Prof. Dr. Kutlay Yağmur: “Anadili eğitimi hakkı davasının sonuçları ne olacak?”

Anadil egitimi hakki davasinin sonuçlari ne olacakAnadili eğitimi hakkını almak için açılan davanın sonuçları ne olacak?

Türk toplumunun temsilcisi durumundaki dernek ve federasyonlar Hollanda devletini mahkemeye vererek anadili derslerinin yeniden okullarda başlatılmasını talep ettiler. Hollanda devletini temsilen verilen savunmada OALT dersleri kaldırılırken sunulan argümanlar aynen tekrar edildi. Kendilerince en önemli savunma araçlarından birisi de Türk toplumu temsilcisi derneklerin neden on yıl sonra harekete geçtiği yönündeydi. Hollanda devlet çevreleri “Türk’ün aklı sonradan gelir” özdeyişini muhtemelen bilmiyorlardır. Daha Türkçe dersleri kaldırılmadan başlatılan mücadele konusuna ilgi gösteren pek olmamıştı. Bu konunun ayrıntılarına girip eski yaraları yeniden deşmenin kimseye faydası olmayacağı için şimdi anadili dersi isteyenlerin zamanında buna karşı çıktıklarının da unutulmadığını belirtmekle yetinelim.

“Türkçe için el-ele” sloganıyla başlatılan toplumsal harekete halktan ve velilerden muazzam bir destek gelirken, dernekler ve federasyonlar büyük ölçüde ilgisiz kalmış, hatta destek yerine köstek olanlar da eksik olmamıştır. Hollanda Türkçe Eğitim Vakfı gönüllülük temelinde üç yıl boyunca inanılmaz koşullarda mücadele verirken, tek destek anne-babalardan gelmiştir. Vakıf büyüdükçe vakfın faaliyetleri de eleman yokluğundan yürütülemez hale gelmiştir. Sürdürülebilir bir büyüme stratejisi izlenemediği için Vakıf çökmüştür; daha doğrusu çökertilmiştir. Şimdi Türkçe cengaveri olan birçok kurum ve kuruluş Türkçe derslerine destek vermek yerine tam aksi eylem ve söylemlerde bulunmuşlardır. Ancak gelinen nokta önemlidir.

Gelinen aşamada muazzam bir toplumsal bilinç yeniden harekete geçirilmiştir. Türk dernekleri sivil toplum örgütleri olarak yasal haklarını kullanarak Hollanda devletini mahkeme salonunda savunma vermeye mecbur bırakmışlardır. Bu bile başlı başına bir kazanımdır. Devlet 50 yıldır bu ülkede çalışan ve vergi veren insanların hakları olduğunu ve bu insanların gerekirse kendi hukuk sistemini kullanarak kendisine karşı çıkacağını anlamıştır. Eski sömürgecilik geleneğinden edindikleri deneyimlerle etnik azınlıkların nasıl kontrol edileceğini çok iyi bilen Hollanda devleti, kendi kurduğu organlarla bugüne kadar göçmen gruplarını çok iyi bir şekilde kontrol ederken, artık yeni nesil göçmen çocuklarının bu kontrol mekanizmalarıyla denetlenemeyeceğini de kavramıştır. Hollanda üniversitelerinin Hukuk Fakültelerinde yetişmiş genç Türk avukatların bu davayı yürütmesi de çok hoş bir ironidir.

13 Kasım Çarşamba günü davanın sonucu belli olacak. Büyük olasılıkla dava reddedilecek, çünkü davada öne sürülen uluslararası antlaşmalarda bağlayıcı hükümler yoktur. Dil hakları konusu üzerine yıllarca çalışmış ve bu konuda makaleler yazmış bir bilim adamı olarak yasal alt yapının bu davayı kazanmaya yeterli olmadığını biliyorum, ancak Türk toplumu bu davayı başka açılardan çoktan kazandı bile; en önemlisi de bu kazanımlardır. Hollanda devleti bu davayı kazanabilmek için hiçbir tutarlı argüman sunamadı. “OALT uyuma engel teşkil ediyordu” söylemi kadar basit ve dayanaktan yoksun bir başka iddia olamaz. “Uyum” kavramı gibi sadece POLİTİK vurgular içeren “boş” bir kavramdan yola çıkarak anadili derslerinin bunu engellediği savı gülünçtür. Dil dersleri sadece yeni şeyler öğretir; var olanı geliştirir ve bireye katkıdan başka hiçbir olumsuz etki yapmaz. Anadili dersleri elbette kültürel mirasın ve özbenliğin korunmasını sağlar. Hollanda devletinin istemediği de budur. Türk çocuklarının sadece Hollandaca dilinde dünyayı algılaması istenmektedir. Bu da insan haklarına aykırı bir tutumdur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildiğinde bu konu çok kapsamlı olarak ele alınmalıdır. OALT muhtemelen mahkeme kararıyla geri getirilemeyecektir, ancak bu konuda oluşan bilinç anlamlı ve yapıcı bir şekilde kullanılırsa toplum kendine yeni bir rota çizebilecektir.

Mahkemede sonucun olumsuz olması durumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bu davanın taşınacağı bilgisinin verilmesi çok olumlu olmuştur. Bu durum Hollanda devleti açısından ciddi bir çekince olacaktır. Sonuç ne olursa olsun uluslararası bir platformda Hollanda devleti insan hakları ihlali konusunda yargılanmış olacaktır. Hollanda gibi devlet geleneği güçlü bir ülke için bu ciddi bir utançtır, dolayısıyla konunun bu aşamaya gelmemesi için gerekli önlemleri almak isteyeceklerdir. İşte bu noktada Türk toplum temsilcilerinin çok stratejik davranarak Hollanda devletine bazı önerilerle gitmesini gerektirmektedir. Bu konu çok hassas dengeler üzerine oturması gereken stratejik bir konudur ve Türk derneklerinin ilgili çevrelerle bu konuyu ciddi bir şekilde ele alması gerekmektedir. Siyasi mülahazalarla bunun yapılamayacağı kesin olduğu için konunun bilimsel boyutunun da mutlaka anlaşılması gerekmektedir.

Davanın sonucu ne olursa olsun, Türk toplumu anadili eğitimi konusunda bilimsel bir stratejiye sahip olmak zorundadır. Eğitim bilimle tek ilgisi sınıf öğretmenliğiyle sınırlı olduğu halde gelip burada kendini Hollanda Eğitim Fakülteleri genel koordinatörü ilan etme kompleksli günleri artık geçer akçe değildir. 20 sene öncesinin sekter ve dengesiz tutumları günümüzün eğitim ihtiyaçlarına yanıt veremez. Söz konusu olan dilsel eritme politikalarıyla her geçen gün kendi dilsel kökenine ve özbenliğine yabancılaşan kuşaklardır. Artık izlenmesi gereken yol ciddi bilimsel temeller üzerine kurulu akılcı ve katılımcı olanlardır. Türk toplumunun bu konuda iyi bir alt yapısı vardır ve kendi eğitim fakültesini kurabilecek nitelikte kadrolara da sahiptir. Yapılması gereken tek şey mahkeme sürecinde olduğu gibi her kesimden insanın geniş katılımı sağlanarak ilkeler ve somut hedefler doğrultusunda hareket etmektir.

Dava kaybedilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidip Hollanda devletini orada mahkum ettirmek için gerekli her şey yapılmalıdır. Dava kazanılırsa, işte asıl iş o zaman başlayacaktır. Hollanda devleti geçmişte kullandığı kadroları devreye sokup bu işin yine OALT’vari bir şekilde imkansızlaşmasına yol açabilir. Diğer bir tehlike, toplumun mevcut siyasi bölünmüşlüğü içinde kayıkcı kavgasının başlatılmasıdır. Ancak Türk çocuklarının özbenlikleri hiçbir kesimin politik kavgalarına kurban edilemeyecek kadar kutsaldır; dolayısıyla bu iş bilimsel temellerde ve konuyu bilen eğitim çevreleriyle ele alınacaktır.

13 Kasım kararı olumsuz olabilir ve mahkeme toplanan imzaların Meclise teslim edilmesi yolunu da politik bir çözüm olarak önümüze koyabilir. Bu durumda Mecliste yer alan Türk milletvekillerimizin gerçek anlamda liderlik yapmaları ve kendilerine verilen Türk oylarının hakkını vermeleri gerekmektedir. Elbette Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da eşzamanlı olarak izlenmesi gereken bir dava olacaktır.

 

Prof. Dr. Kutlay Yağmur, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi

Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans