“Ayr\u0131\u015fma yolunu se\u00e7mek, ak\u0131nt\u0131ya kar\u015f\u0131 k\u00fcrek \u00e7ekmeye benziyor”

Selamün Yavuz Kasim yaziHollanda’da yaşayan Müslümanlarla ilgili olumsuz haberler son bir yıl basında oldukça sık yer aldı. Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün Eylül ayı başlarında yaptığı açıklamalar, geçtiğimiz hafta Temsilciler Meclisi gündemine taşındı. Hollanda Eğitim Bakanlığı tarafından bu yılın başında bu üniversiteye verilen akreditasyonun geri alınması bile bu açıklamalardan dolayı gündeme geldi. Böylesine olumsuz haberlerin kamuoyuna yansıması, Hollanda’da yaşayan bir milyonu aşkın Müslüman topluluğunun emansipasyon sürecinin değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.

Hollanda’da çeşitli sosyal grupların emansipasyon süreci çok uzun yıllar almıştır. İşçi sınıfı; işçi sendikaları konfederasyonu FNV, radyo-televizyon yayın kurumu VARA ve İşçi Partisi (PvdA) çatıları altında küme oluşturarak bu süreçte yer aldı. Aynı şekilde Katolikler, Katolik Halk Partisi (KVP) ve KRO yayın kurumu şemsiyesi altında toplandılar. Protestanlar da CHU partisi, NCRV yayın kurumu ve CNV işçi sendikaları konfederasyonu çatısı altında kümelenerek, yıllarca süren bu emansipasyon sürecinde kendi haklarını elde etmek için çaba sarf ettiler. Daha küçük diğer grupların da buna benzer kümeleşme yoluyla toplum içinde etkili olma arayışları oldu. Bir başka deyişle, çeşitli sosyal gruplar ayrışma yolunu seçerek hak arayışlarını ve emansipasyon sürecini tamamladılar.

Ancak Protestan ve Katolik kökenli siyasi partilerin 1980 yılında birleşerek Hıristiyan Demokrat CDA’yı kurmalarıyla, emansipasyon sürecindeki ayrışma yöntemi yerini birleşme yöntemine bıraktı. Daha sonraki yıllarda Yeşil Sol (Groen Links) ve Hıristiyan Birlik (Christen Unie) gibi daha küçük gruplar da birleşerek siyasi yelpazede yerlerini aldılar. 1983 yılında yürürlüğe giren yeni anayasa, çeşitli sosyal grupların emansipasyon sürecinin bittiğine dair bir mihenk taşıdır. Yeni anayasanın birinci maddesi, Hollanda’da yaşayan herkesin, din, dil, mezhep, ırk, cinsel tercih ayırımı olmaksızın kanun önünde eşitliğini anayasal koruma altına alır.

Bir taraftan bu emansipasyon süreci sonunda birleşme yoluna gidilirken, diğer yandan Hollanda’da başka bir grubun var olduğu gerçeği ortaya çıktı: giderek büyüyen bir Müslüman topluluk. Hollanda’daki Müslüman nüfus, Türkiye ve Fas gibi ülkelerden gelen misafir işçi göçmenlerin yanı sıra Irak, Afganistan ve Somali gibi Müslüman ülkelerden gelen sığınmacılarla birlikte birden artmaya başladı. Bu arada giderek çoğalan Müslüman nüfusun Hollanda’da kalıcı olduğu gerçeği de ortaya çıktı. Bunun sonucunda da ülkede yaşayan Müslüman nüfusun emansipasyon sürecini gerçekleştirmek amacıyla çeşitli girişimler oldu. Müslüman radyo-televizyon yayın kurumları hayata geçirildi, İslam okulları açıldı, çeşitli Müslüman partileri kuruldu, Rotterdam’da İslam Üniversitesi açıldı. Yani daha önce diğer sosyal grupların hayata geçirdikleri emansipasyon sürecindeki ayrışarak kümeleşme konseptinin Müslüman grupların emansipasyonu için de en doğru yol olacağı öngörüldü.

Ancak bugün gelinen noktada son yirmi yılda izlenen bu yol hakkında çeşitli soru işaretleri ortaya çıkarmıştır. Müslüman radyo-televizyon yayın kurumları, tespit edilen yolsuzluklar ve kendi içlerindeki ihtilaflar yüzünden bir kapanıp bir açıldılar. Hiç bir şekilde istikrarlı olamadılar. Kurulan Müslüman partilerin hiçbiri siyasi arenada uzun süreli kalamadı. Rotterdam’daki Müslüman ortaokulu Ibn Ghaldoun, sınav sorularının çalınmasından sonra iflas ederek kapanmak zorunda kaldı. En son olarak da Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün talihsiz açıklamaları geçen hafta Hollanda gündemine damgasını vurdu. Bu üniversitenin 2013 yılı başında elde ettiği yüksek eğitim lisansını, Temsilciler Meclisi gündemine getirilen bu açıklamalardan dolayı  kaybetmesi söz konusu. Başbakan Yardımcısı Lodewijk Asscher, Akgündüz’ün basına yansıyan görüşlerinin ‘yenilir yutulur’ olmadığını söyledi. Hükümet ortağı liberal VVD partisinden Pieter Duisenberg ise ‘entegrasyonu sağlamaktan çok insanları ayrıştıran ders metotlarının Hollanda eğitiminde yeri yoktur’ diyerek, Hollanda siyasetinde ayrıştırma yolunun artık kabul görmediğini açık şekilde ifade etti.

Bu olumsuz tecrübeler, Hollanda’da yaşayan Müslüman toplumun ayrışma yoluyla emansipasyon sürecini götüremeyeceğini gösteriyor. Bunun birinci nedeni, ayrışma ve kümelenme yolunun Hollanda siyasi ve sosyal yaşamında 1980’li yıllardan sonra artık tarihe karışmış olması. Hollanda toplumu artık ayrışmaya tolerans tanımıyor. İçinde yaşadığımız toplum grupların birleşmesine doğru yol alırken, Müslüman toplum olarak ayrışma yolunu seçmek, akıntıya karşı kürek çekmeye benziyor.

Diğer bir neden ise buradaki Müslüman toplumun dindaş olmalarının dışında pek fazla ortak özelliklerinin bulunmaması. Bu insanların Hollanda’ya geliş nedenleri farklı, anadilleri farklı, Hollanda’ya uyum süreçleri farklı, milletleri farklı, mezhepleri farklı. Kendi aralarında bir birlik oluşturmaktan çok uzaktalar.

Bir de buna, buradaki Müslümanların sosyo-ekonomik açıdan en zayıf grup olduğu eklenebilir. Genel anlamda gelir ve eğitim düzeyinin düşüklüğü büyük bir handikap.

Dolayısıyla sadece ‘ümmetçilik’ kavramından yola çıkıp kendi kurum ve kuruluşlarıyla ayrı bir küme oluşturarak emansipasyon sürecini tamamlama girişiminin imkansız olduğu ortaya çıktı. Akıntıya karşı kürek çekmektense alternatiflerin aranması daha mantıklı gibi geliyor.

 

syavuz@kpnmail.nl

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans