Haklarimizi yeniden talep ediyoruz © InterAjans

AMSTERDAM (İnterAjans) – Uluslararası Göç Platformu tarafından Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenen Avrupa Çalışma Konferansı’na bir bildiri gönderen HTİB (Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği) Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, “Böyle bir konferansın bu yüzyılda düzenlenmesi ihtiyacını insanlık tarihi için utanç verici buluyorum. Bugün göçmenler olarak insan haklarımızı tekrar talep ediyoruz” ifadesini kullandı.

NEW YORK’A HAZIRLIK
Önümüzdeki Temmuz ayında New York’ta yapılacak BM üst düzey diyaloğuna hazırlık için Atina’da düzenlenen ve insan haklarının geri talebi, dolaşım, uluslararası yükümlülükler gibi konuların ele alındığı konferansa Ayrancı tarafından gönderilen bildiride, “İnsan haklarını korumak için uluslararası düzeyde yeterli mevzuat vardır. Evrensel ya da bölgesel insan hakları enstrümanlarının tamamı ayrımcılık yapmama ilkesini içerir. Belirtilmesinde yarar görülen önemli bir husus temel insan hakları sözleşmelerinin “asgari” değerleri kapsadığıdır. Sözleşmelerin taraf ülkelerde uygulanmasını izleyen denetim sistemleri de bulunmaktadır. Önemli olan bu sözleşmelerin onaylanıp onaylanmadığı, onaylanmış ise uygulanıp uygulanmadığıdır” ifadesinde bulunuldu.

“ISRARLI TAVIR”
Birleşmiş Milletler’in 9 temel insan hakları sözleşmesi bulunduğunu ve bunlardan 8’inin AB ülkelerinin hemen hemen tamamı tarafından onaylandığını belirten Mustafa Ayrancı, şunları kaydetti: “BM temel insan hakları sözleşmelerinden Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarına dair Sözleşmeyi hiç bir AB üyesi ülke onaylamamıştır.   Sözleşmenin temel prensibi ayrımcılık yapmamadır. Bu durum AB ülkelerinin göçmenlerin en temel insan haklarını dahi tanımamakta ısrarlı bir tavır sergilediğini göstermektedir.”

“GEREKÇELERİ TEMEL HAKLAR”
BM Göçmen İşçiler Sözleşmesi’nin düzensiz konumdaki göçmen işçiler ve aile fertlerine bazı temel haklar sağladığına işaret ederek, AB üyesi ülkelerin bu sözleşmeyi onaylamamaya bu temel hakları gerekçe olarak öne sürdüklerine dikkati çeken Ayrancı, şöyle devam etti: “Oysa BM Göçmen İşçiler Komitesi Nisan 2013 tarihindeki oturumunda kabul ettiği Genel Yorum’da (General Comment) sadece bir iki istisna dışında, Göçmen İşçiler Sözleşmesi’nde düzensiz göçmenler için sağlanan haklarının tamamının diğer insan hakları sözleşmelerinde de yer aldığını ortaya koymuştur. AB ülkelerini ürküten tek konu bireysel sınır dışı kararlarında göçmen işçinin sınır dışı edilmeden önce bulunduğu ülkedeki mülkiyet, ücret alacakları ve diğer bazı haklarını alabilmesi için usule ilişkin sağlanan güvencedir. Bu Genel Yorum AB ülkeleri için çok iyi bir rehber niteliğindedir.”  

AYRIMCILIK
Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Konseyi’nin ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadelede mevzuat açısından oldukça ileri düzeyde olduğunu vurgu yaparak, Avrupa Adalet Divanı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdikleri kararlarla bu mevzuatı daha da geliştirdiklerini anlatan HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, “Ayrımcılığı tanımlarken başvuracağımız en önemli kaynaklar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı’nın bu konudaki yaklaşımlarıdır. Her iki mahkemenin de yaklaşımları ortaktır. Dünyanın her bölgesinde olduğu gibi, Avrupa’da da en fazla ayrımcılık göçmenlere yapılmaktadır” ifadesini kullandı.

“GÜVENCELER İÇERMİYOR”
Avrupa Birliği Kurucu Anlaşması’nın 13. maddesinde AB kurumlarına cinsiyet, ırk, etnik köken, inanç, engelli, yaş ve cinsi eğilimleri nedeniyle bireylerin ayrımcılığa uğramaması için gerekli tedbirleri alma ve uygulama yükümlülüğü verdiğini anımsatan Ayrancı, “Bu kapsamda Avrupa Konseyi ve Parlamentosu 1978, 2000 ve 2006 yıllarında 4 ayrı cinsiyet eşitliği, kadın ve erkekler arasında sosyal güvenlik alanında ayrımcılık yapılmaması, istihdamda eşitlik direktifi benimsemiştir. Bununla birlikte 16 Aralık 2008 tarihli Geri Dönüş Direktifi yasal ikamet statüsü bulunmayan veya kaybeden göçmenlere bir takım güvenceler sağlamaktan uzaktır. Bunun yanına Avrupa Birliği’nin Model Geri Kabul Anlaşması’nı da koyduğumuzda her iki metnin, temel insan hakları sözleşmelerinde yer alan güvenceleri içermediği görülmektedir. AB’nin üçüncü ülkelere empoze ettiği Geri Kabul Anlaşması’nın BM Göçmen İşçiler Sözleşmesi’ne aykırı olduğu Göçmen İşçiler Komitesince çok defa izleme ve denetim raporlarında belirtilmiştir” ifadesini kullandı.

“AYRIMCILIĞI ENGELLEMİYOR”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinin sözleşme ile güvence altına alınan diğer hakların sağlanmasında ayrımcılık yapılmamasını öngördüğünü vurgulayan Mustafa Ayrancı, mevzuatta bu tür çok güçlü ve olumlu hükümlerin bulunmasına rağmen, bunların göçmenlere karşı ayrımcılığı engellemediğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Göçmenlere karşı yapılan ayrımcılığı ve ırkçılığı sosyal yaşamın hemen, hemen her alanında görmek mümkündür. Bunları somutlaştırmadan önce ayrımcılığın ve ırkçılığın kimler tarafından nasıl yapıldığına bakmakta yarar bulunmaktadır. Hükümetler, siyasi partiler, yerel yönetimler, işverenler, sosyal güvenlik kurumları, sendikalar, eğitim kurumları, sağlık kurumları ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, değişen biçimlerde ve oranlarda göçmenlere karşı ayrımcılık yapmaktadır. Göçmenlerin istihdam durumu, eğitim durumu, dini, cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu, kendilerine yapılan ayrımcılığın boyutlarını etkilemektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde göçmenlere karşı yapılan ayrımcılığın ne boyutta olduğunu anlamak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği Adalet Divanının kararlarının incelenmesi yeterli olacaktır.”

HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, Atina’ya gönderdiği bildiride Hollanda’ya ilişkin olarak şu noktaları sıraladı:
“İSTİHDAM:
“Kamu ve özel sektörde göçmenlerin istihdamında sıkıntıların olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunu vatandaşlarla göçmenlerin işsizlik oranlarına baktığımızda çok açık biçimde görebilmekteyiz. Bu işsizlik oranları çok farklı şekillerde yorumlanabilmektedir: Göçmenlerin eğitim düzeyinin düşüklüğü, kalifikasyonlarının azlığı, sosyal yardım sistemlerinden daha fazla yararlanma arzusu, kültürel ya da dini faktörlere göre kadınların istihdam piyasasına girmede isteksizliği. Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Hollanda’da bir Türk göçmen 2011 yılında hazırladığı CV ile özel sektörde çok sayıda firmaya iş başvurusunda bulunmuştur. Bu firmalardan hiç birisinden yanıt alamamıştır. Aynı kişi CV’de sadece adını Hollanda ismi ile değiştirmiş ve aynı işyerlerine tekrar iş başvurusunda bulunmuştur. İşyerleri bu defa kendisini görüşmeye davet etmiştir. Bu tespit edilmiş bir durumdur. Kamu ya da özel sektörde istihdam edilen göçmenlerin işyerinde yükselmeleri çeşitli yöntemlerle engellenebilmektedir.

AİLE BİRLEŞİMİ, AİLE OLUŞUMU:

1998 yılından itibaren aile birleşimi ve oluşumu için uluslararası sözleşmelerin öngördüğünden çok daha ağır şartlar getirilmiştir. Aile birleşimi için uyum kurslarını başarı ile bitirmek ön koşul olmuştur. Uyum kurslarının masrafının göçmenin kendisi ya da eşi tarafından karşılanması gerekmektedir. Aile birleşimi için asgari ücretin yüzde 130’u oranında bir gelire sahip olmak gerekmektedir. Asgari yaş 18’den 21’e çıkarılmıştır. Birden fazla göçmenle evlenme yasağı getirilmiştir. Çok yüksek ikamet izni harçları ödenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Göçmen örgütleri ve göçmenler bireysel olarak bu kısıtlamalara karşı çok etkili bir hukuk mücadelesi vermiştir. Burada Hollanda mahkemelerine, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne çok teşekkür etmemiz gerekiyor. Çünkü göçmenlerin üretimden gelen güçlerinin dışında tek güvencesi bu mahkemelerdir. Bu mahkemeler süreç içerisinde mükemmel kararlar vermiştir. Aile birleşimi için az önce saydığım kısıtlamaların 21 yaş koşulu dışında kalanların tamamı mahkemelerce hukuka aykırı bulunmuştur. 21 yaş koşulu ile ilgili dava halen devam etmektedir. 14 Ekim 2010 tarihinde göreve başlayan PVV’nin dışardan desteklediği VVD ve CDA hükümeti, hazırladığı Koalisyon Protokolü’nde aile birleşimi konusunda sadece tüm kazanımlarımızı geri almayı değil çok daha ağır koşullar getirmeyi öngörmüştür. Koalisyon Protokolü’nde aile birleşimi için koşullar şu şekilde sıralanmıştı:

-Aile birleşimi ve aile oluşumu için katı kurallar getirilecek ve ilgili AB direktifinin değiştirilmesi için teklifte bulunulacaktır.

-Aile oluşumu ve birleşimi evli veya kayıtlı partner ve küçük çocuklar ile sınırlı tutulacaktır. (anne baba kapsam dışı kalacak)

-Aile birleşimi ve oluşumu kapsamında Hollanda’ya gelebilmek için Hollanda’daki eşin ebeveynin en az bir yıldır yasal ikameti bulunması şartı getirilecektir. Bu şart yüksek vasıflı göçmenlere uygulanmayacaktır.

-Aile birleşimi kapsamında Hollanda’daki kişinin yeni kabul koşullarını yerine getirmesi gerekecektir: kendi kendine yeterli olma (barınma/gelir-independent accommodation) ve sağlık sigortası.

-Aile birleşimi kapsamında Hollanda’ya gelen kişinin bağımsız ikamet izni alabilmek için başvuru süresi istisnai durumlar dışında üç yıldan beş yıla çıkarılacaktır.

-Aile birleşimi harçları olabildiğince maliyeti düzeyinde olacaktır.

-Entegrasyon yasasındaki sınav koşulları ağırlaştırılacaktır.

-Aile birleşimi hakkındaki 2003/86 sayılı AB direktifi değiştirilecek, aile birleşimi kapsamında göç için yeni koşullar getirilecektir: bu çerçevede hükümet; 

-Yaş koşulunun her bir partner için 24’e yükseltilmesini
-Her on yıl içinde en fazla bir partner için aile birleşimini
-Asgari ücretin yüzde 120’si düzeyinde gelir koşulunu
-Depozito uygulamasının başlatılmasını
-Hollanda ile olan bağların diğer ülkelerden daha güçlü olduğunu ispat ölçütlerinin geliştirilmesini
-Suça karışmış aile bireylerinin kabul kapsamı dışına çıkarılmasını
-Eğitim düzeyi ile ilgili değişikler yapılmasını isteyecektir. 

AB BM Sözlesmesini Onaylamali © InterAjans

Azınlık hükümeti Koalisyon Protokolü’ne koyduğu bu hedeflerin bir kısmını gerçekleştirmiş, diğerleri için ise iktidar süreleri yetmemiştir. 20 Ekim 2012 tarihinde VVD ve PvdA koalisyon programı üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Aile birleşimi konusunda yukarıda belirtilen prensiplerin hemen, hemen tamamı yeni Koalisyon Protokolü’nde de yer almaktadır. Az önce ifade edilenler sadece aile birleşimi için detaylı bir anlatımdır. Ancak burada dikkat etmemiz gereken husus şudur. Uluslararası göçmen hukukuna aykırılığı ulusal mahkemeler, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince sabit görülen düzenlemeler dahi farklı hükümetlerce ısrarla ve daha ağır biçimde tekrar uygulanmak istenmektedir. Daha da ötesinde göçmelerin haklarının ellerinden alınabilmesi için AB direktiflerini değiştirmek de dahil her türlü çaba gösterilmektedir. Bu hak kısıtlamaya dönük ısrarcı tutum, ayrımcılığın sistematik ve devamlılık gösteren bir şekilde yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır. 

SOSYAL GÜVENLİK HAKLARINA İLİŞKİN UYGULAMALAR VE AYRIMCILIK ÖRNEKLERİ:
Sosyal güvenlik hakkı temel insan hakları arasındadır. Bu hak sadece göçmen olarak bulunulan ülkede değil, göçmenin aile fertlerinin kaynak ülkede bulunması halinde de, göçmenlerin ülkelerine gönüllü olarak geri dönmeleri halinde de, belgesiz (irregular migrants) göçmenlerin çalışmaları ve ödediği primlerin karşılığı olarak sosyal güvenlik haklarını elde etmeleri bakımından da çok önemlidir. Göçmenlerin sosyal güvenlik hakları konusunda Hollanda’da 2000 yılından bu yana yaşanan gelişmeler, bir yandan göçmenlere nasıl bir sistematik ayrımcılık yapıldığının çok açık bir kanıtı olduğu kadar, göçmenlerin sosyal güvenlik haklarının korunmasına tüm AB genelinde ışık tutmaktadır. Bu süreç, üzerine kitapların yazıldığı ve bundan sonra da yazılması gereken bir süreçtir. Hollanda 2000 yılında sosyal güvenlik ödeneklerinin ihracını kısıtlayan bir yasa kabul etmiştir. Bu süreçten sonra primsiz nitelikteki ek yardımların ülke dışına transferi durdurulmuş, geride kalanlar ödeneği koşulları sigortalı kalmayı imkansız hale getirmiştir. Ülke dışında ikamet eden binlerce kişinin maluliyet aylıkları ya tamamen iptal edilmiş ya da miktarı düşürülmüştür. Göçmenlerin mücadelesi bu alanda da çok önemli sonuçlar vermiştir. Kesinti kararlarının tamamı ya Hollanda ulusal mahkemelerinden geri dönmüş ya da Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan geri dönmüştür. Hollanda göçmenlerin sosyal güvenlik haklarını bu yargı kararlarına rağmen kısıtlayabilmek için Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’ne çekince koymaktan kaçınmamış ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 118 sayılı Sosyal Güvenlikte Vatandaşlarla Vatandaş Olmayanlar Arasında Eşit Muamele Sözleşmesi’nden geri çekilmiştir. 

ILO’nun 118 sayılı sözleşmesinden göçmenlerin sosyal güvenlik hakkını kısıtlamak amacıyla çekilmenin üzerine bir yorum yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bunun da ötesinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın sosyal güvenlik ödeneklerinde hiç bir kısıtlama yapmaksızın ihraç edilmesinin zorunlu olduğu yönünde 2011 Mayıs’ında verdiği bir kararın hemen arkasından Hollanda, yurt dışına transfer edilen geride kalanlar ödeneğinin, maluliyet aylıklarının ve aile yardımlarının yüzde 40 ila yüzde 60’ının, yaşlılık aylığına ilave ek yardımların tamamının kesileceğini açıklamıştır. Bu kesinti kararlarının da göçmenlerin mücadelesiyle durdurulacağına şüphe yoktur. Ancak sosyal güvenlik hakları konusunda göçmenlere karşı bu ayrımcı tutum, kendilerini insan hakları şampiyonu zanneden ülkelerin tarihlerinde kara bir leke olarak kalacaktır. 

ANADİLİ EĞİTİMİ
İnsanların kültürel değerlerini koruyabilmeleri için en temel araçlarından birisi ana dilini konuşabilmesidir. Anadili eğitimi hakkı hem evrensel, hem bölgesel insan hakları temel enstrümanlarında yer almaktadır. Yine Hollanda örneğinden hareket edecek olursak, ana dili eğitimi 2004 yılından bu yana Hollanda’da ilkokullarda verilmemektedir. Göçmen kuruluşları olarak bu alanda da mücadelemiz devam etmektedir. Bizler anadili eğitimi hakkı mücadelemizle entegrasyonu engelleyen değil, tam tersine entegrasyon sürecine katkı yapan bir mücadelenin içindeyiz. Anadili eğitimi hakkını savunan bizler, yaşadığımız ülkenin dilini çok iyi derecede konuşmanın gerekliliğini de savunuyoruz. Yaşadığımız ülkenin dilini çok iyi derecede bilmemizin, bulunduğumuz ülkede üretim sürecine her seviyede katılabilmemiz için bir zorunluluk olduğunun farkındayız. Ancak bulunduğumuz ülke makamları da farkında olmalı ki, ana dili eğitimi kültürel değerlerin korunması için vazgeçilemez bir öneme sahiptir. Hollanda’da ana dili eğitimi için verdiğimiz hukuk mücadelesi diğer AB ülkelerine de örnek olacaktır. Bu mücadelenin sonuçlarını görmek için ne bizler, ne de sizler çok beklemeyeceksiniz.

İSLAMOFOBİ
Din, inanç ve vicdan hürriyeti ve bunlara dayalı ayrımcılık yapmama prensibi insan hakları temel sözleşmelerinin hemen, hemen tamamında yer alır. Ancak bu sözleşmeler bir dine, diğerinden daha fazla ya da daha az koruma sağlamaz. Belki de konu başlığına uygun davranmayacağım. Avrupa Birliği’nde yaşayan bir göçmen olarak AB’de inanç özgürlüğünün kısıtladığını söylemem imkansız. Tabii ki camilere yönelik saldırılar oluyor. Bu tür faşist saldırıları nefretle kınıyoruz. Ancak bu tartışmanın göçmenlerin üzerinden yapılmasını doğru bulmuyoruz. İnanca saldırı insan haklarına saldırıdır. Kimsenin unutmaması gerekir ki göçmenler her dine mensup insanlardır. İslam karşıtlığı kavramını göçmen haklarıyla özdeşleştirmek, farklı dinlere mensup göçmenleri karşı karşıya getirmenin bir aracı olacaktır. Terörün dinlisi, dinsizi, o dindeni, bu dindeni olamaz. Nereden gelirse gelsin teröre karşıyız. Ancak bunun göçmenlerle, göçmen haklarıyla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Çok açık bir ifade ile göçmen haklarının dini temeller üzerinden tartışılmasına karşıyız. İslam karşıtlığı farklı platformlarda tartışılabilir. Tartışılmalıdır. Ama göçmen haklarının tartışıldığı platformlarda değil. Biz konuya insan hakları temeli üzerinden bakarız.” 

HTİB Genel Başkanı  Mustafa Ayrancı, bildirinin sonuç bölümünde şu noktaları öne çıkardı:
“-Birleşmiş Milletler, Uluslararası Çalışma Örgütü  ve Avrupa Konseyi’nin insan hakları enstrümanlarında göçmenlere karşı her türlü ayrımcılığı önleyecek yeterli mevzuat vardır.

-Avrupa Birliği üyesi ülkeler doğrudan göçmen haklarını ilgilendiren sözleşmeleri onaylamakta istekli davranmamaktadır. Buradan AB üyesi ülkeleri bir kez daha Birleşmiş Milletler Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Sözleşmeyi onaylamaya ve uygulamaya davet ediyoruz.

-AB yeni göç ve göçmen politikalarını hak temelli yaklaşım üzerine kurmalıdır.

-AB ülkelerinin “geri dönüşlü göç”, “dolaşımlı göç”, “vasıflı göç” gibi kavramları gündeminden çıkarmasını ve bu kavramları teşvik etmemesini talep ediyoruz. Bu kapsamda AB Mavi Kartı Direktifi (2009/50/EC) ayrımcı bir direktiftir.

-AB’nin üçüncü ülkelere dayattığı ‘Geri Kabul Anlaşması’ BM Göçmen İşçiler Komitesi’nin ülke incelemelerinde de belirttiği gibi temel insan haklarına aykırı ve ayrımcıdır. Göçmenlere meta gibi davranılması ve iade edilmesi gibi bir yaklaşım ırkçı ve ayrımcıdır. Sözleşmenin başlığı ve içeriğinin değiştirilerek insan haklarına saygılı bir metne dönüştürülmesi gerekir.

-Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin göçmenlerin haklarının ihlal edildiğini gösteren her kararı göçmenlere ayrımcılık yapıldığı anlamına gelir. Kararlarda özellikle ayrımcılık ile ilgili maddelere atıf yapılması gerekmez.

-Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin göçmenlerle ilgili verdiği kararlar, tüm AB’de ayrıca bir işleme ve dava konusuna gerek kalmaksızın yaygınlaştırılıp uygulanmalıdır. AB Komisyonu AB vatandaşları için gösterdiği hassasiyeti tüm göçmenler için göstermelidir.

-Göçmen haklarını dini temeller üzerinden tartışmak yanlıştır. Göçmenler herkesin din ve vicdan hürriyetine saygı gösterilmesini talep eder. Bu bağlamda İslam karşıtlığının göçmen karşıtlığıyla özdeşleştirilmemesi gerekir. İslam karşıtlığıyla ya da başka bir dine karşıtlığıyla mücadele edilmelidir. Ancak bu mücadele göçmenlerin hak arayışı içerisinde yer almamalıdır.

-Göçmenlerin oluşturduğu sivil toplum örgütlerinin çok sıkı bir şekilde dayanışma içerisinde olması çok önemlidir. Hem aynı ülke içindeki farklı kökenlerden gelen göçmenlerin, hem de AB içindeki göçmen örgütlerinin dayanışması çok önemlidir.

-Göçmen sivil toplum örgütleri Birleşmiş Milletler Sözleşme Komiteleri Sisteminde, AB Komisyonu nezdinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde profesyonel bir şekilde aktif görev üstlenmelidir. IOM gibi hükümetler arası kuruluşlar tabii ki önemlidir. Ancak hükümetler arası kuruluşlar değil Hükümet Dışı Kuruluşlar (NGO) göçmen haklarının korunmasında ve geliştirilmesinde çok daha önemlidir.”

© InterAjans – Her hakkı saklıdır.

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.