Ortadoğu’daki “Batılı savaşçılar” (5)

ORTADOGUDAKİ BATILI SAVASCILAR 5 FOTO AA“Avrupa’daki bazı Müslüman gençlerin aşırıcılar tarafından yönlendirilmesi, internet üzerinde yapılan propagandanın gençler üzerindeki etkisi ve sürekli zulme maruz kalmış insanların görüntülerine tanık olma” gibi etkenlerin, gençleri çatışma bölgelerinde farklı arayışlara sürüklediği belirtildi.

Avrupa ülkelerinden Suriye ve Irak’a terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) saflarında savaşmaya gidenlerle ilgili araştırmalar yapan yabancı istihbarat ve terör uzmanları, yabancı savaşçılar konusunu AA’ya değerlendirdi.

İngiltere’deki Buckingham Üniversitesi Güvenlik ve İstihbarat Çalışmaları Merkezi (BUCSIS) Direktörü Profesör Anthony Glees, İngiltere’de doğup büyümüş ya da daha önce farklı ülkelerden göç etmiş bazı Müslüman gençlerin aşırıcılar tarafından yönlendirildiğini söyledi.

Radikallerin İngiltere’deki gençlere hayatlarının daha iyi olacağını söylediğine dikkati çeken Glees, “İngiliz gençler kötü niyetli radikaller tarafından bilinçli olarak yanlış dini anlatımlarla bilgilendiriliyor, yönlendiriliyor. Bu gençlerin hiçbiri fakir değil, ihtiyaç içinde değil, ciddi hiçbir ayrımcılık deneyimleri yok, tek başına zulüm, şiddet onlara ters gelen şeyler. Bu, fikirlerle ilgili” dedi.

Glees, internet üzerinde yapılan propagandanın gençler üzerinde çok etkili olduğunu vurgulayarak, şiddete doğru uzanan sürecin gençlerin radikallerle gerçek hayatta tanışmasıyla başladığını bildirdi.

İngiliz istihbarat teşkilatı MI5’in Direktörü Andrew Parker’ın İngiltere’de aşırıcı ya da radikallerin sayısını “birkaç bin” olarak açıkladığını hatırlatan Glees, MI5’in verilerine göre, Irak ve Suriye’de IŞİD saflarında savaşmaya giden İngiliz vatandaşlarının sayısının 500-600 civarında olduğunu, bunlardan yaklaşık 250’sinin İngiltere’ye geri döndüğünü kaydetti.

Glees, İngiltere’den aşırıcılara katılan İngiliz gençlerinin çoğunun eğitimli ve donanımlı olduğunu vurgulayarak “Bu insanlar eğitimli öğrenciler, üniversite mezunları, kimi okulu bitirmek üzere ve cihadı kendilerinde ara dönem aktivitesi olarak görüyorlar. Bir kısmı da mezun. Bu insanlar fakirlik seviyelerinden, işsizlikten gelmiyor. Bu çok ilginç çünkü genelde iyi eğitimin insanları terörden uzak tutabileceğine inanılır” ifadesini kullandı.

– “Cennete ulaşma isteği katkıda bulunuyor” –

İngiltere’de yaşayan aşırıcılıkla mücadele uzmanı Jahan Mahmud, Ortadoğu’da uzun yıllardır süren şiddete dikkati çekerek, buralara savaşmaya gidenlerin sürekli vahşete maruz kalmış insanların görüntülerine tanık olduğunu belirtti.

İngiliz vatandaşlarının, Suriye ve Irak’a giderek cephede savaşmak istemesinin altında Ortadoğu’da Müslümanların çektiği sıkıntı ve acıların rol oynadığını dile getiren Mahmud, “Neden bu insanlar cepheye gidiyorlar sorusunun cevabı aslında şu. Bu insanlar sürekli olarak vahşete maruz kalmış kadınların, erkeklerin ve Müslümanların görüntülerine tanık oluyor. Bu duyguya bir şey yaparak dünyada fark yaratmak ve nihayetinde cennete ulaşma isteği de katkıda bulunuyor” diye konuştu.

Gençlerin, İngiltere’den Ortadoğu’ya giderek yaşananlara katkıda bulunmanın bir “görev gereği” olduğunu hissettiğini anlatan Mahmud, kimi Müslümanların cephede savaşmayı “cennete ulaşmanın kısa yolu” olarak gördüğünü söyledi. İngiliz gençlerin doğup büyüdükleri yeri, ailelerini arkalarında bırakıp Ortadoğu’ya giderek cephede savaşmalarında İngiltere’nin politikasının da etkili olduğunu savunan Mahmud, “Eğer bu genç İngilizler kendilerine iyi davranıldığını, her şeyin yolunda olduğunu hissetseler böyle olmazdı. Hükümetlerin ele aldığı meselelerde adaletsiz davrandığını düşünüyorlar. Genelde insanlar bu tip şeylere, kendilerine ya da başkalarına karşı bir adaletsizlik olduğunu düşündükleri zaman yönelirler” şeklinde konuştu.

– “Sorunlu gençleri seçiyorlar” –

İslami konularda çalışmalar yapan siyaset bilimci ve yazar Dr. Thorsten G. Schneiders, Avrupa’daki göçmen kökenli bazı gençlerin Suriye ve Irak’ta savaşan radikal gruplara katılmak istemesinin çeşitli nedenleri olduğunu ifade etti. Schneiders, “Bunların çoğunun, başarısız olmuş entegrasyon politikalarının sonucu olduğunu düşünüyorum. Buna bir örnek de bu kişilerin burada bir iş, gelecek perspektifine sahip olmamaları. Bazıları da aile ortamlarında bulamadıkları yakın kişisel bağları bu gruplar bünyesinde arıyor” dedi.

Almanya’da radikal grupların son dönemde etkilerini artırdıklarını iddia eden Schneiders, “Bunalım yaşayan ya da arayışta olan gençleri onlar daha kolay tespit edebiliyor. Bu tür grupların eline düşenleri buradan çıkarmak oldukça zor oluyor. Ancak bu gruplara katılan herkes sonunda vahşi birer saldırgan olmuyor. Tam tersine, yalnızca az sayıda üyede bunu görüyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Schneiders, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençlerin radikalleşmesinin önüne geçmek için herkesin çaba göstermesi gerekir. Toplumun her kesimine görev düşüyor. Güvenlik birimlerinin mücadelesinin yanında asıl yapılması gereken bu sorunun kökenine inmek. Aşırılık yanlılarıyla mücadele etmek gerekiyor ancak bu insanların belirli bir süreç sonunda bu noktaya geldiklerini anlamamız gerek. Daha erken dönemlerde harekete geçilmeli. Örneğin okullarda, gençlik derneklerinde, Kuran kurslarında gençler bilgilendirilmeli, gençlerle iletişim kurulabilecek bir dil kullanılmalı. Ancak bu da tek başına yeterli değil. Aynı zamanda ailelerin, gençlik çalışanlarının, imamların ve öğretmenlerin de bu konulara daha hassas olmaları gerekiyor. Gençlerin içinde bulundukları ortamdaki sosyal ve duygusal sorunlarını anlamamız gerekiyor.”

Irak’ta ya da Suriye’de savaşan ve sonra yeniden Avrupa’ya dönenlerin büyük risk oluşturduklarına işaret eden Dr. Schneiders, “Bu kişilere belirli fikirler aşılanıyor, çatışma bölgelerinde büyük travmalar yaşıyorlar. Tüm bunlar döndüklerinde daha fazla sosyal problemler yaşamalarını beraberinde getiriyor. Çok uç örneklerde ise terörist bazı amaçlar taşıdıklarından söz edebiliriz” ifadesini kullandı.

Danimarka’da radikalizm ve terörizm konularında çalışmalar yapan Magnus Ranstorp da Danimarka’dan savaşmaya gidenlerin farklı gerekçelerle hareket ettiğini söyledi. Bunlardan bir kısmını “hayatlarının bir anlamının olmadığını düşünenler” olarak nitelendiren Ranstorp, çabuk etki altında kalan ve bir ideolojiye kapılmaya müsait olan bu grubu “tehlikeli” bulduğunu ifade etti. “Aksiyona eğilimli” bir gruptan da söz eden Ranstorp, bunların katılmasındaki ana etkenin macera olduğunu, ideolojinin ikinci planda kaldığını kaydetti.

Terör uzmanı Ranstorp, IŞİD’e katılanların bir kısmını ise “iletişim ve duygudaşlık peşinde olanlar” şeklinde nitelendirerek, “Yehova şahitleri” grubuna benzettiği bu kesimin kendi düşünce ve mantıkları içinde hareket eden kişileri aradığını, son gruptakilerin ise ailelerinin de radikal olduklarını savundu.

– Sosyal medyanın gençlere etkisi –

Magnus Ranstorp, eğilimi olanların sosyal medyada aşırıcıların düşünce ve faaliyetlerine kolaylıkla ulaşabildiğini ve oturdukları yerde etkilendiklerini söyledi.

Suriye ve Irak’a gidenler arasında Danimarka’ya uyum sağlamış ve çok iyi işleri olan gençlerin, iyi bir işi olan aile babası gibi örneklerin bulunduğuna işaret eden Ranstorp, sosyal medyadan materyallere ulaşıp etkilenenler için “aksiyonun” çok uzak olmadığını belirterek, IŞİD’in geniş bir kitleye hitap ettiğini ve onları tehlikeli kılanın da bu olduğunu vurguladı.

 

© AA

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!