Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: “Kopuntu Türkler” kavramını kim kabul eder?

GEÇEN hafta ele aldığımız Türk “diasporası” kavramına ilişkin olarak birçok insan düşüncesini paylaştı. Genel kanı, “diaspora Türk’ü” kavramının isabetsiz ve mesnetsiz olduğu yönündeydi. Bu haftaki yazımda konuyu kimlik ve aidiyet boyutuyla ele almak istiyorum.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Batı dillerinden ödünç alınan “diaspora” sözcüğünün Türkçe karşılığının “kopuntu” anlamına geldiğini okuyoruz. Yani “diaspora” Türklerinden bahsetmek “kopuntu Türklerden” bahsetmekle eş anlamlı oluyor. Peki kimdir bu “kopuntu Türkler”? Batı Avrupa’da veya Avustralya’da yaşayan hiçbir Türk göçmen grubunun bu “kopuntu” kavramıyla kendini özdeşleştireceğini düşünemiyorum! Böyle bir kavramı Türk göçmenlere yakıştırmak aslında zihinsel kopuntu olmanın bir sonucu olsa gerek. Dünya ve tarih bilgisi olan hiç kimse böyle bir kavramı anavatanından uzakta yaşayan Türklere yakıştıramaz zaten!

İşin özünde kötü niyetten ziyade BİLİNÇSİZLİK ve SIĞLIĞIN olduğunu düşünüyorum. Türkiye Türkçesi’nde “ağzı olan konuşuyor” diye bir söz kullanılıyor. Bu sözü hiç kullanacağımı düşünmezdim ama “diaspora, yani kopuntu” benzetmesini yapanlar için bu nitelemeyi kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Her kulağınıza çalınan moda terimi anlamını bilmeden kullanırsanız hoş olmayan nitelemelerle de karşılaşırsınız. Her ağzına gelen söz edilemeyeceği gibi her kulağına çalınan sözü de bilmeden kullanmayacaksın. Bir konuyu hiç bilmeyenle az bilen arasında bir tercih yapın dense ben hiç bilmeyeni tercih ederim çünkü hiç olmazsa bilmediğini bilir ve öğrenmesi mümkün olur. Ancak bir konuyu az bilenin bilincini artırmak deveye hendek atlatmaktan daha zor olabilir. Bu açıdan bakılınca “biliyor gibi” veya moda deyimiyle “-mış gibi” yapanların toplumlara verdiği zarar büyüktür. Hele bu “biliyor gibi” davrananlar önemli kurumlarda ve makamlarda ise verilen zarar katlanarak artar.  Sonuç olarak, Batı Avrupa’daki 5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını “kopuntu” olarak nitelemek ciddi bir ufuksuzluğun ve fikri yoksunluğun göstergesidir.

Batı bilimsel literatüründe “diaspora” nitelemesini kullananların gerekçelerini incelemek bizim için daha öğretici olacaktır. Özellikle ikinci ve üçüncü kuşak Türk vatandaşlarının doğup büyüdükleri ülkelerde VATANDAŞ olarak değil “diaspora” olarak nitelendirilmesinin temellerine inmek gerekir. Türk veya diğer göçmen grupların dedelerinin geldiği ülke baz alınarak ÖTEKİ olarak gösterilmesine yarayan “diaspora” kavramını bazı sosyologlar muhtemelen “aidiyet” bağlamında kullanıyorlar. Almanya’da doğan ana-babadan doğma üçüncü kuşak bir Türk çocuğunu daha hala “vatandaş” olarak değil de “diaspora Türk’ü” olarak göstermek, yaşadığı topluma ait olmayan bir unsur olarak görmekle eş değerdir. Eskiden “misafir işçi” nitelemesiyle ötekileştirilen Türk göçmen şimdi “diaspora Türk’ü” nitelemesiyle ötekileştirilmeye çalışılmaktadır. Fenomenoloji kavramından habersiz kişi ve kurumlar “Türk diasporası” gibi moda deyimleri sorgulamadan benimseyerek ÖTEKİLEŞTİRME işlemine bilmeden hizmet etmektedirler.

Bu noktada asıl sorulması gereken soru, anavatanı Türkiye olan göçmenlerin daha ne kadar “öteki” nitelemesiyle tanımlanacağıdır? Babası Hollandalı, annesi Türk olan ve Hollanda’da doğan çocuğu bile daha hâlâ annenin doğum yeri baz alınarak “köken” ölçütüne göre nüfusa kayıt eden zihniyeti sorgulamak yerine kendine lâyık görülen “kopuntu Türk” nitelemesini benimseyen sığ kafalara ne dense azdır! Batılı kurumların en önemli özelliği bilgi ve beceriye sahip kişilerin kurumlara yön vermesidir. Yapılan tercihler evrensel olarak insan hakları açısından yanlış da olsa “milli fayda” bağlamında bir açıklama bulunmaktadır. Türk göçmenin torununu vatandaş olarak görmek istememe dürtüsü bu yanlışlıkları ortaya çıkarmaktadır. Yeni strateji Türk göçmenleri eskiden olduğu gibi birinci, ikinci kuşak gibi ayırmak yerine artık toptancı bir terimle “Türk diasporası” olarak nitelemektir. Bunun alıcısı da hemen çıkmıştır. Son yıllarda zihinsel derinlikleri  malum çevreler “kopuntu Türkler” anlamına gelen “Türk diasporası” kavramını kucaklamış görünüyor. Bu terimi kullananlar “kopuntuluğu” benimsemiş olabilir, ancak Batı Avrupa’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin vatanı vardır ve o anavatanın adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Haftaya felsefede fenomenoloji olarak bilinen yaklaşımdan yola çıkarak aidiyet ve kimlik konusunu biraz daha derinleştirmek istiyorum. Bundan sonra göçmen Türkleri nitelemek için ağzına “diaspora” sözcüğünü alanların “kopuntu” sözlük anlamını da hatırlamalarını rica ediyorum.

Prof. Dr. Kutlay Yağmur

Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi, Hollanda
Elektronik posta adresi: k.yagmur@uvt.nl

 

                    

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans