Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Kiralık Akıllar Cenneti

TÜRKİYE’nin gündemine yetişmek mümkün olamıyor. Aslında Batı Avrupa’da yaşayan Türkler olarak bizim çok daha önemli toplumsal sıkıntılarımız var. Burada yapacağımız en son şey Türkiye’nin akıl almaz gündemiyle ilgilenmek olmalı. Ancak göçmen Türk toplumu anavatanla o kadar çok özdeşleşmiş durumda ki orada yaşanan sorunlardan etkilenmemek mümkün olmuyor. Batı Avrupa’daki gençlerimiz Türkiye’deki gelişmelerden çok fazla etkilendiği için zaman zaman o gündemle ilgili yazmak gerekiyor.

Türkiye’nin son 30 yıldır en büyük sorunu tarikatlar ve cemaatler oldu. İşin içinde dini inançlar ve kutsal değerler olduğu için bu konuda yapılan yanlışlıkları dile getirmek pek kolay olmadı. Tarikatların bazı faaliyetlerine özellikle eğitimle ilgili faaliyetlerine karşı çıkanlara din tüccarları ve “Allah ile aldatanlar” çok kolaycı bir şekilde “din karşıtı, din düşmanı” yaftasını yapıştırıverdi. Toplumun kutsallarına saygı duyan kesimler bu kısır döngüye bulaşmamak için sessiz kalmayı tercih ettiler. Bazı insanlar da menfaatleri gereği bu tarikat ve cemaatlerin köklenmesine göz yumdu. Lafta Atatürkçü ama özünde kifayetsiz ve çapsız kesimler de bu tarikatlara farkında olmadan en büyük desteği sağladılar. Aydınlanmayı, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasının önemini anlamadıkları için “gardırop Atatürkçülüğü” diye bilinen tarzda her şeyi yüzeysel ve göstermelik yaptılar. Bu kara cahiller, kuşaklar boyu Cumhuriyet Halk Partisi’ni mesken tuttukları için hiçbir zaman iktidara da gelemediler. Çünkü her şeyleri yüzeyseldi. Cumhuriyetin değerlerini özümsemek ve savunmak yerine kişisel menfaatleri için çalıştılar. Meydan tam anlamıyla din tüccarlarına kaldı.

Dini duyguları bir sömürü alanı olarak kullanmak yeni bir şey değildir. Binlerce yıldır bu durum insanlığın acı gerçeğidir. Her dinde bu durum vardır. Dini duyguların ve gerçek dindarlığın bir terazisi olmadığı için kim daha fazla dini duyguları kullanarak zemin kazanmışsa sanki en dindar onlarmış algısı yaratıldı. Tek terazi Yüce Tanrı’nın terazisidir. Kimin gerçek anlamda inanan, kimin şarlatan olduğunu sadece Allah bilir. At izinin it izine karıştığı toplumlarda da kimin gerçek dindar kimin düzenbaz olduğu pek kolay ayırt edilememektedir. Dinin gerçek anlamını idrak edebilmenin en güvenli yolu akıllı nesiller yetiştirebilmektir. Allah’ın verdiği aklı en iyi şekilde kullanabilen nesillerin yetiştirilmesi, ahlaklı toplumların yaratılmasının da en önemli koşuludur.

Türkiye’de en son tarikat operasyonu Adnan hoca cemaati diye bilinen menfaat çetesine yapıldı. Dün Fetö bugün Adnan Oktar, yarın Allah bilir hangi cemaat? Ve Fetö suç örgütüne yapılan operasyonlar daha yıllarca devam edecektir çünkü karşı karşıya kalınan yapı öyle basit bir örgüt değildir. Asıl önemli soru bu menfaat çeteleri nasıl bu kadar dallanıp budaklanıyor ve hukuka ve devlete meydan okuyacak düzeye geliyor? Daha da önemli olan soru, kimler akıllarını bir başka adama kiraya veriyor? Adnan hoca denen şarlatanın müritlerine bakmak bile akıl tutulmasının boyutunu anlatmaya yetiyor. Güya eğitimli genç insanlar nasıl oluyor da akıllarını bu din tüccarlarına kiraya veriyorlar? Nasıl oluyor da ruhlarını “Allah ile aldatan” bu adamlara satıyorlar?

Bu soruların yanıtı eğitim sistemimizde aranmalıdır. Devletin görevi “aklı hür, vicdanı hür” nesiller yetiştirmek olmalıdır. Aklı ve bilinci yeterince geliştirilemeyen nesiller kendi ülkelerinin yüreğine hançer olup saplanmaktadırlar. 11-12 yaşındaki zeki çocuklar yıllardır devşirilirken devlet neredeydi? Dini kullanan çıkar çeteleri devleti ele geçirmek için Türk milletinin fakir ama zeki çocuklarını asker gibi Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı yetiştirirken devlet kurumları ne işle meşguldü? Okullar bilimsel eğitim vermediği için, akılcı nesiller yetiştirilemediği için din tacirlerine ve tarikatlara ülke teslim edilmiştir. Türkiye tam anlamıyla “kiralık akıllar cenneti” haline gelmiştir. Ne kendisi ne de ülkesine hayrı olmayan, doğruyla yanlışı ayırt edemeyen, dinin gerçek değerlerini bilmeyen nesiller yetişmiştir. Aklı kıt insanların bol olduğu toplumlarda Adnan hoca gibi, Fetö gibi yapıların ortaya çıkması çok doğaldır.

Hollandalıların çocuklarını tarikat liderlerinin kurduğu okullara göndermesi mümkün müdür? Böyle bir olasılık yoktur çünkü devlet genç nesillere en nitelikli eğitimi vermektedir ve bu devletin asli görevidir. En zengin olanın çocuğu da en fakir olanın çocuğu da aynı eğitim sisteminde benzer eğitim sürecinden geçmektedir. Arada elbette fark vardır ancak bu fark sosyo-ekonomik etkenlerden kaynaklanmaktadır. Sonuçta, devlet her çocuğa aynı standartta ve nitelikte eğitim vermeyi amaç edinmiştir. Türkiye’de tarikatların kök salması devletin asli görevi olan her çocuğa eşit nitelikte eğitim sağlayamamasından kaynaklanmaktadır. Parası olan daha nitelikli özel okullara çocuğunu gönderirken, parası olmayan aileler de çocuğunu dinci cemaatlere kaptırmaktadır. Özellikle taşrada kısıtlı imkânlar sonucu anne-babalar tarikat yurtlarına mahkûm olmaktadır. Bunun sonucunda da aklını cemaat ve tarikat liderlerine kiraya veren nesiller ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ters çevrilmesi için devletin en nitelikli eğitimi her kesime sağlaması gerekmektedir. Bilimsel temeller üzerine kurulu akılcı bir eğitim sistemimiz olmadığı sürece, dün Fetö, bugün Adnan Oktar, yarın da bir başka şarlatan can yakmaya devam edecektir.

 

Prof. Dr. Kutlay Yağmur

Dil, Kimlik ve Eğitim Profesörü, Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi
Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

              

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans