Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Çocuğun Sorumluluğu Herkesten Önce Velinindir

GEÇEN hafta genç nesillerin neden tarikatlara ve cemaat liderlerine akıllarını teslim ettiklerini irdeledik. Aldığım geri dönüşlerden bazı konulara biraz daha derinlik getirilmesi gerektiğini anlıyorum. Türkiye’de çocuklarımızın ve gençlerimizin dini cemaatlere çocuklarını kaptırmasının en önemli nedeninin, devletin eğitim alanındaki sorumluluklarını yerine getirmemesinden ve özellikle ekonomik imkânları kısıtlı ailelerin çocuklarının iyi eğitim alabilmesi umuduyla onları tarikat yurtlarına vermesinin sorunun özünü teşkil ettiğini öne sürmüştüm. İstisnaları olsa da Türkiye’deki durum temelde böyle işliyor. Ancak Almanya ve Hollanda gibi eğitim sisteminin muazzam işlediği ülkelerde de bazı Türk velilerin bu cemaat ve tarikatlara çocuklarını gönderdiğini görüyoruz. 15 Temmuz darbesinden önce Batı Avrupa’daki FETÖ okulları Türk öğrencilerle ayakta duruyordu. Türkiye’ye ilişkin öne sürülen “devlet eğitim hizmetlerini yeterli oranda sağlayamadığı için” vatandaş çocuğunu cemaat okullarına gönderiyor saptaması Batı Avrupa’daki koşullar düşünülünce eksik ve yetersiz bir değerlendirme olmaktadır. Batı Avrupa ülkelerinin PISA ve TIMSS sınavlarındaki başarı oranı ortadadır. Birçok Batı Avrupa ülkesinde çok nitelikli eğitim verilmektedir. Hollanda veya Almanya’da devlet okullarında çok iyi eğitim verilirken neden Türk veliler çocuklarını burada da cemaat okullarına göndermektedir?

Konunun çok farklı toplumsal, eğitim bilimsel ve psikolojik boyutları vardır. Özellikle çift dilli çocukların eğitim ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması sorunun özünü teşkil etmektedir. Bu konuda da birkaç yazı değil birkaç bilimsel makale bile yetersiz kalır. Ancak yapısal sorunları bir tarafa bırakınca başka sorunların Türk anne-babaları cemaat okullarına yönlendirdiğini öne sürebiliriz. Batı Avrupa’da velilerin çocuklarını cemaat okullarına göndermesinin en önemli nedeni, anne-babaların kendi çocuğunun sorumluluğunu üstlenmek yerine bu sorumluluğu başkalarına ihale etmesidir. Maalesef yüzlerce kez tanık olduğum durum bazı anne-babaların kendi çocuklarının eğitimini üstlenemeyecek durumda olmalarıdır. “Falanca kişinin çocuğu ‘onların okuluna’ gitmiş ve o haylaz çocuk şimdi çok iyi okuyor” türünden kulaktan kulağa yayılan efsaneler “yetersizlik duygusu” çeken velilere can simidi olmuştur. Çocuğunun davranış problemlerinin ve kötü alışkınlarının nedenine inmek ve kendi çocuğuna yardımcı olmak yerine, çözüm, çocuğunu “abilere ve ablalara” teslim etmek olmuştur. Özellikle maddi kaynakları olan ama ilgisiz büyüyen çocuklara hemen cemaatin okul kapıları sonuna kadar açılmıştır. Burada en önemli sorumluluk anne-babalarındır. Aynı durum Türkiye’de de çok sıkça yaşanmıştır. Maddi durumu çok iyi olduğu halde cemaatin yurtlarında “bedava – ekmek elden su gölden” eğitim aldırma kurnazlığı birçok masum çocuğun yetişkinlik hayatını karartmıştır. Anne-babaların çıkarcı ve faydacı yaklaşımları çocuklarının hayatını karartmıştır. Bu dünyada sadece devlet vatandaşlarına bedava hizmet sunabilir! O da vatandaştan vergi topladığı içindir. Aksi halde hiç kimse bir diğerine bedava bir şey vermez. Hele cemaatler günahlarını bile bedava vermezler. Aldıkları bedel çocukların istikballeri olmuştur.

Batı Avrupa’da cemaat okullarına yönelmenin daha önemli bir nedeni de “kimlik ve aidiyet sorunları” olmuştur. Birçok Batı Avrupa ülkesinde her geçen gün daha da artan bir ayrımcılık sarmalıyla karşı karşıyayız. Müslüman göçmen çocukları bu ayrımcılıktan en yüksek payı almaktadır. 11 Eylül İkiz Kule saldırılarından önce durum daha farklıydı. Ayrımcılık ve dışlamanın toplumsal ve siyasal yaptırımları vardı. Ancak Batı Avrupa’da kimin yaptığı çok iyi bilinen terör saldırıları sonucunda en büyük acıyı en masum kitle çekmektedir. Bütün Batı Avrupa okullarında çok ciddi oranda artan bir ırkçılık ve ayrımcılık yaşanmaktadır. Bu ayrımcılığın muhatabı en günahsız ve de en savunmasız olan çocuklardır. Sadece ebeveynleri bir başka ülkede doğduğu için, teninin rengi farklı olduğu için maruz kalınan ayrımcılık ve nefret suçları hem çocukları hem de velileri ciddi şekilde psikolojik çöküntüye sürüklemektedir. Bu konu da çok derin ve onlarca bilimsel makalede ele alınması gereken bir meseledir. Ancak devlet okulunda yaşanılan bu ciddi sorunlar hem çocuklarda hem de velilerde ciddi kimlik ve aidiyet sorunlarına yol açmaktadır. Öğrenci kitlesinin çoğunluğu Müslüman olan İslam okulları veya öğrenci kitlesinin büyük çoğunluğu Türk olan cemaat okulları anne-babalar için çölde vaha haline gelmektedir. Cemaat okullarında çocuklarının beyninin çalındığını bilse elbette birçok veli bu yola gitmezdi, ancak karşı karşıya kalınan durum birçok veli için “kurtuluş” olarak görülmüştür. Sonuçta cemaat okullarının Batı Avrupa’da yükselmesinin en önemli nedenlerinden birisi bu ülkelerde yaşanan ayrımcılık olmuştur. Bilimsel makalelerimizde dile getirdiğimiz toplum dilbilimsel bir konuyu yeniden vurgulamakta fayda vardır. Ayrımcılık ve dışlama toplumlarda sadece kutuplaşma yaratır ve bunun sonucunda çok değer verilen “toplumsal uyum” kesinlikle gerçekleşmez. Ötekileştirme ve sosyal dışlamanın bedelini en çok çocuklar ödemektedir. Bunun sorumluluğu ve sonuçları çok katmanlıdır.

Hollanda devletinin Sosyal Kültürel Planlama Dairesi en son yayımladığı araştırmada, Hollanda’da yetişen gençlerin çok daha fazla muhafazakârlaştığını göstermektedir. Bunun nedenini araştırmak yerine bu bulguyu da politik olarak değerlendirmeye çalışanlar gerçekleri görmemekte ısrar etmektedirler. Üçüncü kuşak Türk gençlerinin büyük anne ve büyük babalarının neslinden çok daha bağnaz ve muhafazakâr olmasının nedeni, bu genç nesillerin sürekli olarak ötekileştirilmesinde aranmalıdır. Batı Avrupa devletleri “neleri yanlış yapıyoruz” sorusunu samimice araştırmadıkları sürece basmakalıp raporlarını okumaya devam edeceğiz.

Özet olarak, okul seçimi meselesinin sadece bir tercih olmadığı, hem Türkiye’de hem de Batı Avrupa’da cemaat okullarına yönelmenin hem eğitim-bilimsel hem de ideolojik boyutları olduğu anlaşılmaktadır. Devletin çok nitelikli eğitim verdiği Batı Avrupa eğitim sisteminde bile bazı Türk veliler hala dini cemaatleri tercih ediyorlarsa, konu sadece eğitim kalitesiyle açıklanamaz. Kimlik, aidiyet ve velilerin ideolojik yönelimleri yanı sıra Batı Avrupa’da yaygınlaşan ayrımcılık da önemli etmenler olarak ortaya çıkmaktadır. Kimlik ve aidiyet sadece dine indirgendiği için can alıcı konular çok daha az ilgi çekmektedir. Çift dilli çocukların dil becerileri ve eğitim kurumlarındaki başarı oranları, karşılaştıkları yıkıcı ayrımcılık gibi konular yeteri kadar ilgi görmemektedir. Asıl kaygılanmamız gereken konular da bunlardır.

Elbette anne-babanın BİLİNÇ seviyesi anahtar kavramdır. Batı Avrupa’da tüm aileler benzer toplumsal sıkıntıları yaşamaktadır ama her aile çocuğunu cemaat okuluna veya İslam okuluna göndermemektedir. Bilinçli anne-baba çocuğunun hem eğitim hayatına hem de sosyal gelişimine yeterli ilgi ve özeni göstermektedir. Sorumluluğu başkalarına havale etmemektedir. Akıllı nesiller yetiştirilmesi aynı zamanda bilinçli anne-babalar yetiştirmek anlamına gelmektedir. Uzun vadede tek çözüm de budur.

 

Prof. Dr. Kutlay Yağmur

Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi
Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

              

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans