Fransa’nın ‘olağanüstü’ yılı

FRANSA‘nın başkenti Paris’te 13 Kasım 2015’te düzenlenen terör saldırıları, yol açtığı büyük can kaybıyla ülkenin siyasi ve toplumsal hayatında derin sarsıntılara neden oldu. Saldırıların ardından Cezayir savaşından bu yana ilk kez olağanüstü hal uygulamasına geçen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya alan Fransa, OHAL uygulamasını Şubat 2017 tarihine kadar uzattı. Avrupa’da en fazla Müslümanın yaşadığı ülke Fransa’da İslam ve Müslümanlar, bütün kurum ve kuruluşlarıyla mercek altında alındı. Yaşanan toplumsal travmanın ardından terörle mücadele kapsamında sert yasal düzenlemelerin yapıldığı, ulusal kimlik tartışmalarının gündemi belirlediği bu süreç, aşırı sağın giderek güç kazandığı bir atmosferin oluşmasına da imkan verdi.

Geçen yıl 13 Kasım akşamı Fransa-Almanya milli maçının oynandığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da hazır bulunduğu Stade de France’ın girişindeki patlamayla başlayan saldırılar, bütün geceye yayılan bir terör dalgasını tetikledi. Televizyonlara ve radyo yayınına yansıyan patlama sesi bir anlık duraksamaya yol açsa da maç devam etti. Stadın girişindeki patlama, gece boyunca Paris’in farklı noktalarında devam eden saldırılar silsilesinin ilk ayağı ve ülkenin yakın tarihindeki en çalkantılı dönemin de ilk aşamasıydı. Bataclan konser salonu başta olmak üzere 6 ayrı bölgede düzenlenen saldırılarda 130 kişi hayatını kaybetti, 400’e yakın kişi de yaralandı.

Fransa’da olduğu kadar tüm dünyada da şok etkisi yaratan saldırılardan hemen sonra Elysee Sarayı’nda açıklama yapan Cumhurbaşkanı Hollande, 12 gün süreyle (yasal süre) olağanüstü hal ilan edildiğini, tüm sınırların kapatıldığını açıkladı. Bu açıklama daha sonra, sınırların kapatılmadığı fakat sınır kontrollerinin tekrar başladığı şeklinde düzeltildi. Fransa, ülkeye giriş çıkışları kontrol etme kararıyla, ‘sınırsız Avrupa’ idealinin en önemli kazanımlarından Schengen rejimini de fiilen askıya olmuş oldu.

– Fırtınanın ertesi

Ülkenin yakın tarihindeki en önemli kırılma anlarından biri olarak değerlendirilen Paris saldırıları, kendisini gururla “özgürlükler ve insan hakları ülkesi” olarak tanımlayan Fransa açısından, siyasetin ufkunu terörle mücadelenin belirlediği, bu amaçla insan hakları ve özgürlüklerden ciddi tavizler verilen yeni bir döneme girildiğinin de işaretiydi.

2015’in ilk günlerinde Charlie Hebdo dergisine düzenlenen saldırı sonrası ülkede artırılan güvenlik önlemleri, 13 Kasım saldırıları ile zirveye çıktı. Alınan sıkı güvenlik önlemlerinin yanı sıra El Kaide ve DEAŞ örgütlerinin neden Fransa’yı hedef aldığına ilişkin tartışmalar alevlendi. Nitekim terör tehdidiyle ülke dışındaki operasyonlarla mücadele etmeye çalışan Fransa yönetiminin korktuğu başına gelmiş, son yıllarda Fransa dışına giden, toplumdan kopuk, içine kapanık, dışlanmış ve düzenli bir işi/geliri olmayan Fransa doğumlu, resmi eğitim müfredatıyla yetişmiş Fransız vatandaşları, “yabancı savaşçı olarak” dönmüş ve Fransa’yı hedef almıştı. Saldırganların tamamına yakını Fransız vatandaşı, Fransa’da doğan ve Fransa’da eğitim almış kişilerden oluşuyordu.

Eylül 2014’te Irak’ta askeri operasyona başlayan Fransız ordusu, bir yıl sonra, 8 Eylül 2015’te Cumhurbaşkanı Hollande’ın açıkladığı kararla, operasyonu Suriye topraklarını da kapsayacak şekilde genişlettiğini ilan etti. Fransız yetkililere göre DEAŞ’ın Fransa’yı hedef almasının en büyük nedeni buydu. Hollande, “Bu saldırılar bize karşı savaş ilanıdır. Evet savaştayız” ifadeleriyle ilk tepkisini ortaya koyarken, Başbakan Manuel Valls, “Bir dinin mensuplarının Fransa’ya savaş açtığını ve bunun yanıtının mutlaka verileceğini” söyledi.

– İslami kurumlar hedef alındı

Kasım ve aralık aylarını bu tartışmalarla geçiren Fransa’da artık saldırıların nasıl veya kimler tarafından yapıldığı değil, hangi gerekçelerle düzenlendiği soruları daha çok sorulmaya başlandı. Dini motiflerle hareket eden bir örgütün yönlendirmesiyle oluşturulan üç ayrı komando grubunun başkentte 6 farklı noktaya düzenlediği saldırılarla şoke olan Fransa’da bütün gözler, sömürge döneminden beri devletin ‘sorunlu’ entegrasyon politikaları nedeniyle mağdur olan Müslüman kesim üzerine çevrildi. Ülkedeki İslami kurumlar, camiler, eğitim kurumları, Müslümanlara ait dernek ve vakıflar bir anda hedef tahtası haline getirilip saldırılarla ilgili kurulan her cümleye eklenir oldu.

Buna karşın hükümetin, ülkedeki Müslümanların karmaşık ve tarihi kökleri bulunan sorunları üzerine ciddiyetle eğilmek yerine kapsamı net olarak belirlenmeyen terör tanımı altında geniş kitleleri hedef alması, amaçlananın tam aksine sonuçlar verebileceği konusunda eleştirilere de yol açıyor. Nitekim Provence Üniversitesi’nden din sosyolojisi üzerine çalışmalarıyla bilinen Raphael Liogier, saldırıyı düzenleyen kişilerin banliyö kültürüyle büyüyen, İslam dininin kaynakları ve kodlarına uzak bir ortamda ve “aldatılmış” olmanın getirdiği bir duygu ile hareket eden kişilerden oluştukları görüşünde. Liogier’e göre, Fransız politikacıların olaylarla ilgili İslam ve Müslümanları suçlamaları da tehlikeli ve “İslam’ı mutlak düşman haline getirmek, DEAŞ’ın tanıtım organizasyonunu üstlenmek” anlamına geliyor.

– OHAL ile gelen değişiklikler

13 Kasım 2015 gece yarısı Hollande’ın, saldırılardan sonra yaptığı ilk açıklamada ilan ettiği olağanüstü hal uygulaması, Bakanlar Kurulu’nda kabul edilerek Şubat 2016’ya kadar uzatıldı. Fransa’nın Cezayir Savaşı’ndan (1954-1962) sonra ilk kez ilan ettiği olağanüstü hal ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) de askıya alındığı Avrupa Konseyi’ne bildirildi. Şubat ayında tekrar Bakanlar Kurulu kararıyla OHAL uygulamasının 3 ay daha uzatıldığı açıklandı. Haziran ayında Fransa’da düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası’nın (EURO 2016) sonuna kadar ülkenin OHAL ile yönetilmesi kararlaştırıldı.

OHAL’in 3. kez uzatılma kararının verileceği 14 Temmuz Nice saldırısından saatler önce, Cumhurbaşkanı Hollande, “Olağanüstü hal uygulamasına 26 Temmuz’da son vereceğiz” açıklamasını yaptı. Bu açıklamadan sadece 8 saat sonra düzenlenen saldırıda 86 kişi hayatını kaybetti. Saldırı sonrası OHAL’in 3 ay daha uzatılacağını ilan eden Hollande, 21 Temmuz’da Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla sürenin 6 ay daha uzatıldığını açıkladı. Şubat ayında sona erecek OHAL’in Mayıs 2017’de cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidecek Fransa’da bir kez daha uzatılmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Fransa’nın 1962 Cezayir Savaşı’ndan beri ilk kez karşılaştığı durum, gündelik hayatı da belirgin bir şekilde etkiledi. Charlie Hebdo saldırısından sonra şehir merkezlerinde, kamu binaları, AVM ve önemli alanlarda uygulanmaya başlanan asker destekli “devriye operasyonu”, 13 Kasım saldırıları ile genişletilerek tüm ülkeye yayıldı. 10 binden fazla asker ve jandarma, Fransa sokaklarında devriye gezerek halka, güvenliğin sağlandığını telkin etmeye çalıştı.

OHAL ilanının ilk günlerinden itibaren baskınlar, gözaltılar, soruşturmalar ve yargı süreçleri ivedilikle devreye sokuldu. İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, “Fransa’nın terörle mücadele yeni bir döneme girdiğini” belirttiği son toplantısında, OHAL kapsamında yürütülen işlemlerle ilgili rakamları paylaştı. 2015 Kasım ayından itibaren bir yılda 4 bin 71 adrese polis baskını gerçekleştirildiğini açıklayan Cazeneuve, 426 kişinin gözaltına alındığını, bin 400 kişiyi ilgilendiren 350 hukuki prosedürün devam ettiğini, 94 kişinin hüküm giydiğini, 95 kişi hakkında ev hapsi kararı verildiğini söyledi. Yine bu çerçevede 201 yabancıya Fransa’ya giriş yasağı getirildiğini, 430 kişiye de Fransa dışına çıkma yasağı konulduğu bilgisini paylaşan Cazeneuve, “Şiddet, nefret ve terörü körükleyen hiç kimseye müsamaha gösterilmeyeceğini” vurguladı.

– 20’den fazla cami ve mescid kapatıldı

OHAL uygulaması kapsamında ülkedeki çok sayıda dernek ve dini kuruluşa yönelik soruşturma açıldı. Fransa hükümeti, DEAŞ ile mücadelede hem ülke içinde hem de örgütün başlıca merkezleri Suriye ve Irak’ta aktif operasyonlar yürütüldüğünü açıklarken, bu süreçte 8 yaşındaki bir çocuktan 70 yaşındaki yaşlı bir emekliye varana kadar yüzlerce kişinin gülünç gerekçelerle sorgulandığı medyaya yansıdı.

Ülke içinde ‘yabancı savaşçılardan’ kaynaklanan saldırı riskini en aza indirmeye kararlı olan devlet, bu amaçla bir yandan yasal düzenlemeler yaparken, bir yandan da sorunun sosyo-politik kaynağına inmeyi hedefleyen çalışmalara başladı. Ancak bu çalışmalarda kayda değer bir mesafe alınamadı. Nitekim güvenlik açısından hassas bölgelerde açılması öngörülen ‘radikalliği önleme merkezleri’ projesinin, bazı derneklerin “sübvansiyon toplama” oyunlarına dönüştüğü bugünlerde en çok konuşulan konu. Şimdiye kadar 20’den fazla cami veya mescidin radikal söylemler yaydığı için kapatıldığı açıklanırken, birçok dini kuruluş ve ibadet merkezi hakkında da yasal prosedürün işlediği kaydediliyor.

– Korku, belirsizlik ve adı konulmamış sansür

Kasım ayında düzenlenen saldırıların ardından olağanüstü hal ve olağanüstü koşullar altında geçen bir yılı değerlendiren Strazburg merkezli Adalet Eşitlik ve Barış Konseyi (COJEP) Genel Başkanı Ali Gedikoğlu, Fransa’daki bu özel durumun Müslümanları, ibadethanelerini ve programlarını ciddi ölçüde etkilediğini belirtti. Türkiye kökenli Müslümanların bu süreçten en az etkilenen gruplardan biri olduğuna işaret eden Gedikoğlu, “Ancak şu çok iyi bilinmeli ki Müslüman toplulukların tamamında kalıcı etkileri olan bir süreç yaşandı, yaşanıyor. O kalıcı etki korku ve belirsizlik” ifadelerini kullandı.

Bir diğer kalıcı etkinin artık camilerde adı konulmamış bir sansürün başlaması olduğuna dikkat çeken Gedikoğlu, “Hutbe ve vaazlarda Kur’an ayetlerine adı konulmamış sansür uygulanıyor. Cami imam ve vaizleri radikal damgası yememek için cihad, tebliğ, tesettür gibi konuları içeren ayetlerden kaçınıyorlar. Göç etmeyi düşünen genç kuşaktan insanların sayısı artıyor. Bu güvensizlik ortamı bir an önce giderilmeli” şeklinde konuştu.

Fransa yönetiminin terör ve aşırılıklara karşı mücadelede yerel yönetimler ve azınlıkları temsil eden STK’larla işbirliği ve bilgi paylaşımı yapmasının beklendiğini kaydeden Gedikoğlu, “Devlet bu konularda bugüne kadar ortak çözümler ve çareler arama çabasında olmadı, bizimle de bu yönde bir teması olmadı” dedi.

– Terörle mücadele yasasındaki yenilikler

Terörle mücadele yasasında yapılan yeni düzenlemelerle polise, gece baskınları yapma, şüphelileri gözaltı kararı almadan önce 4 saat gözetim altında tutma, ev, işyeri ve araçlara görüntü ve ses kaydı yapan cihazlar yerleştirme gibi yetkiler tanındı. Ayrıca terörle mücadele kapsamında istihbarat toplamak amacıyla belirli bir bölgedeki tüm konuşma ve yazışmaların, bilgisayar veya telefondaki tüm bilgi veya şifrelerin kaydedilmesini sağlayan cihazların kullanımı yasal hale getirdi. Terörü övmek ve terör örgütlerinin yayınlarını düzenli olarak takip etmek de suç kapsamına alındı. Şimdiye kadar 54 internet sitesinin terörü övdüğü veya terör propagandası yaptığı gerekçesiyle kapatıldığı açıklandı. Suç tanımı, ulusal güvenlik, kamu düzeni, dış politika, ekonomik veya bilimsel çıkarlar gibi alanları içerecek şekilde genişletildi ve böylece güvenlik kurumları ve yargının yetkileri arttırıldı. Güvenlik görevlilerinin silahlarını görev saatleri dışında da kullanmalarına imkan verilirken, yine bu saatlerde şüpheli bir durumda silah kullanımına cezai muafiyet getiren düzenleme yapıldı.

Yeni yasal düzenlemeler kapsamında, terörle ilişkisi tespit edilen bir yabancıya doğrudan Fransa topraklarına giriş yasağı konulurken, terör suçundan hüküm giyen kişilere ceza indirimi uygulanmaması, erteleme yapılmaması, bu kişilerin açık cezaevlerine konulmaması kararlaştırıldı. Cezaevi reformu ile radikal eğilimli mahkumların cezaevlerinde belli yerlerde veya birlikte tutulmaları uygulamasına son verildi. Yeni yetkiler ve teçhizat ile donatılan özel kuvvetler, sayıları ve operasyon bölgeleri artırılarak Fransa’nın herhangi bir bölgesinde, en geç 20 dakika içerisinde müdahale edebilecek şekilde yeniden organize edildi.

Öte yandan yapılan kamuoyu araştırmaları, 13 Kasım saldırılarının yol açtığı toplumsal travmanın bir sonucu olarak, halkın geniş bir kesiminin, bütün bu düzenlemelere rağmen terörle yeteri kadar mücadele edilmediği görüşünde olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalara göre, yaşanan travmanın bir göstergesi olarak iki Fransız’dan biri haftada en az bir kere saldırı anını düşündüğünü açıklarken, yüzde 53’ü, terörle mücadelenin yeterince etkin olarak yürütülmediği görüşünde.

– Müslümanlara saldırı sıradanlaştı

OHAL altında bir yıl geçiren Fransa’da gelecek yıl mayıs ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Haziran ayında ise genel seçimlerle yeni Fransa yönetimi belirlenecek.

Terör saldırıları ve ardından yürürlüğe konulan güvenlik odaklı politikalar, bunlara ek olarak devam eden ekonomik sorunlarla çalkantılı bir yılı geride bırakan Fransa’da siyaset sahnesi de keskin bir dönüşüm geçirdi. İktidardaki Sosyalist Parti’nin seçimlerde tarihinin en düşük oy oranını alacağı tahmin edilirken, ülkede oluşan atmosfere bağlı olarak sağ ve aşırı sağın gittikçe birbirine yaklaştığı gözlemleniyor. Yabancı karşıtı, ırkçı ve İslam karşıtı söylemler ve ırkçı nefreti körükleyici bir dil ile ülkenin siyasi gündemini belirleyen liderler, toplumsal barış ve huzuru tehdit ediyor. İslamofobi tartışmaları, Fransa sosyal hayatının merkezine yerleşirken, işaret edilen söylemler nedeniyle mülteci ve göçmenlere kapılar kapanıyor, yabancılara karşı saldırılar artıyor.

Radikal ve ırkçı söylemlerin Fransa’nın geleceği açısından taşıdığı tehlikeye dikkat çeken Ulusal Stratejik Araştırma Enstitüsü (INRS) Başkanı Erkan Tanrıkulu, OHAL sürecinde uyum için en fazla çaba gösteren kesimin Müslümanlar olduğunu buna karşın en çok zarar görenlerin de yine Müslümanlar olduğunu belirterek, “Haksız yere suçlamalar, gözaltına alınmalar ve ibadethanelerin basılması bunların sadece bir örneği” ifadelerini kullandı.

Müslümanlara karşı sözlü ve fiili saldırıların sıradan bir olay gibi göründüğünü, bunun birinci sebebinin de siyasilerin artık çok rahat İslam karşıtı söylem üretip Müslümanları hedef alan konuşmalar yapması olduğunu belirten Tanrıkulu’na göre bu tutum en başta ülkenin geleceği için tehlikeli ve “Artık hükümet toplumsal huzuru ve barışı hedefleyen uzun vadeli çözümler üretmeli.”

130 kişinin hayatını kaybettiği saldırılardan sonra Fransa’nın olağanüstü yılı geride kaldı. Güvenlik ve özgürlükler arasındaki hassas çizgiyi korumayı başarma hedefindeki Fransa yönetiminin karnesi kırık notlarla dolu. Saldırıları gerçekleştiren 10 kişiden sadece biri hayatta. 7 ay önce yakalanan ve Fleury-Merogis hapishanesindeki hücresinde 24 saat her hareketi kaydedilen Salah Abdüsselam, şimdiye kadar konuşmayı reddetti.

Korku ve belirsizliklerle dolu karmaşık, çalkantılı bir dönemden geçen Fransa’da mevcut durumun, seçimlerin yapılacağı gelecek yaza kadar devam edeceği öngörülebilir. Seçimlere hazırlanan Fransa’da gazete manşetlerinden düşmeyen konuların başında ise terör, yabancılar, mülteciler ve bu ‘tehlikelerden’ korunmaya yönelik söylemler yer alıyor.

 

 

AA © InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans