Halit Çelikbudak yazdı: Sirkeci Garı’nda eklektik bir müze

CAĞALOĞLU’na gidiyordum. Üsküdar’dan Marmaray’a binip Sirkeci’de indim. Durağın bulunduğu Sirkeci garı beni hep etkilemiştir… Almanya’da ikinci nesil göçmen kökenli olduğum için belki… Annem, babam 1960’lı yılların başında buradan yola çıkmışlar Almanya’ya doğru… Marmaray’dan inip yukarı gara çıkınca önce garı şöyle bir dolaştım tekrar… Her ikisi de rahmetli olan annemi ve babamı düşündüm… Kim bilir hangi perondan, hangi düşüncelerle trene binmişler…

Sirkeci için fazla söze gerek yok… 1871’in ilk aylarında Rumeli Demiryolları yapılır ama İstanbul’a ulaşması için demiryolun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gerekir… Meşhur rivayettir… Sultan Abdülaziz’e demiryolunun Saray bahçesinden geçip geçmemesi konusunda izni sorulduğunda ’Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım’ der… Sirkeci garını da Osmanlı’nın ‘Yasmut Efendi’ dediği Alman mimar August Carl Friedrich Jasmund tasarlar… (Dışarda büyük enformasyon levhasında Tasmund yazıyor… Kabahat levhacı da mı yoksa ona yazıp verende mi acaba)

Gara girince sol tarafta küçük bir Demiryolu Müzesi var… Hep görürdüm… Bu kez gireyim dedim… İçerde müzeyi gezen 17-18 yaşlarında bir genç ile kucağında kedisiyle müze müdürü Ruhan Çelebi hanımefendi vardı… 40 metrekare kadar butik müze 23 Eylül 2005’te açılmış… 300-350 kadar irili ufaklı obje sergileniyor… Pazar, Pazartesi ve bayram günleri dışında açıkmış… Ücretsiz…

Müzedeki eşyalar eklektik… Konu bütünlüğü yok… Objelerin ferdi gayretlerle ordan burdan toplandığı açık… Müzeden ziyade sergi salonu veya gelin çeyizi sergisi gibi… Örneğin… Wagon-Lits şirketine ait bir gümüş yemek takımı… 1977’de son seferde yolculara verilen gümüş madalyon… Madalyonu da Merkez Bankası eski yöneticilerinden Celil Ender Bey vermiş… Fotoğraflar, saatler, fenerler, çanlar, telefonlar, sobalar, tren plakaları, emekli demiryolcu Hilmi Duman’a ait 1927-1950 arası albüm vesaire… Sanırım en değerli obje 20.9.1928 tarihinde Atatürk’ün Ankara-Kayseri seyahatine ait Gazi Mustafa Kemal imzalı seyrüsefer cetveli…

Halbuki burası gar değil haşmetli bir anıt adeta… Cephelerde tuğla bantlar… Sivri kemerli pencereler… Selçuklu dönemini anımsatan geniş bir giriş kapı… Vitraylar… Binanın kaidesi granit, cephesi mermer ve Marsilya Arden’den getirilmiş taşlarla yapılmış… Bekleme salonlarına Avusturya’dan getirilen çini sobalar konulmuş vaktiyle…

Burası Türkiye’nin toplumsal yapısını etkileyen olaylara sahne olmuş… Almanya’ya göç buradan başlamış… Balkan göçmenleri burada inmiş trenden… Atatürk, Almanya seyahatine buradan gitmiş… Orient Express’in son durağı… İstanbul Üniversitesi’ne gelen Alman bilimadamlarının çoğu, aileleriyle trenden burada inmiş… İkinci Dünya Savaşı döneminde şu veya bu amaçla trenle gelen önemli kişiler ayak basmış… Daha birçok tarihi olaya sahne olmuş burası… Burayı hor kullanıyoruz bence… Garın önündeki otoparkı kaldırıp bina tüm görkemiyle ortaya çıkarılmalı… Bir odaya eklektik objelerle doldurulmuş demiryolu müzesini (sergisini) başka bir yere taşıyıp burada mutlaka fotoğraflarla, video gösterileriyle bir göç müzesi olsa daha anlamlı olur sanırım…

HALİT ÇELİKBUDAK

 

    

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.