Nezih Akkutay yazdı: Hatır sormak çok mu zor?

ESKİLERDE İstanbul’un köklü semt futbol takımları vardı. Feriköy, Beykoz, Beylerbeyi, Sarıyer, Hasköy, Taksim, Yeşildirek gibi. Aralarında şimdi Süper Lig denilen Birinci Türkiye Ligi’ne yükselenler oldu. İş futbolda tamamen paraya dönüşünce bu kulüpler yavaş yavaş güçlerini kaybettiler. Kimi şimdilerde amatör liglerde mücadele ediyor. Kiminin kapısına yıllar önce kilit vuruldu.

Bu takımlardan biri de Galata idi. Kırmızı- siyah formalı bu takımın as oyuncularından biri de Adnan Tüfekçi idi. Adnan’ın geliri futbolculuktan çok gerçek mesleği kaynakçılıktandı. Galatalı Adnan futbolu bıraktıktan sonra daha iyi bir gelecek için karısını ve iki oğlu Kerim ile İlyas’ı alıp 1971 yılında Berlin’in yolunu tuttu.

Futbolcu babanın çocuklarının da futbol tutkunu olması gayet doğaldı. Hele çok geniş imkanların bulunduğu Berlin’de top peşinde koşmamaları düşünülemezdi. Kardeşler Berlin’in ünlü takımı Hertha Berlin’in miniklerine yazıldılar. Yaşları büyüdükçe bir üst genç takıma yükseldiler. Özellikle İlyas küçücük boyuna rağmen gol makinası gibi takımını galibiyetten galibiyete taşıyordu. Ama her Türk çocuğu gibi onun gönlünde de bir Türk takımı yatıyordu: Galatasaray.

KÜÇÜK DEV ADAM

Almanya’nın köklü takımlarından VfB Stuttgart’ın futbolcu izleme komitesi İlyas’ı mercek altına aldı. Ve İlyas 1979 yılında Stuttgart’ın amatör takımına transfer oldu. Bir yıl amatör takımda oynadıktan sonra A takıma yükseldi. Küçücük boyuna rağmen bir halterci gibi sağlam bacakları ile dev defans oyuncularının arasında kafa ile bile goller atıyordu.

Artık takımın değişmezi olmuştu. Alman basını bu gencecik Türk’e bir de isim takmıştı: KÜÇÜK DEV ADAM.

İlyas Stuttgart’ta üç sezon oynadıktan sonra Schalke’ye transfer oldu. Aynı başarıyı orada da gösterdi. Türkiye’den baş döndürücü teklifler geliyordu. Bunların başında da Fenerbahçe vardı. Gönlünde yatan arslan Galatasaray olmasına rağmen profesyonel bir futbolcu olarak Fenerbahçe’nin teklifini kabul etti.

Mukavelesi bitince kaptanlık vaadine rağmen yeni bir anlaşmaya yanaşmadı ve Galatasaray’ına transfer oldu. Sonunda hayalleri gerçek olmuştu. Galatasaray’ın Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarıfinal oynayan kadrosunda yer aldı.

ALS’NİN PENÇESİNDE

İlyas Tüfekçi futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük yapmaya başlar. Antrenörlük eğitimini Budapeşte Spor Akademisi’nde alır. 2013 yılına gelindiğinde kaslarında bir değişiklikler hisseder. ALS teşhisi konur. ALS (Amyotrophe Lateralsklerose) tedavisi mümkün olmayan bir hastalık. Kasları ve hareketleri yönlendiren sinir hücreleri yavaş yavaş etkinliğini kaybetmeye başlar. ALS tedavi edilemiyor ama sinir sistemi tedavisi ve fizyoterapi ile seyri yavaşlatılabiliyor.

Ele avuca sığmayan KÜÇÜK DEV ADAM şimdilerde yataktan çıkamıyor. Çıkmayı bırakın yatağın içinde bile hareket edemiyor. Konuşamıyor bile. Yatağının başucunda kocaman bir Atatürk portresi ve Türk bayrağı asılı. Galatasaray logolu yatak takımı içinde boru ile besleniyor, oksijen tüpü ile nefes alabiliyor. Ama beyni gayet iyi çalışıyor. En büyük desteği kızı İlkin. İstediklerini göz işaretleriyle anlatmaya çalışıyor. Kızı ve yardımcısı kocaman bir kartonun üzerine harfleri yazmışlar. Bilgisayar klavyesi gibi. İlyas gözlerini sağa sola, yukarı aşağıya gezdirerek kelimeler oluşturuyor.

HATIRLAMAK ÇOK MU ZOR

Ben İlyas’ı Stuttgart’a transfer olduktan sonra tanıdım. O zamanlar Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyordum. İlyas da gazeteye haftada bir yazıyordu. Hangi konuyu işleyeceğimize birlikte karar veriyorduk. Şimdilerde facebook arkadaşıyız.

İlyas’ın Galatasaray sevgisini anlamışsınızdır. Ama en büyük üzüntüsü de Galatasaray’dan, eski öğrencisi Selçuk’tan başka, kimsenin arayıp sormaması.

Küçük dev adam bir süre önce facebook sayfasında şu satırları paylaştı:

“Amma çok iyi gün dostum arkadaşım varmış. Ben hiç konuşamıyorum ve tepeden tırnağa felcim. Ölümcül hastalıkla savaşırken iyiniyet hoşgörü bile göstermeyen insanlara yuh diyorum. RIZA ÇALIMBAY sabırtaşı oldu. En çok GALATASARAY YETKİLİLERİ ÜZDÜ. Ölünce kıymetli olurum.”

Bu satırları okuduktan sonra, Galatasaray camiasının içinde olan arkadaşım Volkan Karsan’dan ricada bulundum. Volkan ilgilendi, İlyas’ın durumunu ikinci başkana ilettiğini söyledi.

Bir süre bekledim. Kulüpten İlyas’ı ne arayan ne soran oldu. Volkan’a bir kez daha ricada bulundum. Bu kez genel sekretere ilettiğini bildirdi. Gene ne ses var ne seda.

İki eli kanda bile olsa, “Galatasaraylılık ruhu, Galatasaray duruşu” ve benzeri söylemleri dillerinden düşürmeyen yetkililerden biri bile “Merhaba İlyas” diyemiyor mu? Hatırlamak çok mu zor.

Bir süre önce İlyas’ın doğum günü vardı. 40 yıl önce formasını giydiği Schalke kulübünden görüntülü olarak aradılar. Doğum gününü kutladılar. İlyas’ın yüzü güldü, gözleri ile harfleri işaret ederek “DANKE” dedi.

Hatırlamak o kadar da zor değilmiş.

NEZİH AKKUTAY

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans