Nezih Akkutay yazdı: Kraliçe’den İsmet İnönü’ye çay servisi

İNGİLTERE Kraliçesi II. Elizabeth’in ölümünden sonra çok şey yazıldı, söylendi. Yaşamı, nasıl evlendiği, çocukları, gelinleri, serveti, vasiyeti ve daha birçok konu.

Ben size kraliçe ile ilgili iki anıyı aktarmaya çalışacağım. Birebir yaşamış iki kişinin ağzından.

İlki emekli büyükelçi Daryal Batibay’dan. Kraliçenin İsmet İnönü’ye nasıl saygı gösterdiğini ve İnönü’nün özel olmasına rağmen görüşmenin devlet arşivine girmesi için gösterdiği hassasiyeti.

Emekli Büyükelçi Daryal Batibay anlatıyor:

1971 yılı Mart ayı sonunda Genelkurmay Başkanlığı’nın CENTO askeri temsilciliği bölümünde askerliğimi tamamlamış, Dışişlerine dönerek bakan özel kaleminde işe başlamıştım.

Rahmetli Osman Olcay aynı yıl 12 Mart askeri muhtırası ile kurulan hükümette Dışişleri Bakanı olmuştu. Osman Bey, Ekim ayı başlarında, “Sana bir görev vereceğim, yaşadıkça aklından çıkmayacak” diyerek, iki hafta sonra resmi ziyaret için Ankara’ya gelecek olan İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in İsmet İnönü ile görüşmek istediğini, bu görüşmede benim tercümanlık yapmama karar verdiğini söyledi.

Osman Bey, CHP genel başkanı olan İsmet Paşa’nın görüşme kaydının devlet arşivinde bulunması için, partisinden biri yerine, dışişlerinden tercüman verilmesini rica ettiğini de belirtti. 18 Ekim 1971 günü Ankara’ya gelen Kraliçe’nin programında, 19 Ekim akşamüstü İsmet İnönü ile görüşme yer alıyordu.

Ziyaret saatinden bir saat kadar önce Pembe Köşk’teki evine gittiğim İsmet Paşa, Kraliçenin yaşamı, saltanat döneminin önemli olayları, Türk-İngiliz ilişkileri hakkındaki bilgilerini bana doğrulattıktan sonra, görüşmede yanlış bir ifade kullanırsa, önüne koyacağım kısa notla düzeltmemi istedi. Pembe Köşk’ten kısa bir yolculukla Kraliçe’nin kalmakta olduğu Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı içinde bulunan camlı köşke İsmet Paşa ile aynı arabada gittik. Camlı Köşk’ün merdivenlerinde bizi Kraliçe’nin iki yardımcısı karşıladı ve programına göre, Kraliçe’nin görüşme için bir buçuk saat zamanı olduğunu, İsmet Paşa ile tercüman dışında baş başa görüşmek istediğini ve görüşme sırasında ikram için bile olsa, hiç kimsenin salona girmeyeceğini söylediler.

KRALİÇE KARŞILIYOR

Camlı Köşk’ün büyük uzun salonuna girince, Kraliçe ayağa kalkarak salonun ortasına gelip İsmet Paşa’yı çok sıcak şekilde karşıladı. “20. yüzyılın seçkin şahsiyetlerinden biri ile görüşmekten çok mutluyum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için size minnettarım. Sizi ziyarete ben gelemediğim için özür diliyorum; hükümdarlar da geleneksel kurallara uymak zorundalar” dedi.

Salonda Kraliçe ile İsmet Paşa iki kanepede karşılıklı olarak oturdular, ben İsmet Paşa’nın yanına oturdum. Kraliçe, tahta çıktıktan sonraki ilk başbakanı olan Churchill’den İsmet Paşa hakkında övgü ve hayranlık dolu sözler dinlediğini, İsmet Paşa’nın, büyük bir ustalıkla, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı dışında bırakarak, muazzam insani ve maddi kayıplar vermekten kurtardığını, savaş sonrası ortaya çıkan koşullarda ortak güvenliğimiz için İngiltere ve Türkiye’nin müttefik ve yakın dost olmasından çok memnun olduklarını, Türkiye’nin NATO’ya katkısının önem ve değerini, yüzyılın başlarında Çanakkale’de yaşayarak öğrendiklerini söyledi. Kraliçe, Türkiye’nin serbest seçimle çok partili düzene geçişi de yöneterek, İsmet Paşa’nın Avrupa tarihinde seçkin yerini almış olduğunu, İngiltere’nin böyle bir dostu olmasından kıvanç duyduklarını ekledi.

Kraliçe’nin sözlerini, İsmet Paşa’nın duyabilmesi için, sesimi yükselterek tercüme ediyordum. Kraliçe’nin kulaklarını rahatsız etmek zorunda kaldığı için özür dileyen İsmet Paşa, bu görüşme fırsatının kendisine verilmesinden duygulandığını, İkinci Dünya Savaşında faşizmin yenilgiye uğratılmasına İngiltere ve Churchill’in rolü ve katkılarının tarihin şeref sahifelerinde yer aldığını, Churchill ile zor koşullarda dostça ve açık sözlü müzakereler yaptıklarını belirtti. İngiltere’nin dünyada insan hakları, demokrasi ve hukuk devletinin gelişmesinde öncü rol oynadığını, 1215 tarihli Magna Carta’nın günümüzde hala bu değerlerin ilk yazılı belgesi olarak sembolik değeri olduğunu, yüzyıllara yayılan büyük tarihi değişimlerde ülkenin devamlılığını sağlamada  İngiliz hanedanının önemli rol oynadığını, uzun yıllar sürmesinin dilediği Kraliçe’nin saltanat döneminde bu geleneksel rolü en iyi biçimde yerine getirdiğini ifade etti.

ÇAY İKRAM EDİYOR

Sohbet sırasında iki kanepe arasındaki sehpada bulunan çay servisini Kraliçe bizzat yaparak, İsmet Paşa’nın fincanına çay koydu. Bana da dönerek, “lütfen kendinize yardım ediniz dedi.” Bu jest, saray protokolünün dışına çıkarak, hükümdarın gösterdiği  istisnai bir saygı işaretiydi. Görüşmede, güncel konulara değinildi. Kraliçe İngiltere ve Türkiye’de olduğu gibi, başka birçok ülkede de gençlik hareketleri yaşandığına dikkat çekerek, İsmet Paşa’nın fikrini sordu. İnönü, “gençlik hareketleri çoğu zaman, toplumsal değişimin habercisidir, onun için onları dinlemek ve anlamaya çalışmak doğru olur” dedi. Kraliçe, anne olarak, çocuklarıyla bu görüş doğrultusunda hareket etmeye çalıştığını, ama her zaman başarılı olamadığını söyledi.

Elli dakika kadar süren görüşmenin sonunda İsmet Paşa ayağa kalkarak kanepelerin önünde Kraliçeye veda etmek istedi, onu başıyla selamlayarak, sırtını dönmeden kapıya doğru geri geri adım atmaya başladı. Kraliçe hızlı adımlarla İsmet Paşa’nın yanına geldi, koluna girdi ve salonun kapısına ve oradan Köşkün dış kapısına kadar Paşa’ya eşlik etti. Bu da Kraliçe açısından çok istisnai bir jestti. Pembe Köşk’e dönerken, İsmet Paşa “Kraliçe çok zarif bir hanımefendi” dedi. Rahmetli Osman Olcay haklıydı. II. Elizabeth- İnönü görüşmesini, karşılıklı incelik, zarafet, saygı ve bilgelik sözleri ve jestleriyle geçen elli dakikayı unutmadım. Kraliçe’nin vefatından bu yana, dünyanın o günlerden bugünlere nasıl değiştiğini düşünüyorum.

KRALİÇE ŞAKAYI SEVER

Bu defa Kraliçe’nin Dick diye hitap ettiği eski koruması Richard Griffin anlatıyor:

Kraliçe ile sık sık yürüyüşe çıkardık. Yazlarını geçirdiği Balmoral Şatosu’nda da kalırken çevredeki ıssız ormanlarda yürürdük, genellikle kimseye rastlamazdık. Bir defasında karşıdan gelen iki kişiyi gördük. Yaklaşınca Kraliçe selam verip hal hatır sordu. Amerikalı iki turistti. İskoçya’ya özel olarak doğa yürüyüşü yapmaya gelmişlerdi. Daha ilk andan itibaren Amerikalıların Kraliçe’yi tanımadıklarını anlamıştık.

Turistler meraklıydı. Soru sormaya başladıar.

– Nerede yaşıyorsunuz?

– Londra’da. Ama tepenin arka tarafında bir yaz evimiz var.

– Ne zamandan beri buraya geliyorsunuz?

– Küçüklüğümden beri. Yani 80 yıldan fazladır.

Turistler hala karşılarındaki kişinin kim olduğunu fark edememişlerdi. Sormaya devam ettiler:

– Seksen yıldan beri buraya geldiğinize göre, muhakkak Kraliçe’ye rastlamışsınızdır?

– Ben şimdiye kadar hiç rastlamadım. Ama Dick sık sık onu görüyor.

Amerikalılar büyük bir heyecan ve merakla bu defa bana döndüler:

– Demek siz Kraliçe’yi tanıyorsunuz? Nasıl biri?

– Ah, bazen çok dik kafalı olur. Ama şakayı çok sever.

Turistlerden biri elini omuzuma koydu, elindeki fotoğraf makinasını Kraliçe’ye uzatarak birlikte fotoğrafımızı çekmesini istedi. Kraliçe hiç bozuntuya vermeden isteneni yaptı. Turistler sonra Kraliçe ile de bir fotoğraf çektirdiler.

Sohbet biraz daha sürdü. Vedalaşıncaya kadar hiç açık vermeden doğa yürüyüşçüsü rolümüzü oynamaya devam ettik.

Turistler uzaklaştıktan sonra Kraliçe çocuklar gibi neşelendi ve şöyle dedi:

“Fotoğrafları arkadaşlarına gösterirken gizlice onları izlemek isterdim. İnşallah biri beni tanır da kim olduğumu söyler.”

 

NEZİH AKKUTAY

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans