Halit Çelikbudak yazdı: İstanbul’u yaşamak (1)

SANIRIM hemfikiriz… Türkler balık tüketen bir toplum değil, balığa yabancı… Karidesleri, kerevitleri, midyeleri saymıyorum bile… Balık Karadeniz’de tüketilir ama orada da hamsi, tekir gibi küçük balıklar… Büyük balıklarla pek arası hoş değildir Karadenizlilerin… İstanbul ve Ege’de ise daha fazla çeşitli balık tüketilir… Anadolu’da ise genelde balık pek rağbet görmez… Bu konuda binlerce sayfa yazı, tez, araştırma yazıldı, daha da yazılacak sanırım… Benim de öyle derin bilgim yok doğrusu… Damak zevkime uyduğuna inandığım bazı balıkları seçerim… O kadar… Akşam ise ortak kararla hamsi yedik… Bu yazı da zaten gurme yazısı değil… Balık konusunda iddiaya da girilmez… Rafine damak zevkini bir yana koymak doğru değil…

Önceki akşam da aralarında Yalçın Bayer’in de bulunduğu bir grup gazeteci dostlarla balık yiyelim dedik… Hava karanlık… Boğazda bir de görmediğimiz manzaraya da para vermeyelim dedik… Bir arkadaş ‘Sinan’a gidelim dedi… Beşiktaş, Barbaros Bulvarı’nda… Tam ATV binasının karşısında… Sita Balıkevi… Mütevazi bir yer… Beyaz örtü yok ama dostların buluştuğu bir yer sanırım… Her masada koyu sohbet var… Daha önce de birkaç kez gitmiştik, ama Sinan’ı ‘Merhaba, Hoşgeldiniz’ den daha fazla yakından tanımıyordum. Geç saatlerinde masamıza davet edince sohbet derinleşti…

Doğma büyüme Sarıyerliymiş… Sarıyer’in efsane balıkçılarından ‘Barbaros’ lakaplı Barbaros Hakkı’nın oğluymuş… İlk, orta ve liseyi Sarıyer’de okumuş… Selanik göçmeni bir aile… Büyük dedesi Bilal Aga 1912’de gelip Sarıyer’e yerleşmiş… Soyadları da ‘Subakar’… Soyadı verilirken nüfus memuru suyla haşır neşir oldukları için ‘Suyabakar’ olsun demiş ama deftere ‘Subakar’ yazmış…

Sinan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okuyup ‘Hidrobiyolog’ olmuş… Yani su ürünleri uzmanı… Hem babadan alaylı, hem de mektepli balıkçı… İşini iyi biliyor ama çok mütevazı… Üniversitede bu işi okumuş kaç balıkçı vardır Allah aşkına… Sanmıyorum başka olsun… Yıllar önce İpsala DSİ’de çalışıp Türkiye’nin dört bir yanındaki barajlar için ‘aynalı sazan’ üretmiş… Mütevazı dedim ya ‘bugün barajlarda balık varsa benim ve birlikte çalıştığım ekibin başarısı’ diye yüksek perdeden söyleyemiyor…

‘Bir ara füme balık işine girdim ama iş birdenbire büyüdü, sermayem yetişmedi, mecburen bıraktım’ diyor… Bu lokantayı açmış… Sabahları o günkü balıkları bizzat gidip seçip alıyormuş… Galatasaray taraftarı Sinan’a sordum… ‘Favorim lüfer ızgara’ diyor başka şey demiyor… Gurme olduğunu söyleyenler, yazanlar bir yana, mesela Şeyh-ül Muharririn Burhan Felek de ‘İstanbul’da balıkların şahı lüferdir’ demiş… Gazeteci Ahmet Mithat Efendi ise ‘Lüfer sözünü duyup da bir parça olsun dönüp bakmayacak İstanbullu farz edemem’ dermiş…

Akşam öğrendim… Sinan her yıl boğazdaki yüzme yarışlarına katılıyormuş… Dereceleri var… Duvardaki belgelere tek tek baktım… Türk müziğine de aşık… Belediye Konservatuarı’na da devam etmiş… Şimdi Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu ile Gayrettepe Türk Sanat Müziği Korosu’nda… Koro çalışmalarına düzenli katılıyormuş… Sadece deniz ürünleri uzmanı değil kentsoylu bir balıkçıyla konuşmak masadakilere de büyük haz veriyordu.

Balık yemek sadece karın doyurmak değil ayrıca bir estetik işidir bana göre… Örneğin mevsimine göre hangi balığın, nasıl istendiğine, nasıl pişirilmesi talep edildiğine bakın, ardından gelen balığın nasıl ayıklanıp yendiğine bakın estetiği yakalarsınız… Tabii Türkiye’de toplumsal sınıfların değişen zevklerini, özellikle yemek kültüründe son yıllarda meydana gelen değişimin sosyolojik temelleri de ayrı bir konu…

HALİT ÇELİKBUDAK

 

      

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.