Halit Çelikbudak yazdı: Geç kalınmamalı…

GEÇTİĞİMİZ haftalarda yazdım… Tekrar yazmakta beis yok sanırım… Bir özdeyiş ‘Tekrarda fayda vardır’ diyor… Konu Almanya’daki/Avrupa’daki Türkler/ Türk kökenliler… Almanya’ya işçi göçü 1961 anlaşmasından önce başladı… Göç daha 1957-1958’lerde başlamıştı… Göç anlaşmasının hedefi de zaten bu akın akın göçü kontrol altına almaktı bir yerde… Dönemin Çalışma Bakanı Cahit Talas’ın anılarında da var… Yani Türkler anlaşmadan önce de vardı… 60 yılı aşkın Avrupa’da…

Alman filozof Arthur Schopenhauer, ‘Yaşam Bilgeliği Üzerine’ adlı eserinde şöyle der… ‘ Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil…’ İşte Türklerin hali bu bence… Ardındaki uzun geçmişi veya önlerindeki uzun bir geleceğe bakmamalarıdır…

Bir elek düşünün… Sallandıkça aşağı düşen sanki çok fazla… Türkleri/Türk kökenlilerin durumunu ifade ediyor bu… Üstte kalanlar tabii ki var… Bırakın Avrupa’yı, dünya çapında işlere imza atanlar var… Başarıdan başarıya koşanlar var… Ama aşağı düşenler de fazla… Çünkü küresel değişimle birlikte elek daha hızlı sallanıyor…Ayrıca eleğin delikleri de büyüyor artık…

Örneğin… Çocukların, gençlerin eğitimleri gerçekten yetersiz… Kendi kusuru veya başka etkenlerle çaresizlik içinde olanlar çok… Engellerin hakkında sıhhatli bir çalışma yok… Yaşlıların pek çok sorunları var… Türkler/kökenliler arasında işsizlik yüksek… Psikolojik sorunu olanların sayısı yüksek… Lisan yetersizliği ile derdini anlatamayan çok… Saymakla bitmiyor… Bu yazdıklarımı kötümserlik saymayın… Kötümserlik ile gerçekçiliğin zaman zaman birbirinin yerine konduğunu biliyorum… Gerçekçi insanların kötümser olmakla suçlandığı her zaman görülmüştür…

Peki çare var mı… Bu sorunlara hazır bir reçete yok… Ama öncelikle yola koyulmak önemli… Bunlara çözüm Almanya’da/Avrupa’da aranmalı… Adres Türkiye değil… Avrupa’da ‘Devlet Baba’ kavramı yok… Sorunlarınızı tespit edip, inisiyatifler oluşturup yerel, eyalet ve federal yönetimden talep etmek gerekiyor… İşleyiş böyle… Örnek… Alman ilaç, otomobil üreticileri birlik kurmuşlar… Uzman çalıştırıp rapor hazırlıyorlar… Berlin’den talep ediyorlar… Örnekleri çoğaltabiliriz…

Türklerin/kökenlilerin de önce saygın bir düşünce kuruluşu ile bu çalışmaları yönetecek, herkesi kucaklayacak bir vakıf kurmaları şart… Buraların yönetimine işin ehli, saygın kişiler gelmeli… Ülke yöneticilerinin de bir süre sonra kulak vereceği muhakkak… Tabii bu kolay olamayacak…

Ancak bu ‘Türkleri ben temsil ederim’ diyen, seçimden seçime dernek, cami gezip, döner kesenlerle, ‘Bize niye yerel seçim hakkı vermiyorlar’ demek yerine yabancılar meclisinde oturanlarla veya yazın golf, kışın kayak yapıp diğerlerine ‘Azizim bunlar uyumsuz’ diyerek uyum peşinde koşanlarla, Türkiye’de çeşitli sebeplerle yaşanan sorunları buraya taşıyanlarla, koltuğunda dosya ile ‘Avrupa’daki Türkleri ben temsil ederim’ diyerek Türkiye’de vekil olmaya çalışanlarla, kardeş dernekleri seyahat bürosuna çevirenlerle, kendisini kurnaz sananlarla, kendi düşüncelerini Alman yetkililere ‘Türkler bunu istiyor’ diyenlerle olmaz… Her şeyi ‘Ben/biz biliriz’ diyenlerle hiç olmaz…

Türk kökenli vekillerden de çok beklenti içinde olunmamalı… Onlar seçildiği partinin/ülkenin vekili… Gönül bağı olan ülkenin vatandaşları için bir şey yaparlarsa teşekkür etmeli… Onların seçildiği partinin çizgisine bağlı olduğu hiç unutulmamalı…

Öyleyse nasıl olacak… Önde gelen birçok Alman toplum önderi ile zaman zaman görüşüyorum… Hepsinin genelde buluştuğu, söylediği tek nokta şu… ‘Türk/kökenli toplumdaki saygın münevverlerin çekinmeden seslerini daha fazla yükseltmesi şart… Sesi çıkanlar başkaları… Bu kolay değil biliyoruz… Yılmamalılar… Bir konsensüs çerçevesinde asıl onların düşüncesi önemli… Onlar cesaretlendirmeli.’

Halit Çelikbudak
hcelikbudak@gmail.com

 

        

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.