Muzaffer Yanık yazdı: Dövme yazgı (3)

BİR SÖYLEM BİN DERNEĞE YEĞDİR!
Elli yılı aşkın bir süredir Hollanda’ da yaşamamıza rağmen fırtınaya tutulmuş bir gazel misali dibini yoklamadığımız taş, yemediğimiz toz kalmadı. Dağılmışlığın ortaya çıkardığı bölük pörçük görünüm, yaşamımızın her alanında kendisini göstermektedir.

Hollanda’ da olduğu söylenen 1200 derneğimizin varlığı, işte bu bölük pörçüklüğün en güzel yansımasıdır. Söyleyecek sözü olmayan, şişirilmiş afaki değerler etrafına üşüşmüş insan yığını haline gelmiştir Hollanda’daki Türk toplumunun örgütlenmesi. Türk Kültürü dernekleri, paralelinde politik dernekler, dini cemaatler  ve şimdilerde de hemşerilik kavramı etrafındaki yığılmalar…vs.

Bütün bu oluşumlar birinci kuşağın kırsalından getirdiklerini koruyup yaşatmaktan öteye gidememiştir. Üniversite öğrenimi alan veya üniversiteleri bitirmiş gençlerimizin birçoğu bile bu yapının içerisinde yok olup gitmekte; içinde yaşadığı ve başarılı olmak zorunda olduğu topluma uygun kültürel gelişimini tamamlayamamaktadır. Gençlerimiz, yukarıda zikredilen bu yapı içerisinde dört duvarın dışında başka dünya tanımayan kişilerin öncülüğüne terkedilmişlerdir. İçinde barındığı ortam itibariyle bu kadar geri(ci)liği, tutuculuğu ve ötekileştirmeyi (hem kendi içerisinde, hem de Hollanda toplumuna karşı) içselleştirmiş bir toplumsal yapının Avrupa toplumu ve onun yarattığı dinamik kültür içerisinde kaynak tutması mümkün değildir. Bir de bu yapının da beslediği hakim kültürün ayrımcılığını düşünürsek, o zaman eğitimdeki dökülmeleri, iş pazarındaki dışlanmaları ve kenar mahallelere atılmışlığı anlamak hiç de zor olmayacaktır. Bu konulardaki katılımı öngören entegrasyon politikaları, ötekileştirmeyi derinleştiren söylemlerden, yasalardan ileri gidememiştir. Oysa ki entegrasyonun en önemli ayağı, hatta bel kemiği unutulmuştur. O da ‘fikir entegrasyonu’dur. Yaşanan sorunların nedenleri, sonuçları ve çözümleri noktasında bir fikir bütünlüğü, uyumu ortaya konulamamıştır. Çünkü bizler şimdiye kadar fikir üretemedik.

Toplumdaki bu parçalanmışlığa, biz (göçmen), siz (hakim toplum) ayrımını belirginleştiren örgütlenmelerle ortaya çıkıp, karşı durulması mümkün görünmemektedir artık. Yani ulam örgütlenmeler yerine artık toplumun bütününe yönelik söylemi olan inisiyatiflere gerek vardır. Unutmamak gerekir ki şu an Hollanda’daki 0-30 yaş arası Türk kökenli gençler göçmen değildirler artık. Onlar, göçmen çocuklarıdır  ve dolayısıyla da yerli halktan sayılırlar ( Hollandalı Türkler de denilebilir).  Söylemlerimizde, örgütlenmelerimizde bu gerçek belirleyici olmalıdır. Bu bilince sahip olmalı gençlerimiz. Bu şekilde bir sahiplenme ve beraberinde getireceği özgüvene ihtiyaç vardır. Bu bakımdan ben Hollandalıyım’ diyen ve toplumsal duyarlılığa sahip herkesin, Eğitimci İsmail Balıkçı’nın söylemiyle ‘ artık yeter’ diyebileceği bir açık toplum platformuna ihtiyacı vardır. Açık Toplum Platformu genele hitabeden ve bünyesini toplumun genel görünümüne uygun oluşturmasıyla, öteden beri var olan örgütlenmelere karşı farklılık yaratan, şu anki gidişata ‘itirazı olan’ duyarlı insanlardan mürekkep bir inisiyatif olmalıdır ve içinde yaşadığımız bu topluma yönelmelidir. Bizlerin sorunu, derdi, kavgası bu toplum olmalıdır, çünkü çocuklarımız artık buralıdırlar.

Başlangıç olarak belki de entelektüel anlamda giderek büyüyen bir fikir fırtınasının yaşama geçirilmesi gerekiyor. Belirli sürelerle katılımcıların bilinçli ve sistemli değiştirildiği dinamik bir düşünce platformu bunu gerçekleştirebilir. Konuşmaların zamanla yazıya da dökülebileceği entelektüel bir fikir grubuna ihtiyaç vardır. Şu anda Türk toplumu içerisinde kravatlı, medyatik ve kendisini toplumun önderi olarak gören cehaleti harcayacak bir yapı yani.

Bu topluma yönelik bir söylem, bir model veya bir konsept ortaya konulması gerekiyor. Herkesin ciddiyetle etüt etme zahmetine katlanacağı, herkesi düşündüren, insanların çalışmalarında ilham kaynağı olabilecek bir söylem.

Yukarıda bahsedilen dönüşümlü gruplarla yapılabilecek fikir fırtınası (iyi hazırlanıp, koordine edilmesi durumunda) böylesi bir söylemi mutlaka ortaya çıkaracaktır.. Bizlere şimdiye kadar giydirilen toplum modelleri (mono kültürel, çift kültürlülük, trans kültürel, süper çeşitlilik…vs.) hep bizim dışımızdakilerin bizler için düşündüğü modeller olmuştur. Bizler bu düşünsel süreç içinde toplum mühendislerine ancak malzeme olabildik. Oysa bizlerin de artık düşünsel anlamda bu toplumla ilgili söyleyecek sözümüzün olması gerekmektedir. İtirazımızın yanında alternatifimiz de olmalıdır.

Aslında İsmail Balıkçı’nın ‘AÇIK TOPLUM’ tanımlaması başlı başına bir söylem ve şu anda mevcut olan durum bakımından da yenilikçi olabilir, eğer bunun düşünsel altyapısı iyi oluşturulursa. Yani açık toplum perspektifinden hareket edilerek göçmenlik, medya, toplumsal öbekleşmeler, radikalizm, İslamofobi, ayrımcılık, uyum….vs. gibi toplumu ilgilendiren konular ele alınıp, akademik anlamda iyi işlenerek gündemi gıdıklayabilecek görüşler ortaya atılabilirse, ciddi anlamda bir ‘var olma’ eylemi gerçekleştirilmiş olur.

Böylesi bir çıkış, ulam bir örgütlenme olmadığı için, akademik çıkış ve söylemlerde bulunduğu için dinlenecektir ve kabul görecektir. Hollanda’daki Türk toplumunun düşünen ve aydın çehresinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Hep gündemi belirlenen veya gündem olan bizler, ancak gündem oluşturma veya var olan gündeme entelektüel katkı sağlamak yoluyla aydın çehremizi gösterebiliriz.

Aklı başında bir söylem yaratıldıktan sonra, o söylem etrafında örgütlenme veya var olan örgütler tarafından kullanma (söylemin)  kendiliğinden olacaktır zaten. İşte o zaman oturup nasıl organize olmamız gerektiğini konuşuruz. Rensis Likert’in Linking pin organize modeli mi, yoksa Mintzberg’in sekiz modeli’nden birisi mi (makina, işletme, profesyonel, ideoloji ve fikir yayma, divizyonlaştırılmış, inovatif, politik ve politika organizasyon modeli ve logo metodu), yoksa bütün bunların dışında başka bir model mi? Belki de “bir söylem bin derneğe yeğdir” deyip dernek, dernek üzerine kurmaktan vazgeçeriz.

Hollanda’da şu anki mevcut sosyal ve kültürel politikalar da müsaittir buna. Son yıllarda, sorunlara çözüm üretmek ve uygulamak konusunda oldukça itibar gören, özellikle de sosyal ve kültür hizmetler alanında yer bulan bir uygulama var. Bu uygulama, ‘insanların kendi çözümlerini üretebilme ve uygulama yetilerinin desteklenmesi’ diye tanımlanabilir. Her ne kadar bu uygulama, devletin sosyal hizmetler alanında gitmek zorunda kaldığı kısıtlamaların bir sonucu olarak görülse de, insanların kendi ürettikleri çözümlerin sürekliliği, kişinin motivasyonu ve yetilerinin gelişmesi açısından uzmanlar tarafından kabul görmekte ve uygulanmaktadır. Dışardan empoze edilen, zorla kabul ettirilen ya da başkalarının sizin için düşündüğü çözümler ne yazık ki istenilen sonuçları vermemektedir. Hollanda’da yaşayan Türk toplumunun sorunları ile ilgili çözüme yönelik düşünce üretmek konusunda hep sınıfta kaldık. 1200 derneğe rağmen bu kadar geri kalmışlık ve bunun üzerine başka örgütler, dernekler kurmak, bizleri ‘yığınağın geçici yer değiştirmesinden’  öteye götürmeyecektir.

 

 

Mail:m.yanik7@upcmail.nl      

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans