Prof. Dr. Kutlay Yağmur: Milli Eğitimde Ne Değişecek?

TÜRKİYE’nin eğitim sistemi uzun yıllardır ciddi bir kriz içerisinde. 2005 yılında çok olumlu bir adım atılarak eğitimde önemli bir açılım yapılmasına rağmen geçen yıllar içerisinde hiçbir kazanım elde edilemedi. Tam aksine uluslararası kıyaslamalara göre Türk eğitim sistemi çok daha geriledi. Bilim adamlarından ziyade siyasilerin yön verdiği eğitim sistemi, alınan yanlış kararlardan dolayı tıkandı. Devletin dört temel görevi vardır: adil bir hukuk sistemiyle adalet dağıtmak; eğitim hizmetleri sağlamak; sağlık hizmetleri vermek ve ülke savunmasını yapmak. Bu görevlerin hiçbirisi devlet kontrolü dışında olmamalıdır. Devlet bu hizmetleri aksatırsa boşluğu dolduranlar hemen çıkar. Nitekim yıllardır Türk anne-babaları ekonomik olarak soyan dershane sektörü devletin eğitim hizmetlerini eksik yapmasından kaynaklanmıştır. Çocukları için iyi bir eğitim geleceği isteyen anne-babalar her türlü maddi fedakârlığı yapmış ve çocuklarına devletin vermesi gereken eğitimi özel sektörden almıştır.

Son 16 yıl içinde göreve gelen her Eğitim Bakanı sistemi düzeltiyorum diye bir öncekinin kurduğunu bozmuş ve eğitim yap-boz tahtasına dönmüştür. Son atanan Eğitim Bakanı Profesör Ziya Selçuk toplumda bir beklenti ve umut yaratmıştır. Eğitim konusunda uzman bir akademisyenin göreve gelmesi bu umudu haklı kılmaktadır. Ancak gerçekçi bir analiz yapmak gerekirse yeni Bakan Beyin işi hiç de kolay değildir. Ziya Selçuk yaptığı ilk basın toplantısında eğitim sistemini açık denizdeki bir gemiye benzetmiştir. Teşbihte hata olmazsa aynı eğretilemeyi (metafor) kullanarak devam edelim. Bakan Selçuk mevcut gemiye yeni Kaptan olarak atanmıştır. Gemi aynı gemi, tayfa aynı tayfa; kullanılan geleneksel yöntemler aynı, malzemeler aynı; hatta rota da aynı. Yeni kaptanın yeni bir rota çizme şansı varsa belki daha kısa bir yol bulabilir. Ancak mevcut tayfalar yeni rotalara ve yörüngelere pek de sıcak bakmayacaklardır çünkü “saz ne çalarsa çalsın oynadıkları oyun hep aynı”, çünkü bildikleri oyun tek.

Yeni Bakan’ın işi çok zor çünkü Türk eğitim sisteminde yapısal sıkıntılar var. Aslında nitelikli özel okullar ve geleneksel olarak başarısı hep üst seviyede olan bazı Fen ve Anadolu liseleri sayesinde sistem ayakta duruyordu. Son yıllarda meslek liseleri sistemimiz de iyice geriye gitti. Türkiye’de Batı Avrupa’da olduğu gibi mesleki eğitim veren okullar çok nitelikli olmadığı sürece genç nesilleri geleceğe hazırlayamayacağız. Sanayimiz nitelikli ara eleman bulamıyor ve bunun en önemli nedeni nitelikli meslek liselerimizin olmamasıdır. Türkiye’nin her yıl bir milyon imama mı ihtiyacı var? Hayır yok. Genç nesiller elbette dinini öğrenecek, zaten bu devlet eliyle öğretilmezse şeyhler-şarlatanlar bu görevi en sapkınca yerine getirmeye hazırlar. Devlet okullarında din elbette öğrenilecek ama bu okulların yarısının İmam Hatip Lisesi olacağı anlamına gelmez. Avrupa’da olduğu gibi isteyen öğrenci din dersini seçer ve her tür okulda (Anadolu, Fen, düz lise) bu dersler verilir. Bakan Selçuk “Bu kadar İmam Hatip Lisesine ihtiyaç yoktur, ağırlıklı olarak ülke ihtiyaçları doğrultusunda eğitim veren daha fazla Fen Lisesi, daha fazla Anadolu Lisesi, daha fazla Meslek Lisesi kuralım” diyebilir mi? Diyemez çünkü mevcut siyasal yapıyla ters düşer.

Özellikle kız çocuklarının okulu erken yaşta terk etmesinin önüne geçmek için zorunlu 8 yıllık kesintisiz eğitim şartı getirilmişti. Bilimsel gerekçelerden ziyade ideolojik gerekçelerle 4+4+4 modeline geçildi. Yeni Bakan 12 yıl zorunlu eğitim modeline geçebilir mi? Bunun yanıtı da maalesef olumsuzdur. Kurulan sistemin temel taşlarına dokunulmasına izin verilmez.

Ezber sistemine dayalı sistemin kaldırılıp bunun yerine sorgulamayı, akıl yürütmeyi, eleştirel düşünmeyi ve buluşçu eğitim yaklaşımlarını ön plana çıkaran bir sistemin kurulmasına izin verilir mi? Evrim teorisini bilmeyi yasaklayan bir sistemden bunu beklemek mümkün değildir. Evrim teorisini bilmek ve bilimini yapmak ayrıdır, dini inançların sorgulanması ayrıdır. Adnan Oktar’a verilen görevi gazetelerden okuyoruz! Evrim teorisi karşıtı seminerler düzenlemek için bazı Amerikan kiliselerinden yüklü miktarda dolar almışlar. Evrim teorisinin okutulması Amerikan okullarından kaldırılmış mı peki? Neden Anadolu topraklarında evrim teorisinin kaldırılması için bu kadar yoğun bir çaba var? Evrim teorisi olmazsa zaten biyoloji diye bir bilim dalına da gerek yoktur. Her konuyu siyasallaştırmak bilime ve eğitime hizmet etmez. Bilimi bilim olarak, dini inancı da kendi çerçevesinde okumak ve anlamak gerekir. Anlamaktan kimseye zarar gelmez. Zaten anlayan ve bilenin bir zararı da olmaz. Ne gelirse hurafelerden ve sapkın akımlardan gelir. Bilim hiç kimsenin aklını kiraya vermesini istemez. FETÖ’nün mağdur ettiği yüz binlerce insana bilimsel eğitim verilseydi bugün FETÖ diye bir derdimiz olmazdı. El kadar yavrular denizlerde can vermezdi! Yeni Eğitim Bakanı evrim teorisini yeniden eğitim sisteminde biyoloji dersleri kapsamında okutabilir mi? Hayır, bilinen nedenlerden dolayı mümkün değildir.

Öğrencileri ezberci sistemin sorularıyla test edip sıralamaktan başka bir işe yaramayan sınav sistemini yeni Bakan kaldırabilir mi? Geçmişte SBS, LGS, TEOG vb. gibi isimlerle anılan sıralama sınavları yerine bir başka isim altında yeni bir sınav getirebilir. Ancak, öğrencinin bilişsel ve zihinsel gelişimini yıllar boyu izleyen ve ölçen bir sistem gelmediği sürece işin özünde hiçbir şey değişmez. Hollanda’da olduğu gibi Öğrenci İzleme Sistemi modeli Türkiye’de kurulmadığı sürece genç nesiller ezberci sistemlere mahkûm olacaktır. Yeni Bakan böyle bir izleme sistemi kurabilir mi? Umarız kurar ancak bunun için zihniyetin değiştirilmesi gerekir. Her okulda aynı kalitede ve düzeyde eğitimin veriliyor olması gerekir.

Yeni Bakan bölgeler arasında uçurum düzeyindeki seviye farklılıklarını kaldırabilecek midir? Kent içinde varoş okullarıyla orta sınıf semtler arasındaki farklılıklar, kırsalla kentler arasındaki farklılıklar vb. gibi çok katmanlı ve karmaşık konulara bir çözüm modeli önerebilecek midir? Bu farkı ortadan kaldırmanın en önemli aracı okul öncesi eğitimdir. Yeni Bakan her mahalle için okul öğrencisi eğitim kurumları açabilecek midir? Bunun yanıtı da malum.

Yeni Bakan öğrenci merkezli eğitim sisteminin okullarda uygulanmasını gerçek anlamda sağlayabilecek midir? “Güçlü lider” siyasal anlayışında gücün tek merkezde toplanması kaçınılmazdır. Batı Avrupa’da olduğu gibi demokratik rejimlerde öğrenci merkezli eğitim sisteminin işletilmesi çok kolaydır. Öğretmen ile öğrenci her açıdan eşittir. Sadece roller farklıdır. Öğretmen yol göstericidir, öğrenmeyi teşvik eder. Türkiye’de ise öğretmen sınıfın lideridir, her şey öğretmenden sorulur. Öğrenmeyi de öğretmen sağlar. Bu konu üzerinde yazılmış binlerce makale olduğu için kısaca Türk eğitim sisteminde öğrenci merkezli bir eğitim mümkün değildir diyelim. Bunun önündeki en önemli ikinci bir engel ders-araç gereçleridir. Ders kitapları tamamen değiştirilmeden bunu gerçekleştirmek mümkün değildir.

Yeni Bakan eğitimde gerçek anlamda Üst Düzey Düşünme Süreçlerinin uygulanmasını sağlayacak bir müfredat geliştirilmesini ve mevcut müfredatın kaldırılıp atılmasını sağlayabilecek midir? Umarız bunu gerçekleştirebilir. Ancak bu değişikliği yapmadan önce tüm üniversitelerin eğitim fakültelerinde ve öğretmen yetiştiren birimlerinde üst düzey düşünme süreçlerinin ne olduğu öğretilmelidir. Öğretmen adayları çağdaş eğitim bilim yöntemlerine göre yetiştirilmelidir. Bizim üniversite yıllarımızda olduğu gibi her öğretmen aynı zamanda ölçme-değerlendirme kavramından anlayan ve uygulayan çok yönlü bir öğretmen olarak yetiştirilmelidir. Artık, her öğretmen adayı felsefeye giriş, bilimsel araştırma yöntemleri ve mantık dersleri almalıdır demiyorum! Öğrenmeyi öğrenen ve öğretebilen öğretmen adaylarımız olsun yeter.

Ziya Selçuk Bey bu değişikleri yapabilirse özlediğimiz nitelikte bir eğitim sistemi için en azından olumlu koşullar hazırlanmış olur. Sayın Bakan’ın işi ZOR çünkü sadece Kaptan’ın öngörüsüyle kurtulacak bir gemiden bahsetmiyoruz. Hiç olmazsa eğitimin içinden gelen ve özellikle Özel Eğitim kurumlarını çok iyi bilen bir Eğitim Bakanımız var. Bu bile bir umuttur diyelim.

Prof. Dr. Kutlay Yağmur

Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi
Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

              

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans