Muzaffer Yanık yazdı: Hüznün hizmete dönüştüğü adresler

KAHVALTI alıp, ‘günaydın’ dedikten sonra çapraz karşısına oturdum. Paşa, tabağına yumulmuş ve çevreyle ilişkiyi kesmişti. En azından ben öyle sanıyordum. Birden başını kaldırdı, yeşil gözlerle bir ‘Kadir İnanır bakışı’ attıktan sonra, ekabir bir tavırla, ‘Muzaffer Amca, kalk sen oradan. Oraya Ertan oturacak’ dedi. Paşa, şimdilerde 15 yaşlarında otistik bir delikanlı. Eğip bükmeden, diplomasiye  gerek görmeyen maskesiz bir tavırdı bu. Paşa’ya karşı gelmek her babayiğidin harcı değildir. ‘Olur gurbanım’ deyip hemen yerimi değiştirdim.

Otistik çocuklar yalan söylemezler, sosyal ilişkilerdeki üslup akordunu, diplomasiyi bilmezler, çünkü bu çocuklarda empati duygusu yeterince gelişmemiştir. Karşısındakinin duygu, düşünce ve isteklerini anlayamazlar. Çabuk kızıp öfkelenmelerinin altında yatan nedenlerin başında işte bu sosyal ferasetin gelişmemiş olması gelir. Görsel ve fotografik uzun vadeli hafızaları muazzam çalışır. Bir noktaya alabildiğine yoğunlaşıp derinleşebilen bir yapıları vardır. Sosyal ortamdaki kurallardan, sözleşmelerden tutun da evin dizaynına, kullanılan güzergahlara kadar her şey sabit ve ritmik olmalıdır. Otizmin çeşitleri vardır. Burada verilen özellikler genel özelliklerdir.

Delikanlının adı başka ama bütün aile ona ‘Paşa’ diye hitap eder, çünkü bütün aile ortamında bir paşa muamelesi görür. İlişki yoğun ve sıcaktır. Hollanda’da nörologların ‘bu çocuk konuşamaz, kendinizi buna hazırlayın’ demelerine rağmen, işte bu sıcak aile ortamı ve diyalog zenginliği, uzmanların öngörülerinin aksine, çocuğu konuşturabilmiştir. Her şey özveri, sabır ve sevgiyle…….!

Paşa, Noel’in birinci günü dünyaya gelmeye karar vermiş. Ne var ki bu gün onun için talihsiz bir gündür, zira hastanede uzman hekim yoktur. Zor gerçekleşen doğum sonucu oksijen yetmezliği nedeniyle beyin hasar görür ve bir yaşında otistik teşhisi konur. Herkesin anlayabileceği üzere aile derin üzüntüler yaşar, ama içlerine kapanıp, bunu tabulaştırarak herkesten saklama yoluna gitmezler.

Anne babanın eğitimci olmaları bu anlamda ciddi bir faktördür tabi ki. Paşa’nın adına 12 yıl önce Rotterdam’da bir vakıf kurarlar (Stichting Meded). Meded Vakfı, ilk iş olarak otizm ile alakalı ne varsa, teorik olarak, okuyup incelemek ve bilgiyi içselleştirmekle işe koyulur. Daha sonra da otistik çocuklarla ilgili Hollanda’da verilen sosyal hizmetlerin bir haritasını çıkarırlar ve başlarlar otistik çocuğu olan ailelere rehberlik hizmetleri sunmaya. Meded Vakfı’nın, sağlık alanında sürekli değişen yasalarla ilgili danışmanlık hizmeti vermesinin yanı sıra  yaptığı en güzel hizmetlerden birisi de zihinsel engeli olan çocuklara aileleriyle birlikte terapi amaçlı geziler düzenliyor olmasıdır. Çocuk diyorum, aslında rehberlik kapsamına alınan gruplarda çeşitli yaş düzeyinde farklı zihinsel engeli olan çocuklar ve gençler de vardır.

İlk bakışta çocuklar için düzenlenen bu tür hizmetin aslında aileler için daha fazla anlam ifade ettiğini düşünmek zor olmasa gerek. Otizm ve buna benzer rahatsızlığı olan çocuk sahibi aileler, günün 24 saati deyim yerindeyse teyakkuz halindedirler. Çocuk okulda olsa bile, her an bir şey olabiliyor ve bu tür durumlarda aile gidip çocuğunu eve getirmek zorunda kalıyor. Meded Vakfı’nın düzenlediği tatil programları genellikle çocukların ve ailelerin rahat edebilecekleri donanıma sahip otellerde yapılıyor. Çocuklar için günlük faaliyet programların yanı sıra velilere de istek üzerine otel dışında çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu gezilerin veliler için en çekici tarafı şudur; aileler çocuklarını günde üç saat görebiliyorlar. Onun dışında çocuklar rehberlerin gözetiminde, profile uygun pedagojik konsept çerçevesinde eğitsel ve sportif faaliyetlere katılıyorlar.

Bir grup Hollandalı veliyle konuştum. Bir sohbet havasında deneyimlerin anlatıldığı bir değerlendirme beklerken, birden hüngür hüngür ağlayan Hollandalı anneleri karşımda buldum. Meded Vakfı’nın düzenlediği etkinlikler sayesinde, çocuklarından ayrılmadan; kısa bir süre ayrı ama yine de birlikte tatil yapabildiklerini, nefes alabildiklerini, yüzlerinin güldüğünü anlatıyorlardı. Bununla da kalmayıp bazı ailelere 24 saat rehberlik hizmetleri verildiğini duymak beni hem duygulandırdı hem de gururlandırdı. Bunları anlatanların hepsinin Hollandalı olmaları da ince bir ayrıntıdır burada.

Hollanda’da yaşayan Türklere ait 1200 tane dernek, vakıf ve öz örgütün arasında profesyonel hizmet veren böylesi kurumların var olması heyecan vericidir. Bu tür kurumlar hüznün hizmete dönüştüğü ender adreslerdir. Yenilere örnek olması dileğiyle…

 

m.yanik7@upcmail.nl

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans