Halit Çelikbudak yazdı: Yardımseverlik bir erdemdir

‘SUÇ VE CEZA’ veya ‘Karamazof Kardeşler’ gibi dev eserlerin yazarı, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ‘Her insan, herkes karşısında, her şeyden sorumludur’ der… Üstad, bu felsefi sözü hangi amaçla söylemiş… ‘Herkes karşısında’ demekle yaşanılan toplumu kastediyor bana göre… Öyleyse yaşadığımız topluma gözlerimizi, kulaklarımızı kapatmamalıyız, kapatamayız…

Bunu yazmamın nedeni geçen Cuma akşamı eşimle gittiğim etkinlik… Almanya Limburg’da yaşayan aile dostumuz Ekrem-Beate Sirman çifti bizi bir etkinliğe götürdü… Türkçe’ye ‘Yaşam Yardımı’ olarak tercüme edebileceğim ‘Lebenshilfe’ isimli özürlülere elini uzatan yardım derneğine… Bize hiç bahsetmemişlerdi daha önce… Ekrem bu derneğin onursal başkanıymış… Yılsonu toplantısı /eğlencesiymiş… Belediye Başkanı’ndan tutun kentin önde gelen kişileri oradaydı… Sohbet ettik… Özürlülerle bir akşam geçirdik… Onların yaptığı resimlere, işlere baktık… Onlardan oluşan grubun müziğiyle eğlendik…

Fransız filozof Jean Paul Sartre da şöyle demiş… ‘Herkes içinde yaşadığı toplumu anlayabilmek zorundadır’ Almanya’da yaşadığımız toplumda özürlüler de var… Onları da anlayabilmek zorundayız… Gittiğimiz dernek göçmenlere de kucak açmış ilk kurulduğu günden beri… Belediye Başkanı Marius Hahn, kentin mücevher sayılabilecek yerindeki loft için ‘Kirayı ben karşılarım’ demiş… Birçok firma ile birlikte Ekrem’in CEO olduğu şirket derneğin ayakta kalmasını sağlamış/sağlıyor… Üç yüz metrekarelik bir atölyede tiyatro, müzik, seramik, resim çalışmaları, okuma yapıyorlar… Özürlü olmayanlar da gelip katılıyor, kursları yönetiyor gönüllü… Akşam birçoğu ile tanıştım… Onlar anlattıkça duygulandık…

Ancak böyle yardım dernekleri toplumun her türlü desteğine de muhtaç olduğunu unutmayalım… Maddi veya materyal desteği başta… Haftada, ayda birkaç saat de olsa uğrayıp manevi destek vermek veya özürlülere elinizden gelen bir beceriyi öğretmek de olabilir… Detaylı anlatmaya gerek yok sanırım… Cuma akşamı gördük… Bir çoğu konuşarak anlatamasa da gözlerindeki pırıltıyı…

Bir ara tüm bu çalışmaları yöneten bayan Annette Kretzschmar ile uzunca konuştum… Kestirmeden söyleyeyim… Hemen sordu ‘Ekrem Sirman’a ne kadar teşekkür etsek azdır… Ama ne yaptıysak başka göçmenlere ulaşamıyoruz… Özürlü evladı olanlara belki kısmen… Türkler/Türk kökenlilerin de uzak durduğunu hissediyoruz. Acaba duyuramıyor muyuz… Ne yapalım… Onları da aramızda görmek istiyoruz…‘

Kenardaki geniş koltuktaki sohbette anlattım… ‘Belki duymamışlardır’ dedim ‘Kentteki tüm Türk derneklerine de yazın, ziyaret edin, anlatın mesela’ dedim… Türklerin ‘çok merhametli, yardımsever, hayırsever’ olduğunu söyledim… Almanya’da resmi verilere göre 8 milyonu aşkın özürlü var… Büyük bölümü yetişkin veya kaza, hastalık sonucu özürlü… Ama down syndrom gibi doğuştan özürlü çok sayıda çocuk ve genç de var… Aralarında Türk veya Türk kökenli sayısının az olmadığı biliniyor… Bu çocukları, gençleri ve ailelerini kaderleriyle baş başa bırakmayalım… Yardım eli uzatan Limburg’daki gibi Almanya’nın dört bir yanında dernekler var…

Bu derneklere ilgi göstermek, maddi veya manevi yardımseverlik bir erdem ve yüce bir insani değerdir. Yardımseverlik olgunluğun, erdemliliğin göstergesidir. Yazıyı yine üstad Dostoyevski’nin bir sözüyle bitiriyorum… Üstad derki… ‘Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıkları değil. Yaşayamadığı mutluluklardır.’ İşte üstadın işaret ettiği gibi özürlülerin de yaşayamadığı mutlulukları unutmayalım… Sorumluluk duygusuyla onların yaşayamadıkları mutlulukların acısını herhangi bir yolla bir nebze olsun hafifletmeye çalışmayı insani bir görev olarak kabul edelim…

HALİT ÇELİKBUDAK
h.celikbudak
@gmail.com

 

        

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.