Muzaffer Yanık yazıyor: Karanlığa kılıç sallamak

7 MUZAFFER YANIK KARANLIGA KILIC SALLAMAK(1)1981 yılının Kasım ayında Hollanda’ya geldim. Komünistlik ve faşistlik kavramlarının revaçta olduğu bir dönemdi. Bıyıkların şekli ve şemaili, saç yapısı, elbisenin modeli nasıl bir insan olduğunuzu (!) anlamaya yeterdi ve artardı bile.

Aynı ülkenin çocuklarıydık, kültürel mayamız aynıydı ama sık sık neden oruç tuttuğumu açıklamak zorunda kaldığım bir dönemdi. Ben Türk’ün solculuğuna o dönemde, tanıştığım anda küstüm. Sağcılığına zaten küsüp gelmiştim. Sosyal demokrasi anlayışını Hollanda’da ve Hollandalılarda sevdim.

Solcu kesimle ilk tanışıklığım Hollanda’da olmuştu. Dikkatimi çeken en önemli konulardan birisi bu arkadaşların gök gürlese hemen pankartları alıp protesto için sokağa fırlamalarıydı. Demokrasiyi bu kadar fazla konuşan insanların davranışlarını anlamakta zorluk çekiyordum. Bizlerde bir algılama sorunu olduğunu o zamanlar görebiliyordum. Zamanla öğrendim ki demokrasi ve adalet kavramları bilginin çok ötesinde içselleştirilmesi gereken önemli davranış biçimleriymiş. Bir kültürün medeniliği açısından başlı başına ölçü kriterleriymiş demokrasi ve adalet kavramları.

Hollanda’da şu anki Türkiyeli toplumun olaylar karşısındaki refleksi 1980’li yıllarda solcu arkadaşların refleksiyle benzerlik göstermektedir. Hemen mağdurları oynarız, ayrımcılığa maruz kaldığımızı haykırırız. Hemen sokaklara dökülme eğilimi gündeme gelir ve sonuçta hep iyi yapan bizler, kötü yapan egemen toplum, onun kurum ve kuruluşları olur. Tabii ki ayrımcılık var, eşitsizlik var. Bunlar bizlerin realitesi Hollanda’da; ama başka bir realitede daha var. O da burada doğup büyüyen gençlerimizin Hollanda kültürünü, o kültür içerisindeki iletişim kodlarını, bürokrasideki iletişim kodlarını bilmemeleridir. En güzel okulları bitirip de iş hayatının ilk altı ayında iş yerini terk eden gençlerimizin sayısı az değildir. Bu gençlerle konuştuğunuzda hepsi ayrımcılığa uğradıklarından yakınırlar. Tabi ki bu önemli bir faktördür, ama yegane neden bu değildir.

Toplumda fonksiyonel olabilmek o toplumun kültürünü tanımaktan geçer. Ben Hollanda toplumunu ve kültürünü tanıyorum iddiasında bulunan herkes kendine şu soruları sorsun. Vereceği cevap konuyla ilgili olarak kendisine ayna tutmaya yetecektir. Kaç tane Hollandalı arkadaşınız var? Kaç Hollandalı aileyle düzenli ve sürekli ilişki içerisindesiniz? Hangi yazarları tanıyorsunuz ve hangi romanları okudunuz?, Yılda kaç defa tiyatroya gittiniz? Kaç Hollandalı dostunuzun cenaze töreninde bulunarak kederini paylaştınız ve kaç defa düğün merasimine katıldınız? Hiç bir Hollandalı dostunuzla dertleştiğiniz oldu mu? Hangi konularda nasıl reaksiyon gösterdiklerini gözlemleme olanağınız oldu mu?….vs. İki kültür arasında köprüler kurmaya aday herkesin bu soruları düşünmesi gerekiyor.

Bizim gençlerimizin birçoğu deyim yerindeyse gettolarda doğup, camilerde veya cemaatlerin yurtlarında büyüyorlar. Camilerin ve yurtların bu gençlerin içinde yaşadıkları toplumu tanıyıp algılamaları yönünde ciddi anlamda bir sosyal ve kültürel ortam oluşturamadıkları aşikardır. Din görevlilerinin kısa süreli kalmaları, cami cemiyetlerine bilenlerin değil, köy muhtarlığı seçimi gibi çevresi çok olanların hükmetmesi başlıca nedenler arasındadır. Kültürlü ve entelektüel insanlarımız camilere ya gitmiyorlar ya da gittiklerinde namazlarını kılıp çıkıp gidiyorlar.
***
İki haftadır PvdA’dan (İşçi Parti) ihraç edilen yakışıklı milletvekilleriyle ilgili olarak yazılan ve çizilenlere bakıyoruz. Sosyal İşler Ve Çalışma Bakanı Asscher, Paul Witteman’ın programında, milletvekillerinin partiden ihraç sebebinin cami ve yurtlarla ilgili yürütülen politikalar konusundaki fikir ayrılığının olmadığı, bunun yalnızca bardağı taşıran son damla olduğunu söyledi.

Gazetelerde yazılanlara bakıldığında yine asıl nedenin yukarıda değinildiği gibi parti içi iletişimde kültürel kodların bilinmemesidir. Öyle anlaşılıyor ki, bu vekiller henüz parti grubuna dahi adapte olamamışlar. Hollanda Parlamentosu’nun internet sayfasında hangi vekilin ne tür çalışmalar yaptığı, hangi önergeleri sunduğu; yani kendi sorumluluk ve çalışma alanı kapsamında parlamentoyu ve hükümeti ne kadar çalıştırdığı ve kendisinin ne kadar çalıştığı yazar. Bu vekillerin sayfaları bu konuda bomboş.

Bu vekiller, parlamentonun bahçesinde purolarını tellendirirken bakınız Türk insanını ilgilendiren önemli bir konuda kanun önergesi veren vekil kim? Drs. L.G.J. (Linda) Voortman, Yeşil Sol Partisi’nden. ‘ Zij diende in 2014 een initiatiefwetsvoorstel in over toelating van Turkse burgers tot arbeidsmarkt als zij aanspraak kunnen maken op het Associatierecht’. (Türklerin AB-Türkiye Ortaklık Hukukundan doğan haklarının yasallaşmasının sağlanmasını öngören bir yasa teklifi sundu) Bu ay içerisinde verilmiş bir önerge. Kimse bunun farkında değil. Sanırım onun zaten böyle bir kaygısı da yoktur. Mevkisi ve sorumluluğu gereği adaleti işletiyor. Bu önergeyi verirken onun tek seçmeni kendi vicdanıydı şüphesiz. Tabi Hollandalı politikacıların altyapıları oldukça sağlamdır. Kültürel birikimi geniş, özellikle kendi toplumuna ilişkin vizyon geliştirmiş misyon sahibi insanlardır.
Başka bir konu daha. PvdA’dan ihraç edilen bu genç politikacılar sosyal demokrat oldukları için mi PvdA partisindeler:  Mesela Tunahan Kuzu’nun Süleymancı cemaatinin yurtlarında yetiştiği söyleniyor. Kendisinin sosyal demokrat olması, yani bir solcu olması mümkün değil. Bu milletvekilin ‘ ben sosyal demokratım’ diyerek PvdA’da yer alması etik de değil zaten. Bu davranışın literatürdeki tanımı bellidir. Bu anlamda, PvdA’nın bu arkadaşları listeye alıp parlamentoya taşıması da bir o kadar yanlıştır. PvdA, Nebahat Albayrak’ı devlet sekreteri yaptı, Aboutaleb’i Rotterdam Belediye başkanı yaptı ama aynı parti iki Türk asıllı milletvekilini birden harcadı, hiç de ardına dönüp bakmadan. Bu yalnızca ayrımcılıkla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu toplumda kendi başarısızlıklarından dolayı düş kırıklığına uğramış simalar böylesi bulanık havalarda çeker kılıçlarını düşerler ortalığa. Slogan yine aynı ve aynı teraneler: “ayrımcılık yapılıyor”, “hakkımız yeniyor”. “Hani Hollanda demokratik bir ülkeydi”…vs.

Bir de bunlara 40 yıldır Hollanda’da olmalarına rağmen, konuşulan Hollandacayı bile anlamadan gazetecilik yaptığını sananlar destek çıktı mı senaryo hazır. Fotoğraf çekmenin marifet olmaktan çıktığı bir dönemde asıl marifet objektifin içini doldurabilmektir. İnsanları sokaklara dök, ver ellerine kılıçlarını ve sallasınlar karanlığa. Bu tür duruşlar bizlerde gelişmesi gereken toplumsal refleksi köreltir. Daha güçlü ve bilgili politikacılar çıkarma yarışı, toplumsal gelişimimiz açısından her önümüze geleni elbisesinin kalitesine bakarak Müslümandır, Türk’tür diyerek parlamentoya göndermekten yeğdir. Unutulmamalıdır ki “ İnsanlar elbiseleriyle karşılanırlar, ama kafa yapılarıyla uğurlanırlar” (Çin atasözüdür)

 

 

Muzaffer Yanık, Ekim 2014

Elektronik posta: m.yanik7@upcmail.nl

 

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.