Kovid-19 sürecinde dijital diplomasi (Analiz)

İNTERNET ve iletişim teknolojileri son yıllarda diplomasiyi önemli ölçüde dönüştürdü. Yeni iletişim teknolojileri artık diplomasinin uygulanmasında önemli bir araç haline gelirken uluslararası çapta hemen hemen tüm politikacıların gündemine girmiş durumda. Dijital diplomasi internet ve iletişim teknolojilerinin yardımıyla gerçekleşen yeni bir diplomasi yürütme yöntemini ve modellerini ifade ediyor. Teknoloji diplomasinin uygulama biçimlerini değiştirirken, yeni aktörleri ve uluslararası ilişkilerin tüm süreçlerini belirleyerek ilerliyor. Siber diplomasi, dijital diplomasi, teknoloji diplomasisi, ağ diplomasisi, e-diplomasi ve twiplomasi gibi kavramların farklı şekillerde kullanılması kafa karışıklığına neden olsa da aslında birçoğu aynı noktaya işaret ediyor. Kavramların birçoğu genel itibarıyla yeni iletişim teknolojilerinin ve internetin diplomasi üzerindeki etkisini tanımlıyor. Ancak bazı noktalarda farklı amaçlarla kullanılabiliyorlar. Örneğin “siber diplomasi” güvenlik meseleleriyle ilgiliyken, devletlerin inovasyon merkezlerindeki etkileşim biçimleri “teknoloji ve bilim diplomasisi” olarak tanımlanıyor. Büyük verilerin kullanımı ve diplomasi üzerindeki etkisi ise bir çeşit “veri diplomasisi” olarak adlandırılıyor.

İnternet hem kamusal hem de özel iletişimin merkezinde yer alırken, sosyal medya da dahil olmak üzere tüm bu araçlar, milyonlarca kişiye açık bir şekilde, toplumlara birebir konuşma ortamları sunuyor. Bu durum özellikle devletlerin ve uluslararası kuruluşların birbirleriyle bağlantı kurmaları açısından mükemmel fırsatlar doğuruyor. Küresel politikaya yakın kalabilmek adına yenilikçi yollar arama çabasına giren devletler, kamu kurumları ve uluslararası organizasyonlar, yeni normlara uyum sağlamak ve bu konuda örgütsel değişiklikler gerçekleştirmek için müthiş bir çaba sergiliyor.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını dünya çapında tahribat yaratmaya devam ederken iş, politika, eğitim, bilim ve sanat gibi tüm alanlar salgın sürecinde dijital ortamlardan yürütüldü. Salgın dünya liderlerinin, hükümet yetkililerinin ve uluslararası aktörlerin dijital kanalları kullanım şekilleri üzerinde dönüştürücü bir etki meydana getirdi. Virüs tüm dünyaya hızlıca yayılırken liderler sosyal medyaya girip statülerini güncellemek ve platformlardaki profil resimlerini değiştirmekte zaman kaybetmedi. Hükümetler ölümcül virüsün yayılmasının nasıl yavaşlatılacağı konusunda, başta Twitter ve Facebook olmak üzere tüm sosyal medya hesaplarından halka ulaşmaya çalışırken, sosyal medya kullanıcıları çevrimiçi ortamlarda liderlerinden rehberlik etmelerini bekledi.

– Dünya liderleri çevrimiçi

Milyonlarca kişi cevap, tavsiye ve destek için sosyal medyaya akın etti. Hükümet yetkililerinin ve dünya liderlerinin sayfaları tam anlamıyla patladı. BCW-Global (Burson Cohn & Wolfe) iletişim ajansı tarafından yapılan araştırmada Mart 2020’de, 721 Facebook sayfası, sayfa beğenilerinde yüzde 3,7’lik bir büyüme kaydetti. İtalya Başbakanı Giuseppe Conte’nin sayfası, Avusturya, Estonya ve İtalya hükümetlerinin sayfaları sadece Mart 2020’de sayfa beğenilerini ikiye katladı. Bu durum sosyal medya platformlarında vatandaşlarla bağlantı kurmanın önemli bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. İtalya başbakanı akşam geç saatlerde ülkesine Facebook’tan canlı yayından hitap ederken, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern Facebook takipçileriyle sohbet etmeye başladı. Sayısız hükümet ve dışişleri bakanlığı da virüsün tehlikelerine karşı korunmak için gerekli tavsiyeleri sosyal medya hesaplarının kapak fotoğrafı olarak güncelledi. İngiltere Dışişleri Ofisi halkın “ciddi bir yıkıma hazırlıklı olmalarını” kapak fotoğrafı aracılığıyla iletirken Malta hükümeti başkent Valletta’nın boş sokaklarının resmini yine aynı yöntemle sergilemeyi uygun gördü. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise bu süreçte Kovid-19 hakkında ayrıntılı bilgi içeren özel bir Facebook sayfası açtı. Belçika ve Danimarka Dışişleri Bakanlıkları ise vatandaşlarını tüm dünyaya bağlayan Facebook grupları açtı.

Tüm bunlar yaşanırken sosyal medya platformları da boş durmadı. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg Mart ayı başlarında Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) “ihtiyaç duydukları kadar ücretsiz reklam” vereceğini açıkladı ve Kovid-19 krizi sırasında “uluslararası kuruluşlara milyonlarca reklam kredisi” sözü verdi.  Hatta bununla da kalmadı, Facebook ve Twitter, Kovid-19 hakkında yanlış bilgi yaydıkları gerekçesiyle bazı dünya liderlerinin gönderilerini bile sildi. Mesela Facebook Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun hidroksiklorokinin virüsün tedavisinde tamamen etkili olduğunu iddia eden bir videosunu akıştan sildi. Başkanın daha önceki paylaşımlarında virüsü defalarca küçümsediği ve Brezilyalıları sosyal mesafe uyarılarını ve tıbbi tavsiyeleri görmezden gelmeye teşvik ettiği gözlemlenmişti. Ardından Twitter Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun ev yapımı bir tedaviyi anlattığı tweetini sildi. Aslında bu platformlar, doğrulanmamış olsalar bile, dünya liderlerinin mesajlarına nadiren müdahale ederler. Ancak teknoloji devleri Kovid-19 sürecinde yanlış bilgilerle mücadele etmeleri için ciddi bir baskı altındaydı ve bu sebeple “paylaşım yapan devlet başkanı bile olsa silmekten çekinmeyiz” mesajını vererek bir anlamda işin ciddiyetini göstermiş oldular.

– Dışişleri Bakanlıkları devrede

Kovid-19 krizi tüm dünyada hızla yayılırken ülkeler sınırlarını birbiri ardına kapatmaya başladı ve binlerce ülke vatandaşı gittikleri ya da yaşadıkları yerlerde mahsur kaldı. Büyükelçilikler ve konsolosluklar kısa bir süre sonra vatandaşların dönüş uçuşları ve ülkelerine geri dönüş prosedürleri konusunda tavsiyelerde bulunmak için dijital ortamları kullanmak durumunda kaldı. Geçtiğimiz ay boyunca, dışişleri bakanlıkları Kovid-19 salgınıyla başa çıkabilmek için ulusal çabalara dijital ortamda aktif olarak katıldı. Bakanlıklar bu süreçte öncelikli olarak yurtdışında kalan vatandaşlara konsolosluk yardımı sunmak, hastaneler ve doktorlar için koruyucu giysiler de dahil olmak üzere ihtiyaç duyulan gerekli ekipmanı diğer ülkelerden sağlamak ve bilim adamlarının Kovid-19 aşı çalışmalarında uluslararası işbirliklerini teşvik etmek gibi görevleri yerine getirdi. Bununla birlikte pandemiden etkilenen ülke vatandaşlarıyla dayanışma halinde kalmak ve ev sahibi yetkililerle krize karşı ortak müdahaleler oluşturabilmek için de sürekli dijital kanalları kullandılar.

Bu dönemde göze çarpan en önemli gelişme, pandeminin yayılımı hakkındaki sağlık bilgisini sağlamak ve güncellemeleri bildirmek için chatbotların [sohbet robotları] kullanılması oldu. Toplumsal kaygı artmaya devam ettikçe, dışişleri bakanlıkları ve elçilikler tehdidin doğası gereği halkı korumak ve yardımcı olmak için doğru ve zamanında bilgi sağlamakta kendilerini baskı altında hissedince chatbotlar devreye girdi. USC Kamu Diplomasisi Merkezi bu süreçte WhatsApp ile işbirliği içinde çalışan DSÖ’nün, dört dilde (Arapça, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca) durum raporları ve seyahat tavsiyeleri sunan özel bir mesajlaşma hizmeti başlattığını yazdı. Ardından bu uygulamayı İngiltere, Avustralya, Hindistan ve diğer ülkelerdeki ulusal yetkililer izledi. DigDiploRox’un desteğiyle Litvanya Dışişleri Bakanlığı, Kovid-19’la ilgili sağlık tavsiyesi sağlayan yapay zekâ destekli bir chatbot uygulaması devreye soktu. Seyahat kısıtlamaları, konsolosluk hizmetleri ve karantina sırasında ülkeye giriş ve çıkış koşulları hakkındaki bilgiler bu sayede hızlıca iletilebildi. Salgın dışişleri bakanlıklarının zamanında ve etkili konsolosluk yardımı sunma, kriz büyüdükçe ülkelerinin ulusal imajını koruma ve dijital dezenformasyona karşı koyma kapasitesini de ciddi bir şekilde test etmiş oldu. Kovid-19 salgını bu bakanlıkları bundan sonra oluşabilecek krizlere karşı hazırlarken, chatbotların konsolosluk iletişiminin kilit araçları olarak kullanılabileceğini gösterdi.

– Uluslararası toplantılar dijitalde gerçekleşti

Kovid-19 krizi yüzyılı aşkın bir süredir gerçekleşen ilk küresel salgın olduğu için çoğu ülke bu duruma hazırlıksız yakalandı. Çin ve Güney Kore örneklerini takiben diğer ülkeler sınırlarını kapatıp karantinalar uygularken birçok ülke benzer taktikleri kullandı. Tüm bu süre zarfında sosyal medya kullanıcıları, uluslarının krizle başa çıkma çabalarını çevrimiçi ortamlardan diğer uluslarla karşılaştırmaya başladı. Devletler başarı öykülerini, dışa yardım projelerini ve hatta teknolojik yeniliklerini çevrimiçi ortamda paylaşarak Kovid-19 sürecinde yeni bir ulusal imaj oluşturma çabasına girdiler.

Kovid-19’un yayılması küreselleşmiş dünyayı adeta test etti. Modern diplomasinin neredeyse tüm mekanizmaları durma noktasına gelse de sosyal medyada aktif kalan diplomatik bir alan belirdi. Çünkü diplomasinin her şartta devam etmesi gerekiyordu. Söz konusu dünya çapında bir salgın olunca, bu krizi aşmanın yolları uluslararası işbirliğiyle arandı. Ancak bu kez geçmişten farklı olarak bu çabalar dijital ortamlarda gerçekleşti. DSÖ ve büyükelçilikler gibi birçok kurum çevrimiçi ortamlarda faaliyet gösterdi. G-7, G-20, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yüz yüze toplantılar yerine video konferanslarda bir araya geldi. Mart ayı içinde birçok dünya lideriyle telefonla görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson’la video konferans aracılığıyla dörtlü zirve gerçekleştirdi. Erdoğan yine bu yöntemle G20 Liderler Olağanüstü Zirvesi’ne katıldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise bu süreçte 154 Büyükelçi ile video konferans aracılığıyla görüştü. Bu sayede mesafeler aşılarak 75’ten fazla ülkeden 40 bini aşkın Türk vatandaşı yurda getirilerek karantina altına alındı. Ayrıca yurtdışındaki tüm vatandaşlarla sosyal medya üzerinden birebir iletişim kuruldu. Çavuşoğlu Atlantik Konseyi ve Türk Miras Vakfı’nın (THO) organize ettiği toplantıya, NATO Dışişleri Bakanlıkları Toplantısı’na ve bunun gibi birçok uluslararası toplantıya video konferans aracılığıyla bağlanarak mevkidaşlarıyla görüştü.

Önümüzdeki yıllarda hassas siyasi müzakereler, sanal odalardan ziyade yine gerçek odalarda ve gerçek insanların bir araya gelmesiyle gerçekleşecektir. Ancak rutin toplantılar bu süreçten sonra çevrimiçi ortamlara taşınabilir. Dolayısıyla bu krizden edinilen yeni fikirlerin ve yaklaşımların, geleneksel uygulamalarla etkin bir şekilde birleştirilmesi gerekmektedir. Dijital bilgilerin, araçların ve stratejilerin yeniden gözden geçirilmesinin gerektiği bu dönemde atılacak yeni adımlar, ileriki dönemlerde küresel sorunlarla başa çıkmada kritik önem taşıyacaktır. Devletlerin ve özellikle diplomasinin merkezi olan dışişleri bakanlıklarının, iletişim teknolojilerinde yeni atılımlar yapılıncaya kadar, beklenenden daha erken gelebilecek bir sonraki küresel krize karşı hazırlıklı olmaları gerekiyor. Çünkü görünen o ki yüz yüze iletişimi ve dijital iletişimi birleştiren yeni tip bir diplomasi doğuyor.

Nitekim geçtiğimiz Mart ayı sonunda Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılması planlanan Antalya Diplomasi Forumu’nun başlığı tam da bu noktada büyük önem taşıyordu. “Dijital Çağda Diplomasi” başlığıyla gerçekleşecek olan foruma dünya liderleri, dışişleri bakanları ve birçok yerli ve yabancı konuk katılacaktı. Forum’da son aşamaya gelinmişti ancak Kovid-19 sebebiyle bu büyük organizasyon önümüzdeki aylara ertelendi. Tekrar yapılması planlanan forumun bu konuda ülkemize ciddi faydalar sağlayacağı ve gelecek adımları görmede yardımcı olacağı apaçık ortadadır.

ANALİZ: Doç. Dr. Berrin Kalsın
[Doç. Dr. Berrin Kalsın İstanbul Medipol Üniversitesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesidir]

 

      

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.