Prof. Dr. Kutlay Yağmur Yazdı: Çökertilen Türk Eğitim Sistemine Ağıt

GEÇTİĞİMİZ günlerde Haber Türk televizyonunun “Teke Tek” programında Türk eğitim sistemiyle ilgili çarpıcı tespitlerde bulunuldu. Durum içler acısı. Son 30 yıldır zaten Türk eğitim sistemi çok ciddi hasar görmüştü ama açıklanan son durum artık sistemin iflas ettiğinin bir belgesi niteliğindeydi.

“Yüzlerce üniversite açtık” diye övünmenin hiçbir değerinin olmadığını zaten biliyorduk. Türkiye’de 10 veya 15 kurumun üniversite tanımına uygun eğitim ve araştırma kurumları olduğunu, geri kalanların ise yetişkin ergenleri avutma merkezleri olduğunu duyuyorduk. Akademik unvanların dağıtılmasında ve akademik yükselmelerde içler acısı hikâyeler okuyorduk. Sözüm ona “akademisyenler” arasında intihal oranlarının ne kadar yüksek olduğunu basına yansıdığı kadarıyla biliyorduk. Hırsızlığın en çok akademiye nüfuz ettiği biliniyordu. Ama bir üniversiteyi yönetecek olan, akademik araştırma ve çalışmanın lideri olacak bir üniversite rektörünün hiçbir uluslararası yayını olmadığını aklımızın ucuna bile getiremezdik. Haber Türk’teki açıklamaya göre Türkiye’deki 68 Üniversitenin Rektörünün BİR TEK ULUSLARARASI YAYINI BİLE YOKMUŞ! Daha da acısı da Türk üniversitelerini yöneten 71 Rektörün çalışmasına hiçbir uluslararası atıfta bulunulmamış. Yani adının önünde büyük unvanlar olan bu insanları yaşadıkları şehrin dışında kimseler bilmiyormuş!

Parayla yüksek lisans ve doktora tezleri yazdırıldığını okumuştuk. Başkasının makalesini olduğu gibi kopyalayıp kendi adını koyarak akademik yayın yapanları görmüştük. Doktora tezi diye 4-5 bölümü olduğu gibi bir başka kitaptan kopyalayanları ve buna rağmen doktora unvanı aldıklarına tanık olmuştuk. Hem ulusal hem de uluslararası dergilere başkalarının yazılarını kendi yazıları gibi teslim eden “akademisyenden bozma müsveddeleri” görmüştük. Kullandığı kuramsal çerçeveyi ve veri toplama aracını olduğu gibi kopyalayıp sonra kendi eseri gibi bastıran ve politik bağlantıları sayesinde adam yerine konulduğunu sanan adamcıkları da görmüştük. Ancak bir üniversitenin liderliğinden sorumlu olması gereken ve herkesin saygı duyması gereken bir rektörün hiçbir uluslararası akademik yayını olmadığını da ilk kez duymuş olduk.

Hollanda üniversiteleriyle Türkiye’deki bu acı durumu karşılaştırınca burada Rektör kimliğine sahip olmanın sadece ve sadece uluslararası saygınlıktan geçtiğini görüyoruz. Bir akademisyenin Rektör seçilebilmesi için hem muazzam bir bilim insanı, hem mükemmel bir iletişimci hem de ahlakı ve davranışıyla örnek bir insan olması gerekiyor. Hiçbir üniversite seçtiği Rektörün sadece bilim insanı kimliğini gözetmiyor. Rektör seçilebilmek için en temel koşul zaten tüm akranlarından daha üst seviyede bilimsel niteliklere sahip olma koşuludur. Gittiği uluslararası toplantılarda saygıyla karşılanmasıdır.

Aslında Batı Avrupa üniversiteleriyle yarışan Türk üniversitelerimiz hiç de az değildi ama son yıllarda büyük bir çöküntü içindeyiz. Her alanda olduğu gibi liyakat yerine siyasi bağlantıların atamaları belirlediği ülkemizde eğitim sistemini çökerterek geleceğimizi de çökertiyoruz. Doğru bildiğini söylemeyen “dilsiz şeytanların” çoğaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Göz göre göre nereye yuvarlanıyoruz? Hangi gizli eller bize bu kötülüğü yapıyor? Yazık değil mi ülkemizin gençlerine.

Kutlay Yağmur, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi

k.yagmur@uvt.nl

 

        

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.