“Hukuk devleti anlayışına şüphe düştü”

MÜSTAKİL Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Avrupa Direktörü Burhan Sağlam, Almanya’daki Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütü davası sanığı Ralf Wohlleben’in serbest bırakılmasına ilişkin, “Soruşturma aşamasında delillerin karartılması ve sanıkların işledikleri suçun ‘üç kişilik münferit bir saldırı’ gibi lanse edilmesi kuşkusuz Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ‘üstün’ hukuk devleti anlayışına şüphe düşürmüştür” ifadesini kullandı.

Sağlam, geçen yıllarda NSU terör örgütü tarafından yapılan, 8 Türk ve 2 Yunan vatandaşı ile 1 Alman polisin ölümüyle sonuçlanan ırkçı saldırılar hakkında açıklanan dava kararına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Avrupa’da giderek artan ırkçı düşünce yapısının ve yabancı düşmanlığının en canlı kanıtlarından biri olan NSU davasında, beş yıllık yargı sürecinin ardından geçen çarşamba günü kararın açıklandığını anımsatan Sağlam, “Kararda, olayın baş zanlısı Beate Zschape’ye verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası, ne söz konusu örgütün faaliyetlerinin hukuk önünde tamamen mercek altına alınıp aydınlatılması ne de ırkçı faaliyetlerin titizlikle incelenip lağvedilmesi adına tatmin edici sonuçlar doğurmamıştır. Bu karar, her ne kadar kurbanların yakınları açısından teselli gibi görünse de adaletin tecellisi ve yargının tarafsızlığı bakımından davanın seyri, soru işaretleri barındırmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Sağlam, “Soruşturma aşamasında delillerin karartılması ve sanıkların işledikleri suçun ‘üç kişilik münferit bir saldırı’ gibi lanse edilmesi kuşkusuz Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ‘üstün’ hukuk devleti anlayışına şüphe düşürmüştür. Hem dava seyrinde yaşananlar hem de kararın hukuki kimliği Almanya’da mukim Türk azınlık ve dünya kamuoyu nazarında tatmin edici değildir” değerlendirmesinde bulundu.

İşlenen suçun münferit bir saldırı olarak ele alınmasının, ırkçı terör faaliyetleri gerçeğinin Alman makamları tarafınca görmezden gelinmesinden başka bir şey olmadığını belirten Sağlam, şunları kaydetti:

“Diğer sanıklar hakkında hazırlanan iddianameler  ve dahi verilen hükümlerin de ırkçı sebeplerle adam öldürmeye teşvik, yardım ve yataklık için verilen cezalardan öte; basit maddi hasarlara verilen cezalar statüsünde olması, bunun açık göstergesidir. Çok kültürlü toplumsal yapının geleceği açısından soruşturmanın tamamı ve verilen hükümler, hem hukuk devletinin tarafsızlığı hem de terörün kimi hedef alırsa alsın bir insanlık suçu olduğu ve böyle cezalandırılması gerektiği mantığının oturması adına ümit vaat edici değildir.

Soruşturmayla geçirdiğimiz son 5 yıla rağmen, hukuk devletine ve gerçekleşmiş ırkçı saldırıların tamamen aydınlatılmasına olan inancımızı kaybetmemiş bulunmaktayız. Terörün din, dil, ırk ve neden aramaksızın her milletin ortak tehdidi olduğu kabulünden hareketle ırkçı teröre karşı Almanya’nın önleyici tedbirler alması gerektiğine inanıyoruz. Bu bağlamda devletin ve yetkili makamların Türk-Alman STK’ları ile birlikte hareket ederek daha güçlü bir toplumsal bilincin oluşmasını sağlaması gerektiğine inanıyoruz. Almanyalı Türklerin duyduğu güvensizliği ancak bu giderecektir.”

Hüseyin TORUNLAR (İnterAjans-AA)

 

              

 

© InterAjans/AA Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans