Prof. Dr. Kutlay Yağmur (Eğitim-Bilim Gündemi) Avrupa’nın Eğitim Karnesi

KUTLAY YAGMUR AVRUPA'NIN EGITIM KARNESITOPLUMSAL uyum ve eğitim alanında Batı Avrupa ve Avustralya arasında başlattığımız kıyaslama okuyucularımızın ilgisini çok çektiği için geçen yazıda kaldığımızdan yerden konuyu biraz daha derinleştirerek devam etmekte fayda var. Uluslararası PISA uygulamaları okuma becerileri, matematik ve fen alanında yapılmaktadır. Eğitimde fırsat eşitliğini hiç dilinden düşürmeyen Avrupa ülkelerinin karnesinden geçen yazımda bahsetmiştim. İskandinav ülkeleri PISA alanında çok daha iyi sonuçlar almaktadırlar. Özellikle Finlandiya ve İsveç nitelikli eğitim sistemleriyle ön plana çıkmaktadır.

Avrupa ülkelerinin aldıkları sonuçlar benzerlikler taşımaktadır. PISA sınavlarında 6 farklı beceri dilimi saptanmakta ve öğrencilerin bu beceri dilimlerine göre dağılımı esas alınmaktadır. Eğer öğrencilerin büyük bir kısmı en alt beceri düzeyi olan birinci basamak ve ikinci basamağa yığılmışsa bu ülkenin eğitim sistemi işlemiyor demektir. Çünkü eğitimin amacı bilişsel becerileri gelişkin donanımlı bireyler yetiştirmektir. Eğer eğitim sistemi bu becerileri gençlere veremiyorsa o sistemi kuran da yürüten de suçludur. Türk eğitim sistemiyle ilgili yazdığımız yazılarda bunu defalarca dile getirdik. Türk öğrencilerin yüzde 80’i en alt üç basamağa yığılmış durumdadır. Bunun anlamı Türk eğitim sisteminin çökme noktasına geldiğidir. Zaten okulda öğrenme gerçekleşiyor olsa onca dershane olmazdı. Devletin veremediği eğitimi güya dershaneler vermektedir. Elbette ezber sistemine dayalı sistemde gerçek anlamda öğrenme değil sistemin koşullarına uygun ezbercilik yapılmaktadır. Uluslararası PISA sonuçlarını görmezden gelerek belli ideolojiler doğrultusunda eğitimi yapılandırmaya çalışmak, sonu derin bir şelale olan karanlık sulara doğru kürek çekmekle eştir. Türkiye parantezini kapatarak konumuza dönersek Avrupa ülkeleri arasındaki farklılıkları PISA sonuçları açısından incelediğimiz zaman Avusturya ve Almanya’nın düşük sonuçlar aldığını görüyoruz. Bunun nedeni göçmen çocukları denmektedir ve doğrudur.

Eğitimde fırsat eşitliği olmadığı için yerli öğrencilerle göçmen çocukları arasında var olan uçurum her geçen yıl artmaktadır. “Uyum” tartışmalarının ne kadar temelsiz ve ideolojik olduğunu kanıtlayacak olan bir bulguyu da burada okuyucularımızla paylaşayım. Almanlar birinci kuşak Türk göçmenleri uyumsuz olmakla suçladılar. İkinci kuşak benzer suçlamaları sürekli duydu. Üçüncü kuşak öğrenciler artık üniversite seviyesine geldi. Birinci kuşağın Almanca dil becerileri zayıftı ve bu uyumsuzluk suçlamasını bir ölçüde anladık. Ancak ikinci kuşak çok daha iyi Almanca biliyordu ve iki dilliliğe sahipti. Hatta birçoğu “çocukları okulda geri kalmasın” diye çocuklarına evde bile sadece Almanca konuştu. Üçüncü kuşakların birçoğu çok az Türkçe becerilerine sahip. Mutlak uyum yani kültürel ve dilsel değerlerin yitimi üçüncü kuşakta gerçekleşmiş durumda.

Peki, PISA sonuçları açısından incelediğimizde kuşaklar arasında nasıl bir fark var dersiniz? “Almanca dil becerileri çok önemli” diye yüksek sesle bağıran Alman politik çevrelerini çok şaşırtan bir sonuç var karşımızda. İkinci kuşak göçmenlerin çok küçük yaşlarda Almanya’ya gelmiş olan (birinci kuşak) göçmenlerden daha başarılı olduğu ortaya çıkıyor. Bunun doğal bir sonuç olduğunu düşünebiliriz çünkü Almanca becerileri daha iyi olmalıdır. Ve her zaman vurguladığımız gibi iki dilli çocuklar hem bilişsel gelişim hem de yaratıcılık açısından tek dillilere göre daha yeteneklidir. ANCAK üçüncü kuşak Türk göçmenlerin ikinci kuşağa göre çok daha başarısız olduğunu görüyoruz. Bu bulgu uluslararası PISA uygulamasının sonucu olduğu için Alman eğitim çevrelerinin ağzını bıçak açmamaktadır. Burada üretilecek bahane yoktur. Alman araştırmacılar evde Türkçe konuştukları için geride kalıyorlar can simidine sarılmaya alışmışlardı ama bu bulgu karşısında söyleyecek sözleri kalmamıştır. Neden? Çünkü üçüncü kuşağın neredeyse Türkçe becerisi yok! Almancaları baskın ve yaşamın her alanında Almanca konuşmayı tercih ediyorlar. Peki, bilim alınan bu sonuçları açıklayabilir mi? Elbette doğru soruları, doğru araştırma yöntemleriyle araştırır ve sonuçları da nesnel bir gözle değerlendirirsek mutlaka bunun yanıtı vardır.

Göçmen çocuklarının başarı seviyesi açısından Avrupa ülkeleri arasındaki ciddi farkı gören araştırmacılar bunun nedenlerini araştırmaya koyuldular. Ülkeleri uyum politikalarına ve eğitim sistemlerine göre sınıfladılar. PISA sonuçları arasındaki farklar bu sınıflama doğrultusunda incelendiğinde göçmen çocuklarıyla yerli çocuklar arasında uçurumların olduğu görüldü. Avusturya, Almanya, Belçika ve İsviçre göçmen çocuklarının en başarısız olduğu ülkeler olarak ortaya çıktı. Hollanda bu ülkelere göre biraz daha iyi durumda. Bu durumun nedenlerini iyi anlamak gerekiyor. Bunu da iki farklı açıdan değerlendirelim.

Bir eğitim sisteminde çocuğun anadili ve kültürü yok sayılıyorsa o sistemin azınlık çocuklarının başarısını yükseltmesi mümkün değildir. Eğer çocuğun anadili ve kültürü okul ortamında yasaklanıyorsa o ülkenin eğitimde fırsat eşitliğinden söz etmesi mümkün değildir. Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda ve İsviçre uyguladıkları anadili yasaklarıyla gündeme gelmiş ülkelerdir. Demek ki bu ülkeler resmi dil dışındaki dillere değer vermemekte ve bu dilleri ve kültürleri uyumun (asimilasyonun) önünde engel görmektedirler. Evde, sokakta, okulda, her türlü kurumda resmi dilin konuşulmasının şart olduğunu öne sürmektedirler. Dili ve kimliği ötekileştirilen, konuştuğu anadilin çok değersiz olduğu her şekilde yüzüne vurulan el kadar çocukların ezilmişlik duyguları onların eğitimde başarılı olmasını engelleyen en önemli faktördür. Bu durumu hiçbir testle saptayamayız ancak özgüveni düşük bireylerin başarılı olması zordur.

İkinci ölçütümüz çok kolayca test edilip somut sonuçlar ortaya konabilecek bir konudur. Bu ülkelerin eğitim sistemlerine baktığımızda eğitimde “erken ayrıştırma” sistemine sahip olduklarını görüyoruz. Almanya, Avusturya ve İsviçre 10 yaş civarında çocukların eğitim geleceklerine karar vermektedir. Bu eşik Hollanda ve Belçika’da 12 yaştır. Erken ayrıştırmanın birçok dezavantajı vardır. Nitekim 16 yaşında çocuğun akademik geleceğini belirleyen ülkelerle 10 ve 12 yaşında belirleyen ülkeler kıyaslandığında erken ayrıştıran ülkelerdeki göçmen çocuklarıyla yerli çocuklar arasındaki fark inanılmaz derecede büyüktür.

Son altı aydır Dr. Serkan Arıkan ve Profesör Fons van de Vijver ile birlikte yürüttüğümüz bir çalışmada PISA sonuçları mercek altına alındı. 7 farklı ülkedeki Türk göçmen çocuklarının aldıkları sonuçlar yaşadıkları ülkenin yerli çocukları ve Türkiye’deki yaşıtlarıyla kıyaslandı. Ortaya çıkan sonuçlar her kesim tarafından üzerinde çok düşünülmesi gereken bulgular. Göçmen Türk çocukları hem Türkiye’deki akranlarından hem de yaşadıkları ülkelerdeki akranlarından çok daha gerideler. Aradaki fark elbette anne-babanın eğitim durumu, sosyo-ekonomik statü, dil becerileri vb. etkenler doğrultusunda açıklanabilir ancak en önemli etken dilsel ve bilişsel gelişim konusudur. Bu konu da bir sonraki yazımızın derinleştirme noktası olsun.

Sonuç olarak, Avrupa ülkeleri Avustralya ile kıyaslandığında eğitimde fırsat eşitliği açısından çok geride kalmaktadır. Ancak daha da önemlisi Avrupa’da bazı ülkeler farklı dilleri ve kültürleri olan göçmenleri yok saymaktadır. 10 yaşında bir çocuğun doktor mu yoksa işçi mi olacağına karar veren bir sistemin fırsat eşitliği sunduğunu iddia etmek zaten akılcı değildir. “Uyum – uyum”, “anne-babanın eğitime katılımı” gibi temelsiz sloganlara sarılmak yerine “sistem göçmen çocuklarının önünü ne kadar açıyor” sorusunu sormak daha önemlidir. Haftaya başarısızlığın en önemli nedenini tartışmak üzere, iyi bir hafta geçirmenizi dilerim.

 

 

Kutlay Yağmur

Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans