Muzaffer Yanık yazdı: Avrupa’nın Çukurovası, Hollanda

 

PIRIL pırıl bir güne, güneşi içime almakla başlıyorum. Bedenim ilkbaharın sarmalında diri ve canlı; kantaron otu gibi serpilmişim. Bir an önce dışarıya çıkıp, yüreğimi Biesbosch Parkı’nın gizemli derinliklerinde ferahlatmak istiyorum.

Alelacele elbisemi giyinip kendimi oraya attım. Hızlı hızlı yürüyorum. Dilimde buruk bir Erzurum türküsü: ‘Çelik pazarında ufacık taşlar.’ Kaptırmışım kendimi türkünün sihrine. Sevgili dostum ressam ve ebru sanatçısı Okan Akın göndermişti bu türküyü bana.

Parkın huzur veren sessizliğinde yürürken, birden “ne kadar düzenli bir park” diye düşünmeye başlıyorum. Her tarafı pergelle çizilmiş, cetvelle ölçülmüş ve Van Gogh’un tabiat resimleri kadar pürüzsüz. Hollanda’ya mahsus bir özelliktir bu. Buraya gelen her yabancı turistin gözüne çarpan ilk şey sokaktaki, tabiattaki, bir bütün olarak yaşamdaki düzen ve ahenktir. Düzen, Avrupa Medeniyeti’nin en temel özelliğidir. El değmemiş bir karış toprak bulamazsınız bu ülkede. Her yeri ölçülüp biçilerek şekil verilmiştir. Bir toplumun düşünce yapısının yaşama yansıması ancak bu kadar somut olur.

Hollanda, her alanda sistemi oturmuş bir ülkedir. Devlet şeffaftır. Parlamento, en küçük başarısızlık durumunda bile istifaların basıldığı, halkının kendisine vermiş olduğu kredinin ve payenin şeref abidesi olarak baş tacı edildiği, bilginin ve yeteneğin bir araya geldiği, entelektüel düzeyi yüksek bir hizmet platformudur. ‘Gelen gideni aratır’ esprisi yok denecek kadar azdır; çünkü kurumlarda ‘geliştirerek devamlılık’ kültürü hakimdir. Her yeni gelen yönetici var olanı yıkıp, yeniden bir şeyler inşa etme gafleti ve narsistliğine kapılmaz.

Hollanda, toplumun her alanında bireysel bağımsızlığı, girişimciliği, üretimi ve başarıyı ön plana koymuş bir ülkedir. Bilim ve rasyonellik toplumsal gelişime öncülük etmektedir. Hollanda bu anlamda en ileri ülkeler arasındadır. Dini vardır, kiliseleri vardır, dini grupları vardır; ama bunlar yalnızca bireyin ruhani yaşamında işlevseldirler. İnsanlar arasında dini sohbetler yok denecek kadar az olur, bir iki fıkranın ötesine geçmez ve en fazla iki üç dakika sürer. Din adamları, her akşam televizyonlarda ‘bilimsel din konuşmaları(!)’ adı altında ahkâm kesip Hz.İsa zamanında yaşananlar, söylenenler ışığında bugünü anlatmaya ve anlamaya çalışmazlar. Dinin en yalın haliyle, gösterişten, riyadan, çıkardan uzak yaşanıldığı ve her alandaki gelişmelerin çok çabuk kabul gördüğü ülkelerden birisidir Hollanda.

Bireyin her alanda özgürlüğü vardır. Demokrasiyi içselleştirmeden bu toplumu ve düzenin işleyişini anlamak zordur. Demokrasi, bireysel özgürlük sınırları çerçevesinde anarşi yaratma yerine, var olanı geliştirmeye yöneliktir. Yukarıda da belirttiğim gibi, toplumun bütün kurumlarında ileriye dönük devamlılığın garantisi işte bu prensiptir. Hollandalı demokrasiyi okuyarak değil, yaşayarak içselleştiriyor. Dolayısıyla demokrasi, hükümetlerin halkına lütfettiği bir nimet değil, aksine toplumsal kültürün bir tecellisidir. İnsanların kurumlara, kurumların birbirlerine güvenleri yüksektir ve en önemlisi de bürokrasinin en aza indirgenmiş olmasıdır.

Hollanda sınırları içinde yaşamak yetmiyor bu kültürü anlayabilmek için. Toplumsal katılımı gerçekleştirememiş, bu kültürle haşır neşir olamamış; en azından başarıyı, düş kırıklığını tatmamış, bir Hollandalıyla oturup onların özeleştirilerine şahit olmamış insanlar bu toplumu anlamakta zorlanırlar. 1.200 öz örgüte rağmen, Hollanda’da yaşayan Türk insanının hala marjinal kalmasının en büyük nedenlerinden birisi bu topluma ‘Fransız kalışıdır.’ Bu açığı ‘kültürel uyuşmazlık’ safsatasıyla kamufle etme çabaları gerçeği yansıtmamaktadır. Hollanda, ilmin ve aklın hakim olduğu, sosyal kontrol yerine, bireysel sorumluluğun (otokontrol) ön plana çıktığı bir açık toplumdur. Böylesi bir bünyede kendi içine kapanmış ve varlıklarını bu toplumu ötekileştirme üzerine kurmuş yapılanmalar, bireysel gelişimin önünde ve birlikte yaşama adına ciddi engel teşkil etmektedirler.

Hollanda, kendi bünyesindeki kapalı toplulukları entegre etme konusunda daha fazla çaba göstermelidir. Kapalı toplulukların diğerleri üzerinde bir sosyal kontrol oluşturmaları engellenmelidir. Bu yöndeki ilk adımı ise çeşitli alanlarda etnik gruplara karşı kapalı tutulan kapıları açmak olmalıdır. İnsanlar tolerans değil, birliktelik ve eşitlik istiyorlar. Hollandalı Türkler ekonomik olarak kafesiyle, restoranı, bakkalı ve buna benzer işyerleriyle en ücra varoşlardan en merkezi yerlere kadar ciddi bir varlık göstermektedirler. Günümüzde Hollanda’nın en büyük şirketleriyle rekabete giren, hatta onları satın alabilecek kadar büyüyen girişimcilerimiz bulunmaktadır. Bir taraftan bu gelişim Türk insanını ümitlendirirken, diğer taraftan da iş pazarında ve toplumsal yaşamın diğer alanlarındaki ayrımcılık, gençlerimizi umutsuzluğa itmemelidir.

Hollanda kültürel çeşitliliği içselleştirebildiği ölçüde uyum gerçekleşebilir. Bunun içinde ciddi bir özeleştiri yapma zorunluluğu vardır. Günümüz dünyasında toplumlar kendi bünyelerindeki çeşitliliği içselleştirebildikleri ve bunu da paylaşımdaki eşitlikte gösterebildikleri ölçüde medenidirler. İş pazarındaki ayrımcılık insanları başka yollardan kazanç elde etmeye iter. İllegal yolların çoğalması toplumsal düzeni ve terbiyeyi bozar. Bunun örnekleri dünyada çoktur. Bu anlamda akademik çevrelere büyük görevler düşüyor. Wilders ve benzerlerinin ayrımcı, kışkırtıcı ve popülist söylemleri karşısında birleştirici ve diyaloğa teşvik edici söylemler geliştirilmesi gerekiyor. Yabancılar, özellikle de Türkler ve Faslılar üzerinden sansasyon yaratarak, popülizmi ön plana çıkararak, ekonomik ve politik kazanç sağlama çabaları uzun vadede toplumun refahı açısından bir fayda sağlamayacaktır. İçindeki azınlıkları ötekileştiren, marjinalleştiren, ayrımcılık yapan hiç bir toplum uzun vadede istikrarlı olamamıştır.

 

m.yanik7@upcmail.nl

 

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans