Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Kimlik ve Aidiyet Pazarlanmaz!

BİRÇOK Batı Avrupa ülkesinin göçmenlere yönelik politika ve yaklaşımları anlaşılmadan “diaspora” dayatmasının anlaşılması mümkün değildir. Batılı devlet adamları ülkelerinde uygulanan göçmen azınlıklara yönelik politikaları ‘uyum’ olarak yansıtmakta ancak ortaya konan uygulamalar göçmen kökenli vatandaşlar tarafından DIŞLAMA politikaları olarak algılanmaktadır. Konuyu bilimsel alanyazın doğrultusunda ele alırsak iki yaklaşımın da eksik yanları olduğunu görürüz.

Batı Avrupa’da resmi olarak asimilasyon politikası uygulayan tek ülke Fransa’dır. Üniter devlet yapısı ve ilkeleri doğrultusunda, Fransız devleti Fransızca konuşan ve vatandaşlık bağıyla Fransız olan her kökenden bireyi bir yurttaş olarak görme eğilimindedir. Bunu yaparken de farklı kökenden gelen her bireyin Fransız dilini ve değer yargılarını kabul ederek Fransız toplumuyla bütünleşmesini öngörmektedirler. Danimarka ve Hollanda’nın başını çektiği diğer bir grup ise alanyazında civic ideology olarak bilinen sosyal devlet politikasını uygulamaktalardı. Bu yaklaşım etnik azınlıkların dil ve kültürlerine müdahale etmemekte ancak bu dillerin gelişmeleri için de herhangi bir destekte bulunmamaktadır. 1998’den beri bu ülkeler siyasetlerini değiştirmiş ve Hollanda’da ve Almanya’nın birçok eyaletinde olduğu gibi ethnist ideology diye nitelenen ve etnik azınlıkları dışlayıcı bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Bu yaklaşımın özünde asimilasyon politikaları var gibi görünse de asimilasyon farklı kökenden gelen bireyin bulunduğu toplum içinde erimesini ve kültürel kökeninden uzaklaşmasını bekler. Bir anlamda asimilasyon politikası ‘kabul etme’ üzerine kurulmuştur. Farklılıkların ortadan kaldırılıp, hâkim dil ve kültür düzleminde ‘aynı’ olmak hedeflenir. Egemen kimliği kabul eden her birey toplumun bir üyesi ve yaşanılan ülkenin yurttaşı olur. Ancak ethnist ideoloji azınlık gruba ait kişi ve grubun çoğunluk toplumla bütünleşmesini farklı sosyal ve siyasi mekanizmalarla zorlaştırır. Ten-saç rengi, din farkı, etnik köken gibi ayrılıkları bilinçli bir şekilde öne çıkarır. Bu politikaların yegâne amacı göçmen azınlıkları politik olarak güçsüzleştirmektir.

Batı Avrupa genelinde son yıllarda ortaya çıkan durum göçmen kökenden gelen herkesin ÖTEKİ olarak kalmasını sağlayacak siyasal mekanizmaların bulunmasını amaçlamaktadır. Bir taraftan üçüncü ve dördüncü kuşağın etnik ve dini kökenleriyle fazla bir bağının olmamasını isteyen sistem, diğer taraftan da Avrupa topraklarında doğup büyüyen ve Avrupalı olan insanları EŞİT VATANDAŞ olarak görmemek için çok somut bir şekilde mekanizmalar geliştirmektedir. Almanya’da daha “Ausländer”, Hollanda’da “allochtoon” nitelemesi yapılmaktadır.

Üçüncü ve dördüncü kuşağı bile daha hâlâ “yabancı” olarak sınıflandırmak siyasal ve sosyolojik olarak çok aykırı bir durum olduğu için yeni stratejiler bulunması gerekiyordu. Bunun için iki can simidi bulundu. Birincisi “Müslüman” ötekiler olarak sınıflandırmak. Diğeri de “diaspora” olarak sınıflandırmak. Müslüman nitelemesi etnik nitelemeyi barındırmadığı için her zaman çok ayırt edici olmayabiliyor. Faslı da Müslüman, Türk de Müslüman. Eğer etnik köken belirtmek istenirse belirginleştirmek gerekiyor. Ötekinin belirsiz olmaması gerekiyor! Ancak “diaspora” tanımı hem kökün Avrupa’da olmadığını anlatıyor hem de istendiği gibi “Türk diasporası”, “Azeri diasporası” gibi etnik köken  sınıflandırmasına da imkan veriyor. Batılı mutfaklarda pişirilen bu yemeğin alıcısı elbette kolay bulunuyor. Çünkü bu terimlerin satış elemanları bazen “sivil toplum örgütü” bazen de “strateji-araştırma merkezleri” olabiliyor. Son yıllarda “Türk diasporası” kavramını kullananları iyi tanımak gerekiyor. Bilinçsiz bir şekilde bu kavramı kullanıyorlarsa sorun çözülür ancak bilinçli şekilde ötekileştirme siyasetine hizmet ediyorlarsa bunun iyi kavranması gerekiyor.

Sonuç olarak, göçmen de olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir anavatanı vardır. Vatansız değillerdir. Bu bakımdan “diaspora” ötekileştirmesi anavatandan uzaktaki göçmen Türklere uymaz. Diğer yandan, doğduğu toprakları vatan olarak benimsemiş ve yaşadığı ülkenin vatandaşı olan ve hiçbir aidiyet sorunu olmayan üçüncü, dördüncü kuşak Türkiye kökenli insanlara atfedilen “diaspora” nitelemesi de tutmaz çünkü bu insanlar yaşadıkları ülkelerde doğmuş ve aidiyet sorunu olmayan insanlardır. Kendilerinin EŞİT vatandaş olarak görülmediğini bildikleri halde aidiyet sorunları yoktur. Ötekileştirici ve dışlayıcı “diaspora” nitelemesi yaşadıkları ülkenin vatandaşı olan insanları kimliksizliğe zorlamaktır. Dolayısıyla “DİASPORA” pazarlamacıları Türk dünyasında pek alıcı bulamazlar. Aidiyet ve kimlik satılmaz!

 

Prof. Dr. Kutlay Yağmur

Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi

Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

                     

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans