Ayhan Tonca:”Kabul etseydim aynaya bakamazdım”

Ayhan Tonca rop

ROTTERDAM (İnterAjans) – Cami teşkilatlarından İOT başkanlığına kadar bir çok kurumda önemli görevler üstlenen, Apeldoorn Belediye Meclisi üyeliğinin yanı sıra ülkenin gündemine oturan İbni Haldun Lisesi’nin yönetim kurulu başkanlığını da yapan Ayhan Tonca, İnterAjans’ın sorularını yanıtladı. 2006 seçimlerinde milletvekilliği aday listesinden çıkarılan üç adaydan biri olan Tonca, o günleri anlattı. Partisinin bugünkü durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu, okuldaki skandala ilişkin düşüncelerini anlattı, sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili tavsiyelerini aktardı.

“BULUTLARDAN YILDIZLARI GÖREMEDİK”
-Ayhan Bey, kendinizi tanıtır mısınız?
“1964 yılında Karaman’da doğdum. Ben iki haftalık iken terzi dükkanı çıkan yangından kül olan babam Hollanda’ya işçi olarak gelmiş. 1970 yılında annem ve  kardeşimle birlikte Hollanda’ya geldik. O günden bugüne bilinen ‘yarın döneceğiz’, ‘gelecek yıl döneceğiz’ göçmen hikayesi. 1970’li yıllarda toplumun bizlere bakış açısı çok farklıydı. Anne dil bilmiyor, baba fabrikada çalışıyor. Üç yıl boyunca  komşumuzun çocukları bizleri okula taşıdı. İki yıl üniversitede astronomi okudum. Ek olarak Ortadoğu dilleri fakültesine de kaydımı yaptırmıştım. Burada hava kapalı, yıldızları göremedik. Bulutlardan dolayı astronomi fakültesi beni açmadı. 1992 yılında Utrecht Üniversitesi’nin Ortadoğu Dilleri Fakültesi’nden mezun oldum. 1980’li yıllardan itibaren sivil toplum kuruluşlarında görevler aldım. Büyüklerimiz o dönem  ‘bu işlere girdiğin zaman çocuklarının büyüdüğünü göremeyeceksin’ derlerdi. Yıllar sonra bir gün hanım, ‘bu akşam kız istemeye gelecekler’ dedi. O zaman o büyüklerimin söylediği aklıma geldi. Vatandaşlarımız için çok uğraştık. Bu uğraşta da en büyük fedakarlığı ailem yaptı. Ben onların hakkını hiçbir zaman ödeyemem. Bu işleri yapabilmemin en büyük gücü ailem. Onlar bu kadar destek olmasalardı bu işleri zaten yapamazdık.”

“SAKLANACAK GİZLENECEK BİR ŞEYİM YOK”
-2006 yılında partiniz CDA’nın hazırladığı milletvekilliği aday listesinden soykırım iddiasını kabul etmediğiniz için çıkarıldınız. O dönem toplumun siyaset için yetiştirdiği kaliteli isimlerden biriydiniz. Aradan yıllar geçti. O günkü duruşunuzdan dolayı bir pişmanlık duydunuz mu?
“O olayları bugünlerde medya açısından düşünmedim değil. 2006’daki o medya çalkantısı şahsımız üzerineydi. Medyanın bugünlerde bu derece üzerimize gelmesi de eşdeğer sayılır. O günkü olaylarda şunu öğrenmiştim; medya senin üzerinden bir haber yapacaksa, sen ona katılsan da, katılmasan da o haberi yapıyor. 2006’da beni bir televizyon programına çıkarmak istediler. Ben de durumu partiye ilettim. O dönem CDA’nın medya danışmanı Jack de Vries’di. ‘Sen çıkma, biz bu işi halledelim’ dedi. Ama adamlar beni istiyor. Benim saklayacak ve gizleyecek hiçbir şeyim yok. Ben niye çıkmayayım? ‘Yok işte sorularda, cevaplarda yanlış bir şeyler olur. Sen yapma biz yapalım bu işi’ dediler. Sonuçta parti de bunu böyle düşünüyorsa ‘o zaman çıkmayayım, onlar çıksınlar’ dedim. Medya soykırım meselesinde 2. Dünya Savaşı sırasındaki holokostu da içine katarak beni inkarcı biri gibi lanse etti. Bu durum yaşandıktan sonra da sürekli olayların peşinden koştum. Çünkü artık durumu düzeltemiyorsunuz. Kamuoyunda bir imaj yaratılıyor, o imajı düzeltmek için peşinden koşturuyorsunuz, ancak yapacak hiçbir şey yok. Yapamıyorsunuz da. O olayda hata yaptım mı? Hayır. Ben o zaman ‘1915 olayları, soykırım olarak adlandırılan olaylar, siyasileri ilgilendiren bir olay değil. Çünkü ortada tarihi bir ispat yok. Bu olay tarihçileri ilgilendirir. Tarihçiler bu işi araştırsınlar. Çıkacak sonuç uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilir. Bu olay tespit edildikten sonra inkar etmek ya da etmemek söz konusu olamaz. Ama tarihçiler bu işi yapsın’ görüşünü savundum.


Ayhan-Tonca3©-InterAjansYaşadığımız bu son olayda da siyasiler önyargıyla hareket ediyorlar. Bizim okulda bir olay olmuş. Polis araştırması sürüyor. Daha sonuçlanmadan okulu kapatmaya kalkıyorlar. Siyasilerin olayları bilmeden ortaya çıkıp ‘Bu okul geçmişte de kötüydü. Bu okul kapatılsın’ demelerinin şu anda ne manası var? Önce olay bir aydınlığa kavuşsun. Kim yapmış? Nasıl yapmış? Nasreddin Hoca’nın fıkrasındaki gibi ‘hırsızın hiç mi suçu yok?’ Ben de aynısını söylüyorum. Siyasiler olarak biraz sabırlı olun. Okulun kapatılma meselesine gelince, bunda yerel yönetimlerin hiçbir yetkisi yok. Okulun kapatılmasına iki kurum karar verir. Bunlardan biri Bakanlık, diğeri de okulun yönetim kuruludur. Bakanlık bunu nasıl yapar? Eğitim kalitesi iyi olmadığı, sürekli kötüye gidildiği zaman bakanlık düzeltilmesi için bir süre tanır ve o dönemde gerekenler yerine getirilmezse parasal yardımı durdurur ve okul kapanır. Ya da yönetim kurulu başkanı olarak ilgili kurumla, yetkili insanlarla ve velilerle görüşüp okulu kapatırım. Ancak altını çizerek söylüyorum. Böyle bir durum söz konusu değil. Rotterdam’da bir altyapı, bir taban var. Bu okul kapansa bile ertesi gün yeni bir okul açılır. Rotterdam’ın Zuid İlçesi’ndeki yabancı uyruklu gençlerin oranı yüzde 80 dolayında. 12-18 yaşları arasındakilerin yüzde 80’i yabancı uyruklu. Bu 30 bine yakın öğrenci anlamına gelir. Bunun yarısını Müslüman asıllı sayarsak, 15 bin öğrenci demektir.”

“OKULUMUZUN FARKI”
-Sizin diğer okullardan farkınız nedir?
“Okulu kuran kursu sanan velilerimiz de yok değil. Hollanda müfredatını veren, müfettişliğe bağlı olan, diğer okullardan hiçbir farkı bulunmayan bir okuluz. Protestan okul Noel’de Noel bayramını kutlar, Hıristiyanlıkla ilgili yapısı vardır. Katolik okullar keza öyle. Bildiğiniz gibi bir de devletin okulları var. Bunların yanı sıra bir de İslam okulu mevcut. Biz çocuklarımızla Noel’i kutlamıyoruz da, Kurban bayramını, Ramazan bayramını kutluyoruz. Bunun yanı sıra çocuklarımızla derslere ayet okuyarak başlıyoruz ve tercümesini yapıyoruz. Öğrencilerimize anadil dersleri de veriliyor. Sürekli ‘anadil, anadil’ diye tartışılıyor. Ben burada çocuklarıma haftada iki saat Türkçe dersi, Arapça dersi veriyorum. Bizim diğer okullardan farklılığımız işte burada.”

“AYNAYA BAKAMAZDIM”
-Sorunun başına dönersek. ‘Keşke kabul edip ülke genelindeki siyasette yerimi albaydım’ diye bir duygu oluştu mu?
“Bende öyle bir duygu hiçbir zaman oluşmadı. O zamanlar bazı arkadaşlar çok söylediler. Çok yetkili insanlar da söyledi. ‘Kabul etseydin ya da bu siyasettir, gelip geçer’ diyenler oldu. Hem siyasetten insanlar, hem sivil toplum kuruluşlarından arkadaşlar, hem de basından arkadaşlar, ‘Kabul edenlere ne oldu?’ dediler. Gelip geçerdi belki. Ama ben halen aynı noktadayım. Ben şunu söyledim. ‘Dediğinizi yapabilirim, ama ben aynaya baktığım zaman inandırıcı kalır mıyım?’ Doğru bildiğimden döndüğümde her sabah kalkıp aynaya bakamazdım. Çünkü ben böyle bir yapıda insanım.”

“BAŞARAMADIK TAM TERSİ OLDU”
-Yaşadıklarınıza rağmen partiden neden kopmadınız?
“Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarım partinin siyasetini değiştirmek istiyorduk. Bunu başaramadık, tam tersi oldu. Bildiğiniz gibi her partide olduğu gibi, bizim partide de kanatlar var. Bizde ‘sağ kanat’ olarak tanımladığımız grup üçte iki. Bu kanat partiye hakim olduğu için bize daha yakın olan insanlar da azınlıkta. Apeldoorn Belediye Meclisi üyeliğim sürüyor. Partinin Araştırma Enstitüsü’nün yönetim kurulundayım. Bu enstitü ileriye dönük bilimsel araştırmalar yapıp, fikirler üretiyor. Siyaset yalnızca vitrinde bulunmak değil. Siyasetin içinde, vitrinde bulunmaktan daha ziyade, partinin genel düşüncesini etkileyebilmeliyiz. Ben seçim programı içine bizim tabanımızla, insanımızla ilgili bazı maddeleri koydurabilirsem, o zaman kim gelirse gelsin o vitrindeki insanlar, o parti programına uymak mecburiyetinde. Ön planda değil, arka planda bunları gerçekleştirebilirsek daha güçlü olabiliriz diye düşünüyorum. CDA’nın içindeki bu enstitüde bir beyin takımı var. Aramızda profesörler bulunuyor. Partiyi uzun vadede yönlendirecek raporlar çıkarılıyor. Birçok çalışma orada yapılıyor ve orada bir şeylerin değişmesi gerekiyor.”

Ayhan-Tonca2©-InterAjans

“SÖYLEMLERİ FARKLI DEĞİL”
-‘Vitrinde bulunmak’ ifadesiyle şu anki vekillere de göndermede bulundunuz.
“Parti programı şunu dediyse, millet ne derse desin, ona uymak zorundasın. Bunun sıkıntılarını şimdiki milletvekili arkadaşlarımda da görüyorum. Bakanın toplumumuzu yakından ilgilendiren çeşitli konulardaki araştırmalarıyla ilgili tavırları ortada. Bir PVV vardı, ne olduğunu biliyorduk. Bu iktidar geldi, söylemlerinin onlardan farklı olduğunu görmedim. Örneğin uyum politikaları konusunda, hem de İşçi Partisi’nde arkadaşlarımız olduğu halde. Arkadaşların kendileri ön planda olmaları gerekir. Böylesi bir tavır ses getirir. Politikaları değiştirmek için parti yönetimlerinde, siyasetin arka planlarında da güçlü insanlarımızın olması gerekir.”

-Şu an yok mu?
“Şu an maalesef yok. Şu an yalnızca vitrinde arkadaşlarımız var. Ama arka planda da beyin takımı olması gerekir.”

“MARJİNAL PARTİ HALİNE GELDİ”
-Ülke yönetimine uzun yıllar damgasını vurmuş, Hollanda siyasetinin en önemli partilerinden olan CDA’nın şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“20 yıldır bu partinin üyesiyim. Hollanda 40 yıldır, 50 yıldır bizi nasıl yüzde yüz kabullenmemişse, partide de bunu görüyorum. Neticede bu benim partim. 20 yıl hizmet vermişim. Bu partide 20 yıl güzel şeyler yaşamışım, güzel insanlarla tanışmışım. Sandalye sayısı bir zamanlar 40’larda 50’lerde olan parti şimdi marjinal bir parti haline geldi. Seçimler ne gösterecek bilmiyoruz. Kamuoyu yoklamalarına baktığımızda herhangi bir yükselme yok. Belediye seçimlerinde ne yapacaklar? O da belli değil. Ancak güzel bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Partinin gelecekle ilgili güzel bir vizyon hazırlaması gerekir. Çalışmalarını yaptılar. Ancak vizyon olmadığı takdirde insanları bu darboğazdan, bu ekonomik krizden sadece ‘şunu kesmeyeceğim, şunu yapmayacağım ’ diyerek çıkaramazsın. Bu topluma uzun vadede bir ufuk açılması gerekiyor. Parti bunu yaptığı takdirde başarılı olur. CDA muhafazakar kesime yönelmeli. Türk toplumu açısından baktığımız zaman, burada büyük bir kesim muhafazakar. Bu kesime yönelebilecek, Hollanda’da farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmemizi sağlayacak uzun vadeli politikalar üretilmeli. Özellikle manevi değerler açısından.”

Ayhan-Tonca5©-InterAjans

“DEĞERLER DEĞİŞİYOR”
-Artık değerler değişmeye başladı.
“Evet. Örneğin artık ekonomik değerlerimiz değişti. Eskiden işçi çocuğuyduk, işçi ailesiydik. Ama artık işverenlerimiz oldu. Portreler değişti. Artık  homojen bir grup da değiliz. Eskiden işçi ailesiydi, işçiydik, İşçi Partisi bize yakın geliyordu, çünkü işçi haklarımızı koruyordu. Ama şimdi işçi haklarının yanı sıra çok farklı haklarımız da var. Farklı, farklı dünya görüşleri de var. CDA şimdiki politikalarıyla muhafazakar kesime yönelik değil. Avrupa’da yerli-yabancı, inanan-inanmayan birlikte yaşamaya mecbur. Önemli olan güzel bir vizyon geliştirmek. Çünkü biz buradayız ve buranın artık kalıcı bir unsuruyuz. Sürekli ‘bizim parti’, ‘Hıristiyan ve Yahudi kültürden gelen bir topluluğuz’ dersen, o zaman İslam’dan gelen  toplulukları dışlamış olursun. Artık şunu söylemek gerekir ‘İsteniz de istemeseniz de, beğenseniz de beğenmeseniz de, İslami kültürlerden gelen topluluklar bir parçasınız oldu.’ Değerler açısından baktığımızda, Yahudi, Hıristiyanlık ve İslami değerler de bu toplumun bir parçasıdır. Bu toplum onların bir parçası artık. Değişen bir şey yok. Gitmediklerine göre, gitmeyecekler de. CDA’nın özellikle büyük kentlerdeki büyük kitleleri kendisine bağlayabilecek güce sahip olduğuna inanıyorum. Ancak Müslümanları dışlayarak, ‘Biz sadece Yahudi ve Hıristiyan topluluğuyuz. Müslümanlar dışardan gelme. Onlar kötüdür. Onlar şöyledir, böyledir’ diyerek olmaz bu. Kötü unsurlar yok mu? Her yerde olduğu gibi tabii ki var. Bir terör olayı olduğunda İslami terörden bahsediyorsun. Başka bir terör olayında ‘münferit terör olayı’ diyorsun. Bunlar siyaset olarak, özellikle de CDA olarak değiştirilmediği sürece bizim tabanımızdan fazla oy alınabileceğini düşünmüyorum. Geçtiğimiz seçimlerde sonucu gördük.”

“BÜYÜK HATA”
-Parti fazla mı içine kapalı?
“CDA oylarını kime kaptırdı? Oyların büyük bir kısmı PVV ve VVD’ye gitti. O oyları geri kazanabilmek için bu yaklaşımla gittiğin zaman hiçbir şey alamazsın. Ama ‘Onlara kaptırdığım oyları nasıl alabilirim? Onlara yanaşmakla’ düşüncesi hakim. PVV’nin İslamiyet’e yaklaşımı biliniyor. Önceki koalisyona karşı çıkanlar arasındaydım. ‘Kucaklayarak biz bunları eritiriz’ dediler. Kongrede ‘Kucaklayarak onlar seni eritir kardeşim’ dedik, dolaylı destek yerine iktidarda da olmalarını, sorumluluk almalarını istedik. Ardından güzel şeyleri ‘biz yaptık’, kötü şeyleri de ‘hükümet yaptı’ dediler. Sonuç 13 sandalye… Popülizme yakınlaşarak bu topluma faydalı bir şeyler yapılabileceğine inanmıyorum. İslam’a bu kadar yüklenen bir partiye, İslam’ı düşman olarak gösteren bir partiye yaklaşarak oy toplayacağını düşünen büyük hata yapar. Popülizm oydan ziyade toplum açısından kötü bir düşünce. Her zaman şunu söylüyorum. 2. Dünya Savaşı öncesi durum yaşanıyor. Ekonomik kriz var mıydı? Var. Bankalar batıyor muydu? Evet, bugün de batıyor. Popülizm yükselmiş miydi? Evet bugün de yükseldi. 1930’lar ne hayır getirdi, hiçbir hayır. 1930’lar büyük bir dünya savaşı getirdi. İşte ben partimde popülizme karşı mücadeleyi devam ettiriyorum. Maalesef azınlıktayız. Ama ne yapmak lazım? Arkadaşlar yeni bir parti kuralım diyorlar. Müslüman partisi denendi, azınlıklar partisi denendi. Artık Türk toplumu, azınlık toplumu homojen değil. Yeni bir oluşum oluşturacak olursan, gerçekten halk partisi olarak ortaya bir şey atmalısın. Çeşitli kitlelerden insanları toplayarak, hem sağı, hem solu kucaklayabilecek, mağdur olan, siyasetten uzaklaşmış insanları kucaklayabilecek yeni bir ufuk ve vizyon sunduğun takdirde belki bir şey olabilir.”

-PVV’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
“PVV’nin ideolojisi İslam’a düşmanlık ideolojisi. Wilders’in ideolojisi son derece tehlikeli bir ideoloji. Tamamen İslam’ın yok edilmesine dayalı bir ideoloji. O da büyük bir tehlikeli.”

“TOPLUM DEĞİŞTİ”
-Bir dönem başkanlığını yaptığınız İOT’ye sağlanan parasal destek kesilecek. Bu da kurumu zor bir sürece sokacak. İOT Türk toplumu için sizce gerekli mi?
“Hollanda kamuoyunda şöyle bir arayış var: Türk toplumu ya da Müslümanlarla ilgili kamuoyunda bir sözcüye ihtiyaç var. Onların sözcülüğünü yapabilecek,  görüşlerini, duygularını kamuoyunu duyurabilecek bir kuruma ihtiyaç var. Siyasetin yanı sıra toplumun duygularını kanalize edebilecek bir kuruma ihtiyaç olduğuna inanıyorum. İOT, iyi ya da kötü, bunu yapmış durumda. Bu yapıları devletten aldığı ödeneklerle ayakta kalabilecek bir kurum haline getirirsek, devlet parayı kestiği zaman yok olurlar.

40 yıllık bir geçmişe sahip olan sivil toplum örgütlerinin de artık kendilerini yenilemeleri gerekiyor. 80’li 90’lı yıllardaki yapılarla devam etmek mümkün değil. Çünkü toplumunuz değişti. İş adamlarımız bir tarafta, gençlerimiz bir tarafta, üniversitelilerimiz bir tarafta. İnsanlarımız yapısal olarak değiştiği gibi sol kuruluş, sağ kuruluş, dini kuruluş, cemaatler şeklindeki yapılanmanın da, kendisine bir çeki düzen vererek, bütün kitleyi kucaklayacak bir üst kurulun oluşturulmasında fayda var. 70’li 80’li yılların o sivil toplum örgütlerinin tabanları değişti. Federasyonlar mutlaka kendilerine bir çeki düzen verip, değişen tabanlarına yönelik çalışma yapmalılar. Bu kadar farklı federasyon yerine, bir iki kurum birleşerek büyük, güçlü tabana hitap edebilir. Sivil toplum olarak güçlü olmak istiyorsak, sivil toplum ayağımız, iş adamı ayağımız, siyaset ayağımız ve basın ayağımız çok güçlü olmalı. Bu dört unsur bir araya getirilebilirse, Hollanda’da o zaman çok güçlü bir sivil toplum örgütü oluşturulur.”

“LÜKSÜMÜZ YOK”
-Bu zor değil mi?
“Asgari müşterekler çerçevesinde mümkün. Herkes sorumluluğunu bilirse bu olur. Asgari müştereklerde zaten çeşitlilik olacaktır ve çeşitlilik bizim zenginliğimizdir. Ben bunu bir platform şeklinde  görüyorum. Bizim ‘sen şu görüşlüsün’, ‘ben bu görüşlüyüm’ deme lüksümüz yok. Hollanda kamuoyunda ‘Müslümanlar’ deniyor. Burada sizi de, beni de kastediyor. İnananı da, inanmayanı da kastediyor.”

Ayhan-Tonca4©-InterAjans

“İLK KEZ YAŞANIYOR”
-Okulunuzun kasasından toplam 24 dersin merkezi sınav soruları çalındı. Bazı öğrencileriniz gözaltına alındı. Hollanda’da ilk kez bu boyutta bir sınav skandalı yaşanıyor.
“Okulumuzun müdürü eski müfettiş. Geçmişte Hollanda genelinde nelerin olup bittiğini çok, çok iyi biliyor. Geçmişte bu boyutta bir olay olmamış, ancak her yıl mutlak bir şekilde imtihanlarda sızma olayları yaşanmış. Sınav kontrolleri sırasında öğretmenler arasında sürtüşmeler olmuş. Hollanda genelinde bu tip olaylar yaşanmış, ancak basına yansımamış.”

-Okulda alarm ve kamera sistemi var mı?
“Biz geçen yıl göreve geldiğimizde anahtarları değiştirdik. Alarm da, kamera sistemi de var. Araştırmalar neticesinde bir şeyler çıkacak. Bütün kayıtlar polisin elinde.”

-İslam ahlakının aktarılmaya çalışıldığı bir okulda sınav sorularının çalınma olayının yaşanması önyargıları daha da körükleyecek gibi.
“Bizi de en çok üzen bu zaten. Biz burada çocuklarımıza kaliteli bir eğitime paralel olarak İslam ahlakını diğer okullardan farklı olarak aktarmaya çalışıyoruz. Bu çocuklar böyle bir şey yaptıysa, o çocuklara İslami ahlakı yeteri kadar aktaramamışız. Bir tarafta okulun, diğer tarafta da ailenin sorumluluğu var. Din derslerimizde, bütün Cuma hutbelerimizde bu konuları sürekli işliyoruz. Bu olay bir birey olmaktan daha ziyade bütün Müslümanları ve İslamiyet’i zan altında bırakıyor. Olay çok büyük bir olay, onu çok iyi anlıyorum. Ama bu olaydan dolayı bütün Müslümanların ve İslamiyet’in zan altında bırakılmasından dolayı da büyük üzüntü duyuyorum.”

-Okulunuz herhangi bir cemaate bağlı mı?
“Hiçbir cemaate bağlı değil. Bütün cemaatleri kucaklayan, ancak cemaatlerin hiçbir etkisi ve yetkisi olmayan bağımsız bir vakfa bağlıyız. Bizim herhangi bir grupla gönül bağımız yok.”

-Okulunuzda bir İmam Hatip projesi başlatılacaktı. Bu olay bu projeyi etkiler mi?
“Söz konusu değil. O proje yeni dönem için hazırlanacak konu. Araştırmalar tamamen bir bitsin.”

 “BÜYÜK SORULAR VAR”
-Hükümetin vakıflara ve cemaatlere yönelik araştırma sürecinde böyle bir olayın yaşanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
“Polis araştırması daha sürüyor. İnsanların kafasında büyük sorular var. Kamuoyunda bir baskı var ve belirli bir imaj yaratılmak isteniyor. Ama bu durumu bu olayla bağlandırmak doğru olmaz. Polis raporu açıklandığında olayın nasıl meydana geldiğini öğreneceğiz. Olayın arkasında birileri mi var? Organize ve planlı bir iş mi? Hepsi netlik kazanacak. Şimdiden bir spekülasyon yapmak faydalı olmaz.”

 © InterAjans – Her hakkı saklıdır.

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.