Nezih Akkutay yazdı: Bir Çeşme masalı

YAZ ayları geldiğinde gazeteler ve televizyonlarda ünlülerin tatil kentlerindeki yaşamları boy boy yayınlanmaya başlanır. Bunların başında da Bodrum ve Çeşme’deki yaşam gelir. Genellikle “Bir Bodrum masalı” veya “Çeşme Masalı” gibi başlıklar atılır.

Bu yaz ben de bir “Çeşme Masalı” yaşadım. Hem de en değişiğinden. Ayıptır söylemesi, İzmir’in Çeşme İlçesi’nin Alaçatı mahallesi sınırları içerisinde 31 yıl önce aldığımız bir evimiz var. Yerli halkın oturduğu bir sokakta. Kendi halimizde kavrulup gidiyoruz.

Bu yaz da gittik. Gazete, kitap, balkonda keyif, komşular ile sohbet, pazar alışverişi ile vaktimizi geçirmeye başladık. Yaklaşık iki hafta sonra sırtımda bir ağrı başladı. Adale ağrısı gibi. Babadan kalma usullerle kas gevşetici krem, ağrı kesici hapla kendi başıma tedaviye başladım.

İki gün geçti, bir iyileşme yok. Ağrının yanında vücudumun sol tarafında bir kızarıklık da oluştu. Ben sıcaklara yordum. Türkiye’de eczacıların teşhislerinin genellikle doğru olduğunu biliriz. Ben de eczaneye gittim. Kapıdan girince de sordum: “Çeşme hastalığını iyileştirecek kim var?”

Teknik veya satış elemanları değil de eczacı hanım ilgilendi. İki krem verdi. Birini gündüz süreceğim, diğerini gece. “İki gün içinde geçer” diye de ekledi.

MASAL BAŞLIYOR
Kremler fayda etmedi, ağrı kesilmedi. Yapılacak tek işi doktora gitmek. İşte bundan sonra benim “Çeşme Masalım” başladı.

O ünü Türkiye sınırlarının dışına taşmış, muhtarlıkla idare edilen Alaçatı’da bir Sağlık Ocağı var. Bizim gibi sade vatandaşın ve yerli halkın şifa aradığı tek yer. Eğer paran varsa özel doktora git, tarife lüks lokanta tarifesi gibi.
Sağlık Ocağı tam çarşının göbeğinde. Eskiden kilise olan caminin karşısında. Yıllardan beri Alaçatı’ya üst taraftan araçların girmesi yasak. Saat 11.00’de yol kapanıyor, ertesi sabah 04.00’de açılıyor. Bunu bildiğim için aşağıdan pazar yerinden gittim. Pazar yerinden iki sokak Sağlık Ocağı’na çıkıyor.

Aaaaa, o da ne? İki sokak da babalar ile trafiğe kapatılmış. Kocaman da levha asılmış: “Çeşme Belediyesi bilmem ne komisyonunun aldığı karar ile şu saatler arasında araç trafiğine kapalıdır.”

Düşünebiliyor musunuz, Alaçatı’nın bütün aile hekimlerinin bulunduğu, sağlık hizmeti verilen tek yere araba ile ulaşmak imkânsız. Diyelim ki, çocuğunuz düştü bir yerleri yaralandı. Arabayla götüremiyorsunuz. Kucaklayacaksınız ve yürüyerek doktora yetiştireceksiniz. Veya bir büyüğünüze sıkıntı geldi. Sağlık Ocağı’na arabanızla yetiştiremiyorsunuz, hastayı yürütmek zorundasınız.

Durum böyle. Yapacak tek şey arabayı yasak bölgeye yakın bir yerde park etmek ve yürümek.

Temmuz ayının başı, saat 14.00 civarı. Güneş tepede. Isı gölgede 30 derece civarında güneşte 40’ın üzerinde. Sokaklarda tek tük insan var, kediler köpekler bile bir gölgeye sığınmışlar. Hafif yokuşu tırmanmaya başladım. Bu arada yurt dışından gezmeye gelen iki gence de yardımcı oldum. Para bozdurmak istiyorlarmış, peşime takıp götürdüm.

İLAÇ YAZAMAM

Sağlık Ocağı’nda sıra numarası alıp koridordaki sandalyelerden birinde beklemeye başladım. Sıranın kime geldiği belli değil. Hastalar birbirine sorarak sıranın gelip gelmediğini takip ediyor. Ama sorun yok. Sistem tıkır tıkır işliyor. Bu arada bir şey dikkatimi geçti. Koridora açılan kapılardan birinde kocaman bir kağıt asılı: “Tuvalet arızalıdır. Kullanmayın.”

Neyse doktor vücudumdaki lekeleri görünce “Şiddetli bir zona geçiriyorsunuz” dedi. Kendisine eczacının verdiği kremlerden bahsettim. “Ben de ancak bunları verebilirim. Siz Devlet Hastanesi’ne gidin. Onlar başka ilaç yazabilirler” dedi.

Hayırdır inşallah. Doktor verilecek ilacı biliyor ama reçete yazamıyor. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
– Siz de hekimsiniz, siz niye yazmıyorsunuz?
– Yazamıyoruz. İlaç pahalı olduğu için ancak uzman hekimler yazabiliyor. Hemen gidin, doktora yetişebilirsiniz.

Böylelikle bir şey daha öğrenmiş oldum. Aile hekimleri her ilacı yazamıyor. Sağlık Bakanlığı hekimleri ikiye ayırmış. Ucuz ilaç yazabilenler, pahalı ilaç yazabilenler diye.
Apar topar hastaneye gittim. Cilt doktoru sandalyesinden kalkmadan baktı ve ilacı yazdı. Yanına da ek olarak pudra verdi.

İŞİN PEŞİNE DÜŞTÜM

Eve döndükten sonra düşündüm. Nasıl olur da bir hastaneye veya sağlık ocağına arabayla ulaşmak mümkün olamaz? İnsanları resmen süründürüyorlar. Baştan sona yanlış bir uygulama ve çok ağrıma gitti. Bu işin peşini bırakmamaya karar verdim.
Belediyeyi aradım. Santral hanım Fen İşleri’ni bağladı. Durumu anlattım. Mühendis olduğunu belirten bey, kendisinin de üyesi olduğu UKOME (ne demekse) komisyonunun böyle bir karar aldığını söyledi. Komisyonda Askerlik Şubesi Başkanı, Jandarma Komutanı, Fen İşleri temsilcisi, Temizlik İşleri temsilcisi ile bir kişi daha bulunuyormuş. Beşinci kişinin kim olduğunu öğrenemedim.

Uzun konuştuk, hatta kibarca kendisini meşgul ettiğimi ima da etti. Konuşmayı mühendis beyin şu sözleri ile bağladık:
“Siz Fen İşleri’ne bir dilekçe yazın. Ben bunu komisyona götürürüm.”
Yazdım ve beklemeye başladım.
Bu arada bir dostum, bir konuda başkanı aradığını ve konuşabildiğini söyledi. Bunu duyunca ben de şansımı denedim. O gün telefon hattı başkanın odasına kadar uzanmıyormuş. Eskiden sekreter denirdi şimdilerde asistan diyorlar, kibar bir hanım “Ooo, sizi yanlış yere bağlamışlar. Siz bize yazın direk başkana iletiriz” dedi.
Yaptım. Sağlık müdürlüğünü de haberdar edeyim dedim. İnternet sitesinde sorulara, isteklere, şikayetlere 24 saat içinde cevap verildiği bilgisine rastladım. Bir ümitle durumu özetledim. İki haftayı geçti, bana daha sıra gelmedi.

GERÇEK ORTAYA ÇIKIYOR

15 Temmuz günü başkanı bir daha aradım. Meğer tatilmiş, belediyede sadece bir nöbetçi varmış. 16 Temmuz’da aradım, benimle konuşan hanım izinliymiş. 17 Temmuz’da ulaşmak mümkün oldu. Başkan yine makamında yok. Asistan hanımla sohbet eder gibi konuştuk. Belli ki hiçbir işlem yapılmamış. Sonunda hanımefendi aynı sıkıntıyı kendilerinin de yaşadığını, yasaklar nedeniyle gece nöbetçi eczaneye ulaşamadıklarını söyledi.

Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
– Bu komisyonun kararları Tanrı buyruğu mudur ki değiştirilemiyor?
– Karşı taraf ağır basıyor.
– Karşı taraf kim?
– Esnaf.

Anlaşıldı ki, milleti haraca kesmek için iki bilemedin üç ayı olan esnaf (yerliler değil) trafikten rahatsız olmuşlar ve böyle bir kararı aldırmışlar. Herhalde bu kararı verenlere de bir teşekkürleri olmuştur.

Belli ki belediyenin eli kolu bağlı. “Peki bir üst makam neresidir, kime baş vurayım?” soruma “Kaymakamlığa başvurun. CİMER’e de yazabilirsiniz” cevabını aldım.
Kaymakamlığa hemen durumu anlatan yazımı yolladım.

TEMİZLİKÇİDEN CEVAP GELDİ

Ben kaymakamlıktan cevap beklerken Temizlik İşleri Müdürlüğü’nden cevap geldi. Sağlıkla ilgili bir konuyu temizlik işleri cevaplıyor ama gene de cevap cevaptır.
Şöyle diyor Temizlik İşleri yetkilisi:
——–
Çeşme Belediye Başkanlığı’na 02.07.2019 tarihinde göndermiş olduğunuz Alaçatı Sağlık Ocağına ulaşım ile ilgili mail başvurunuz incelenmiş olup, yapılan inceleme neticesinde bahse konu sokaklar ile ilgili alınan UKOME kararı kapsamında 11:00 ila 04:00 saatleri arasında sokaklar araç trafiğine kapatılmıştır.

Oluşabilecek acil durumlarda Alaçatı Mahallesinde UKOME kararı gereği kapalı yolların açılması için Belediyemiz çalışan Murat DELİBOZ personelimize 0533 482 63 41 nolu telefondan ulaşabilirsiniz.
Bilgilerinize rica ederim.

Nurettin SİPAHİCAN

Temizlik İşl.Md.V.

Tel: 0533 266 6976

————

Ben bunları zaten biliyorum. Nurettin Bey, “Komisyon kararı var, ne didikleyip duruyorsun” demeye getiriyor. Tek yenilik telefon numaraları. Bir kenara not edin belki bir gün işinize yarayabilir.

Baktım kimsenin umurunda değil. Tek bir cevap geldi o da alay edercesine. Bir de şansımı CİMER’de deneyeyim dedim. CİMER’e yazdım. Şu anda beklemedeyim.
Savcılığa da başvurmayı düşünüyorum ama apar topar Çeşme’den ayrıldık.
Hiçbir yerden olumlu bir cevap alamazsam son ümit olarak havuz medyası ve AKP teşkilatına durumu bildireceğim. Onlar nasıl olsa CHP’li belediyelere saldırmak için fırsat kolluyorlar. Ama onlar da bire bir katarak ortalığı karıştırırlar.
Durum şimdilik böyle.

Rahmetli Levent Kırca skeçlerinde sık sık bir el işareti yapar ve “nah” kelimesini kullanırdı. Biz de bu kelimeyi “Ekrem abi, Ekrem abi her şey çok güzel olacak” diyerek bir milleti ayağa kaldıran delikanlı Berkay’ın bu söyleminin bir yerine ekleyelim mi?

(Ek bilgi: Durumu “Biz olmazsak Türkiye olmaz” sloganını kullanan gazetenin üç yazarına da yazdım. Başyazara, en çok okunduğu belirtilen İzmirli yazara ve Türkiye’nin en güvenilir kişisi olduğu söylenen yazara. Sonuç ne oldu dersiniz? Bir şey olsaydı onu da yazardım)

NEZİH AKKUTAY

 

                

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.   

 

 

 

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.