştır. Aynı kişi CV’de sadece adını Hollanda ismi ile değiştirmiş ve aynı işyerlerine tekrar iş başvurusunda bulunmuştur. İşyerleri bu defa kendisini görüşmeye davet etmiştir. Bu tespit edilmiş bir durumdur.

Aile birleşimi, aile oluşumu:
Hollanda 1998 yılından itibaren aile birleşimi ve oluşumu için uluslararası sözleşmelerin öngördüğünden çok daha ağır şartlar getirilmiştir. Aile birleşimi için uyum kurslarını başarı ile bitirmek ön koşul olmuştur. Uyum kurslarının masrafının göçmenin kendisi ya da eşi tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Aile birleşimi için asgari ücretin yüzde 120’si oranında bir gelire sahip olmak gerekmektedir. Asgari yaş 18’den 21’e çıkarılmıştır. Birden fazla göçmenle evlenme yasağı getirilmiştir. Ve nihayet çok yüksek ikamet izni harçları ödenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Göçmen örgütleri ve göçmenler bireysel olarak bu kısıtlamalara karşı çok etkili bir hukuk mücadelesi vermiştir. Göçmenlerin üretimden gelen güçlerinin dışında tek güvencesi hukuktur. Hollanda mahkemeleri, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok önemli kararlar almıştır. Bu hukuk mücadelesi umut vericidir, tüm göçmenleri cesaretlendirmesi gerekir.

Sosyal Güvenlik:
Sosyal güvenlik hakkı temel insan hakları arasındadır. Bu hak sadece göçmen olarak bulunulan ülkede değil, göçmenin aile fertlerinin kaynak ülkede bulunması halinde de, göçmenlerin ülkelerine gönüllü olarak geri dönmeleri halinde de, belgesiz göçmenlerin çalışmaları ve ödediği primlerin karşılığı olarak sosyal güvenlik haklarını elde etmeleri bakımından da çok önemlidir. Hollanda 2000 yılından bu yana Hollanda dışına transfer edilen maluliyet aylıkları ek ödeneklerini, 2011 yılından bu yana yaşlılık aylıkları ek ödemelerini durdurmuş, maluliyet, geride kalanlar ödenekleri ve çocuk paralarında yüzde 40-yüzde 60 oranında kesintiler yapmıştır. Genç engelliler ödeneği Hollanda dışına transfer edilmemektedir. Yetim aylıkları tamamen iptal edilmiştir. Çocuk paralarını ülke dışına transferinin tamamen durdurulması için bir kanun tasarısı Senato’dadır. Yaşlılık aylığına ek yardım alanlar, bu ek yardımlar ile 3 ay, daha küçük olan eşleri 1 ay dan fazla Hollanda dışına çıkamamaktadır. Hollanda bu kısıtlamaları yapabilmek amacıyla AB direktiflerinde değişiklik yapılmasında önayak olmasının yanı sıra bazı temel uluslararası sözleşmelerden çekilmeyi de benimsemiştir. Esasen bu uygulamalar yapılırken Hollanda vatandaşlık esasında bir ayrımcılık yapmamıştır. Ancak uygulamaların hemen hemen tamamından bazı istisnalar dışında sadece göçmenler etkilenmiştir. Göçmenler ve göçmen örgütleri, bu kesinti kararlarına karşı açtıkları davaların tamamında başarılı olmuştur. Kararların hemen hemen tamamında ayrımcı muamele yapıldığı vurgusu bulunmaktadır.

Ana dili eğitimi:
İnsanların kültürel değerlerini koruyabilmeleri için en temel araçlarından birisi ana dilini konuşabilmesidir. Ana dili eğitimi hakkı hem evrensel hem bölgesel insan hakları temel enstrümanlarında yer almaktadır. Yine Hollanda örneğinden hareket edecek olursak, ana dili eğitimi 2004 yılından bu yana Hollanda’da ilkokullarda verilmemektedir. Göçmen kuruluşları olarak bu alanda da mücadelemiz devam etmektedir. Bizler ana dili eğitimi hakkı mücadelemizle entegrasyonu engelleyen değil tam tersine entegrasyon sürecine katkı yapan bir mücadelenin içindeyiz.”

HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı yaptığı sunum sonuç bölümünde şu noktaları öne çıkardı:

1. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Konseyi’nin insan hakları enstrümanları göçmenlere karşı her türlü ayrımcılığı önleyecek yeterli hükümler içermektedir.

2. Avrupa Birliği üyesi ülkeler doğrudan göçmen haklarını ilgilendiren sözleşmeleri onaylamakta istekli davranmamaktadır. Buradan AB üyesi ülkelerini bir kez daha;
-Birleşmiş Milletler Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Sözleşmeyi
-Göçmen İşçiler Hakkında 143 Sayılı ILO Sözleşmesi’ni (Sadece Kıbrıs, İtalya, Portekiz; İsveç)
-189 Sayılı Ev İşçileri için İnsana Yakışır İş hakkında ILO Sözleşmesi’ni (Sadece İtalya) onaylamaya ve uygulamaya davet ediyoruz.

3. AB yeni göç ve göçmen politikalarını hak temelli yaklaşım üzerine kurmalıdır.

4. AB ülkelerinin “geri dönüşlü göç” dolaşımlı göç vasıflı göç gibi kavramları gündeminden çıkarmasını ve bu kavramları teşvik etmemesini talep ediyoruz. Bu kapsamda AB Mavi Kartı Direktifi ayrımcı bir direktiftir.

5. AB’nin üçüncü ülkelere dayattığı “Geri Kabul Anlaşması” BM Göçmen İşçiler Komitesi’nin ülke incelemelerinde de belirttiği gibi temel insan haklarına aykırı ve ayrımcıdır.

6. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin göçmenlerle ilgili verdiği kararlar tüm AB’de ayrıca bir işleme ve dava konusuna gerek kalmaksızın yaygınlaştırılıp uygulanmalıdır. AB Komisyonu AB vatandaşları için gösterdiği hassasiyeti tüm göçmenler için göstermelidir.

7. Göçmenlerin oluşturduğu sivil toplum örgütlerinin çok sıkı bir şekilde dayanışma içerisinde olması çok önemlidir. Hem aynı ülke içindeki farklı kökenlerden gelen göçmenlerin hem de AB içindeki göçmen örgütlerinin dayanışması çok önemlidir.

8. Göçmen sivil toplum örgütleri, Birleşmiş Milletler Sözleşme Komiteleri Sisteminde AB Komisyonu nezdinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde profesyonel bir şekilde aktif görev üstlenmelidir. Göçmenlere karşı her türlü hak kısıtlayıcı politika ve uygulamalar bu komiteler ve mahkemelerin önüne sistematik bir şekilde getirilmelidir. Bu platform önümüzdeki dönemde bunu başarmak zorundadır.

 

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans