Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri (8): Atatürk’ün din anlayışı

BİR önceki yazıda Cumhuriyet’in iki önemli devrimi olan Harf Devrimi ve Medeni Kanun’un kabul edilmesini konu edinmiştik.

Bugün de Atatürk’ün din anlayışına değinelim. Zira bu konuda Atatürk’e çok büyük ithamlar yapılıyor ve birçok asılsız iftira atılıyor.

Atatürk birçok konuşmasında İslamiyet’i övmüş; akıl, mantık ve ilim dini olduğunu söylemiştir. Bunu Atatürk’ün İslam dini ile ilgili yaptığı bazı açıklamalarından anlıyoruz.

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için, akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır”.

Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor”. (1923)

Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz”. (1930)

İslâm dinini, yüzyıllardan beri alışageldiği üzere bir siyaset aracı durumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve ilahî inançlarımızı ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasetlerden ve siyasetin bütün kısımlarından bir an önce ve kesin olarak kurtarmak milletin dünyevi ve zührevi mutluluğunun emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle İslam dininin yüceliği belirir”.

Bu görüşlerinden görülmektedir ki Atatürk, İslâm’a bağlıdır ve dinin özgün haliyle korunup yaşanılmasını istemektedir. İslâm’ın akıl, ilim, fen ve mantık dini olduğunu, insanlara ve milletlere kimlik ve kişilikleriyle yaşama anlayışı telkin ettiğini belirtmektedir. Bu sebeple, Türk Milleti’nin dinini öğrenmesini söylemektedir.

Ancak dinden uzaklaşmaya ve din istismarı yapmaya şiddetle karşıdır. Siyasi ve şahsi nedenlerle din istismarı yapılmasını, dinin siyasete alet edilmesini istemez. Atatürk, Müslüman oldukları halde çöken ve yıkılan milletlerin, geçmişlerinin yanlış alışkanlıklarına ve inançlarına İslam’ı dayanak yaptıkları ve İslami gerekçelerden uzaklaştıkları için, yok olduklarını söyler. Dinin hurafelerden ve batıl inançlardan arındırılmış olarak insanlara sunulmasını ister. Bunun için de tekke ve zaviyeler 1925 yılında kapatılmıştır. Atatürk, bir el yazısında konuyla ilgili aynen şunları söyler:

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde bilumum tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar irtica kaynağı ve cehalet damgalarıdır. Türk milleti böyle müesseselere ve onların mensuplarına tahammül edemezdi ve etmedi”. (1930)

Atatürk döneminde Cumhuriyetin aydınlanma devrimleri kapsamında din adına da çok önemli çalışmalar ve reformlar yapılmıştır. Bu çalışmaların amacı dinin tekke ve zaviyelerin tekelinden kurtarılarak Kur-an’ın gerçek değerlerinin halk tarafından anlaşılması ve din eğitiminin bilimsel bir çerçevede verilmesidir. Bu çalışmalardan birkaçı şunlardır:

-Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur-an’ı Kerim’i tefsir ettirilmesi. Bu tefsir 12 yıllık bir çalışma sonucu ‘Hak Dini Kur-an Dili’ adında 9 cilt olarak 1936’da yayınlandı.

-İmam Hatip okullarının açılması ve İstanbul Üniversitesinde İlahiyat Fakültesinin kurulması.

-Diyanet İşleri Başkanlığının kurulması.

-Laikliği getirerek din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasının sağlanması.

-İşgal döneminde zarar gören camilerin tek tek tamir ettirilmesi ve Paris ve Tokyo’da camilerin yapılmasına katkıda bulunulması.

Atatürk Hazreti Muhammed’in hayatını çok iyi bilirdi. Tarih kitaplarının İslam Tarihi bölümünde yer alan Hz. Muhammed’in yaptığı savaşlar ile ilgili bölümlerin haritasını bizzat kendisi çizmiştir

Atatürk 1927 yılında ABD büyükelçisine yaptığı açıklamada 7 yaşında Kur-an’ı hatmettiğini ve 8 yaşında hafız olduğunu söylemiştir. Ayrıca bizzat kendisi camilerde hutbeler vermiş, Hafız Yaşar Okur’a düzenli Kur-an okutup dinlemiştir; zaman zaman manevi kızı Nebile’ye de Kur-an okutturup dinlerdi.

Bütün bunları yapan bir insanın dinsiz ve din düşmanı olduğunu söylemenin iftira ve yalandan öteye gidemediği apaçık ortada.

Atatürk hakkında dinsiz ya da din düşmanı algısının oluşmasının bazı sebepleri var.

Bunlardan en önemlisi Atatürk’ün İslamiyet ile ilgili yaptığı işler ve söylediği sözler devlet arşivlerinde gizli kalmıştır. Bu arşivler yeni yeni açılıyor; Sinan Meydan gibi Cumhuriyet’in yetiştirdiği önemli tarihçiler bunları tek tek kitaplarında yayınlıyor.

İkincisi ise, Atatürk laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak din adına yaptığı işleri hiçbir zaman istismar etmemiştir ve bunun istismar edilmesini de istememiştir.

Üçüncüsü de, tekke ve zaviyeler kapatılıp daha sonra da Kur-an Türkçe’ye çevrildikten sonra din ile hurafeler arasındaki fark halk tarafından daha iyi görülmeye başlanmış. Dine kattıkları hurafelerden nemalanan, tekke, zaviye ve tarikatların gelir kaynakları kesilmiş, dolayısıyla Cumhuriyet döneminden hep Atatürk’e ve Cumhuriyet devrimlerine karşı savaş içinde olmuşlardır. Bunun için de kullanabilecekleri en önemli silah, Atatürk’ün dinsiz ve din düşmanı olduğu dedikodusunu yaymak olmuştur.

Atatürk’e yapılan iftiraların nedenini böyle sıraladıktan sonra bu kara propagandaların, iftiraların ve yalanların temelinde yatan İngiliz kaynaklı bazı kitapları bir sonraki yazımızda ele alalım.

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

 

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!