Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Kanayan yaramız: Avrupa’da Türkçe

İnterAjans’ın okuyucu kitlesi bilir ki anadili meselemiz ve Türk toplumunun dil, kimlik ve kültür davaları bizim de şahsi davamız gibidir. Türkiye’nin kuşatılmışlığı içinde asli davalarımızı ve özellikle Avrupa’da geleceğimiz olan çocukların Türkçe konusunu ihmal etmemek gerekiyor. Anavatanımız çok zor günlerden geçiyor. İnsanlar milli meselelerde parti farkı olmadan bir ülkü etrafında birleşmenin birinci koşul olduğunun farkında değiller. Particilik 1950’li yıllarda olduğu gibi ülkemizi çok ciddi kutuplaşmaya itmiş durumda. Dış güçlerin Suriye planları bizim ulusal egemenliğimizle ve istikbal kaygılarımızla taban tabana zıt. Bu sarmaldan çıkmanın tek yolu Türkçe konuşan herkesin devletinin yanında olmasıdır. Elbette siyasilerin de toplumu bölen ve ülkede suni kutuplaşma yaratan açıklamalardan kaçınması gerekiyor. “Devlet adamı ciddiyeti” laftan ibaret değildir. Devlet ciddiyet ve birleştiricilik ister. Hiç kimsenin şahsi siyasi istikbali Türk devletinin istikbalinin önünde değildir. Böyle olduğunu sananlara da tarih hep dersini vermiştir. Şimdi asıl konumuza Avrupa’daki Türkçe meselesine bir kez daha değinelim.

Türkçe konuşan göçmenler neredeyse 60 yıldır Avrupa’da yaşıyor. Okullarda üçüncü kuşak çocuklar var. “Uyum uyum” diye başının eti yenilen nesil zaten emekli oldu gitti. İkinci nesil hem yaşadığı ülkenin dilini hem Türkçeyi iyi kötü biliyor. Yapılan araştırmalarda çok iç acıtıcı bir şekilde üçüncü neslin Almancasının da Türkçesinin de ikinci nesilden daha geride olduğu ortaya çıkıyor.

Hollanda’da bir araştırma tamamlandı, sonuçlarını yakında yayımlayacağız. Buradaki çocukların da Hollandacaları Türkçelerinden daha iyi, ama iki dil arasında çok ciddi bir bağlantı var. Bu konuyu kapsamlı anlatmak için köşe yazısı yetmez. Bu bilimsel bilgilerin ve dil gerilemesinin nedenleri anne-babalara çok iyi anlatılmalı. Bunun için de kitaplar, hele Türklerin seyretmeye doyamadığı televizyon programları yapılmalı. Ancak araya eğlenceli bir şeyler konulmalı yoksa kimse izlemez. Aslında anadili Türkçe olan insanlara Türkçenin önemini anlatmaya çalışmak kadar saçmalık olamaz! İnsanlarımız kimliklerine bağlı olmasalar Türkçe umurlarında değil diyeceğim, ama öyle değil. Türk insanı kimliğine ve kökenine bağlı, ancak tuhaf bir şekilde çocuklarının Türkçe dersine önem vermiyor. Televizyondan, memleketteki eş-dost akrabadan öğrenir zannediyor. Okuma-yazma becerisi geliştirilmeden o dilin zaman içinde eriyip gideceğini bilmiyor. Çocuklarınızı Türkçe derslerine gönderin dedikçe sanki Türkçe öğretmenlerine iyilik ediyorlarmış duygusuna kapılıyorlar. Türkçe öğretmenlerinin ne büyük fedakarlıklarda bulunduğunu bilmiyorlar. Türkçenin Avrupa’daki en büyük düşmanı Türklerin kendi duyarsızlıkları ve kayıtsızlıklarıdır. Bu konuda çok ağır şeyler yazmak istemiyorum, ama insanlarımızın çocuklarına bu kadar duyarsız olmalarını anlamak mümkün değil. Cehalet bu alanda da geleceğimizi tehdit ediyor. Türkçesiz büyüyen Türk çocukları kimlik ve aidiyet sorunlarıyla bir ömür boyu yaşamak zorunda kalacaklar.

Avrupa Birliği ülkeleri elbette göçmen dillerini desteklemiyor. Dostlar alış verişte görsün türünden bir yaklaşım var. Ancak sen kendi diline sahip çıkmazsan, Avrupa devletlerini suçlamak da neyin nesidir? Hele Almanya gibi yıllardır Türkçe eğitimi verilen bir ülkede her geçen yıl geri gidiyoruz. Türkçe dersleri tek tek kapanır oldu. Hollanda’da başımıza gelenler yavaş yavaş Almanya’da oluyor, ama insanlar bunun farkında değiller. Essen-Duisburg üniversitesi mezunu yüzlerce Türkçe öğretmeni var ve onların kıymeti bilinmiyor. Türkçe dersleri “konsolosluk dersleri”, “Alman okulu dersleri” ve “cami dersleri”, “dernek dersleri” şeklinde çok manasız bir bölünme içinde. Bilimsel olmayan yöntemlerle ve öğretmenlik niteliğinden yoksun insanlarla yürütülen bazı derslerin faydadan çok zararı oluyor. Çocuklar Türkçe derslerinden soğutuluyor. İkinci bir dilin ve kültürün hakim olduğu ortamlarda yapılan bu Türkçe derslerinin önemini ve kıymetini bilmiyoruz. Peygamberimizin “bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” sözünü çoktan unutmuşuz.

Avrupa’da Türkçe elbette yok olmayacak ama bu gidişle yarım dilli, ne Türkçeyi, ne de yaşadığı ülkenin dilini düzgün bir şekilde kullanabilen nesiller olacak. Mevcut veriler bunu gösteriyor. Anadilini bilmediği için kökü ve kökeniyle barışık olmayan nesiller var. Anadilini bilmediği için Almancayı da eksik öğrenmiş olan bu nesiller akademik olarak ileri gidemiyor, kendini geliştiremiyor. İş dünyasında hep en düşük ücretli ve zor işlerde çalışıyor. Dili ve kültürü horlandığı için hep kendi içine kapanan bir toplumumuz var. Açılan tam açılıyor ama içine kapanan da tam içine kapanıyor. Orta yolu bulmuş insanlarımızın sayısı çok az.

Türkçe derslerinin yıllardır çözülemeyen sorunlarından birisi araç-gereç sorunudur. Daha hala nitelikli Türkçe kitapları yok. Bırakın iki dilli yöntemleri ve yaklaşımları daha düzgün bir Türkçe setimiz bile yok. Türk devleti Yurt Dışı Türkler Başkanlığı kanalıyla dünyanın parasını yurt dışındaki Türklere, projeler yoluyla hibe ediyor ama ortada bir şey yok. En somut yapılması gereken işler bile yapılmıyor. Daha hala Türkçe kitabımız yok. YDTB projelere para vermiş neye yarar?

Öğretmen konusu yıllardır kanayan bir başka yara. Yurt dışında çalışacak öğretmenlerin çok özel yetiştirilmesi gerekir. İki dillilikten haberi olmayan insanlar yurt dışında öğretmenlik yapamaz. Çalışacağı ülkenin dilini bilmeyen öğretmen çocuklara fayda değil zarar verir. Yurt dışına gelen öğretmenler, “üç-beş sene çalışır biraz para biriktiririm” dürtüsüyle geldiği sürece o öğretmenlerden burada iki kültür arasına sıkışmış çocuklara fayda gelmez.

Türkçe derslerine hiçbir çözüm bulamayan devletin, din işleri konusunda muazzam çözümler bulduğu için, istenirse Türkçe için de çözümler bulunabileceğini düşünüyorum. Camileri Alman devleti veya Hollanda devleti inşa etmedi. Türk toplumu kendi ibadethanelerini nasıl yapmayı bildiyse kendi okullarını da yapmayı öğrenecek. Bu bilinç olmadığı ve anadili sevgisinin lafla değil emekle geliştirileceği gerçeği anlaşılmadığı sürece hep şikayet yazıları yazmaya devam edeceğiz. Allahtan Anadolu insanının kültürel asimilasyona direnme güdüsü var da kırık dökük de olsa çocuklarına Türkçe öğretiyor. Eğer bizi hala misafir gibi gören devletlerin önyargıları da olmasa çocuklarımız Batı Avrupa kültürleri içinde hem dilsel hem de kültürel olarak erir giderler.

Türkçenin Avrupa’daki geleceği vizyon sahibi kurumlarla muazzam olabilir. Bunun yol haritasını çizmek çok kolay, ancak Türk toplumu işi bilenlerle değil, “önemli” kişileri bilenlerle yol aldığı için Türkçe dersleri bilenlerin değil bildiğini sananların güdümünde yapılıyor. Politik örgütlenmelerle, dernekçilikle ve cemaatçilikle Türkçe dersleri planlanmaz. Avrupa’daki dil bayrağımızın inmemesi için uzmanlarla ve eğitimcilerle bu işleri planlamak gerekiyor. Bu planlamayı yapacak insan gücümüz var, uzmanlarımız var. Maddi kaynak da bulunur, ancak bu işleri sadece bilimsel bir çerçevede ele alacak bilinç ve vizyon yok. “İlle de benden olanlar ve olmayanlar” saplantısıyla yapılan işlerin de kimseye faydası yok.

Uzun zaman önce verdiğim sözü unutmayıp haftaya cehaletin sakızı haline gelen “Türk diasporası” teriminin ne kadar yanlış ve Türklere uygulanması mümkün olmayan siyasi bir terim olduğunu tarihten örnekleriyle anlatacağım.

Prof. Dr. Kutlay Yağmur
Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi, Hollanda
Elektronik posta adresi: 
k.yagmur@uvt.nl

 

              

 

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans