Prof.Dr.Kutlay Yağmur yazdı: Dünyanın Ahlâk ile İmtihanı

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” atasözü yaşanılan zorlukların öğreticiliğini ifade etmek içindir. Felsefe başta olmak üzere sosyal bilimler alanında çalışan bilim insanları “ahlâk ve vicdan” gibi kavramların anlamlarını yeniden tanımlamak zorunda kalabilirler. Olağan koşullardaki ahlâk anlayışıyla kriz zamanlarındaki ahlâk anlayışı farklı olabilir mi? Kavrayış ve anlayış melekelerimizi zorlayan bu sorunun ortaya çıkışı korona krizi kaynaklıdır. Sağlık hizmetlerini kriz koşullarına göre hazırlamamış olan dünya devletleri büyük bir sınav vermiştir. Binlerce hastanın yoğun bakım ihtiyacıyla karşı karşıya kalınca birçok ülkenin sağlık sistemi ağır bir sınavdan geçmiştir. Bazı ülkeler yoğun bakım ünitelerine alınacak hastalar arasında seçim yapmak zorunda kalmıştır. Bu seçimi büyük ölçüde hastanın yaşı belirlemiştir. Hollanda’da 70 yaşın üzerindeki hastaların yoğun bakım ünitelerinden faydalandırılmaması bile söz konusu olmuştur. Böyle bir düşüncenin akıllara gelebiliyor olması bile insanlığın ahlâki çöküntüsüne işaret etmektedir.

Eski Türk kültüründe yaşlılarımız ATA olarak anılırdı. “Atalarımıza hürmet” Türk gelenek göreneklerinin baş tacıdır. Japon kültüründe de yaşlılara saygı, atalar ölüp gittikten sonra bile devam eden bir değer yargısıdır. Birey odaklı toplumlarla kollektif toplumlar arasında kültürel değerler açısından elbette çok fark vardır. Ancak mevcut durum kültürel farklılıklarla açıklanabilecek bir görüngü değildir. Bir ömür boyu çalışıp ülkesinin kalkınmasına hizmet eden, evlatlar, torunlar yetiştiren aile birliğini sağlayan bir insan 70 yaşını geçtiği için toplumun sırtında YÜK olarak görülemez. Yaşlılarımızı emeklilik sandığı üzerinde yük, sağlık sistemi üzerinde yük, bakım masraflarının artışına yol açan toplumun sırtındaki kambur olarak görmek insanlığın tükenmişliğinin bir kanıtıdır. Yaşadığımız ülkelerin kalkınmasında çok büyük emekleri olan yaşlılarımızı yük olarak görmek ahlâki tükenmişliğin göstergesidir. Çocuklarına ve yaşlılarına sahip çıkamayan toplumlar büyük bedeller ödemeye mahkumdur. Bu korona krizi birçok şeyin gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. İnsanların sosyal yaşamı düzenlemeleri için seçtiği hükümetler – devletler, maalesef insani hedeflerden sapan birer güç odağı haline gelmiştir. Devletlerin asli görevi sanal bir gücün temsili değil, milletine hizmettir. Korona krizi ve özellikle yaşlılara reva görülen muamele bu yapıların sorgulanmasına neden olacaktır. Demokratik ülkelerde her şeyin sorgulanacağından emin olabilirsiniz. Ancak az gelişmiş ülkelerde korona krizi başka krizlerin kapılarını açacaktır. Aklın yerine gücün, demokratik gelenekler yerine otokratik geleneklerin hâkim olduğu ülkelerde gelecek çok karanlık olabilir.

Gelinen nokta zaten insanlık açısından çok ciddi uyarılar içermektedir. Ahlâkın ve vicdanın materyalist değerler açısından tanımlandığı bir dünya, insani değerlerle barışık değildir. İnsanların dünyası para ve hırs odaklı olabilir ancak evrenin düzeni insanın açgözlülüğünü terbiye edecek araçlara sahiptir. Ortaya çıkan korona krizi akli melekelerini kullanamayan insanlara, ahlâk ve vicdan hatırlatması yapmaktadır. Ancak sorun sistem sorunudur. İnsanlar sürdürülebilir insani sistemler bulmak zorundadır. İnsanın sömürülmesi ve baskılanması amacıyla kurulan sistemler sürdürülebilir değildir.

PROF. DR. KUTLAY YAĞMUR

 

      

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.