Prof. Dr. Kutlay Yağmur yazdı: Savrulan İnsanlık, Savrulan Toplum

“DÜNYA çok değişti” diye başlanan her söz çok yanlış bir girizgah olur. Doğru söz, “dünyayı ve hayatın koşullarını insanlık çok değiştirdi”dir. Her kavramın içini boşaltmayı başardık. “Demokrasi, insan hakları, yardımseverlik, dayanışma, beklentisiz-koşulsuz yardımlaşma” gibi geçmişin ulvi kavramlarının içi boşaltıldı. Popülizme teslim olan siyaset dünyanın her köşesinde demokrasiyi adım adım yok ediyor. “İnsan hakları” kavramı egemenlerin zulmüyle yok edildi. Artık sadece toplumlara hükmedenler ve hükmedilenler var. Batı Avrupa’da birkaç demokrasi, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde vatandaşını daha hâlâ el üstünde tutan demokratik sistemlerin dışında adeta güvenli ülke kalmadı. Kapitalizm ve maddi hırs insanlığın kanseri oldu. “İnsanlığa” dair hücreler aç gözlü kanserli hücrelere esir düştü. İdealizm “aptallığın” simgesi haline geldi. Daha doğrusu idealist insanlar çoğunluğu teşkil eden kanserli hücreler tarafından “sorunlu yapılar” olarak algılanmaya başlandı.

Eskiden her toplumda insanların güvendiği “kanaat önderleri” vardı. Artık o “Kuzey Yıldızı” niteliğindeki insanlar da yok, çünkü her birisine bir “kulp” takılır oldu. Çoğunluk kanserli hücrenin en düşman olduğu insan prototipi, o “idealizm” denen tehlikeli görüşleri savunanlar oldu. Bilimsellikten, haktan-hukuktan bahsetmek insanların dışlanması için yeterli oldu. Kanserli hücreler kendilerinden olmayanı yok etmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Niteliksiz-donanımsız ve liyakatsız ezici bir çoğunluk, bilgili-kültürlü ve idealist azınlığı yok etmek için elinden gelen herşeyi ideolojik bir körlükle yapıyor.

Topluma ışık tutması gerekenler çoğunluk, kanserli hücrelerin saldırısına uğramamak için uzakta durmayı tercih ediyor. Herkes, kendine en çok benzeyen insanlarla oturup kalkıyor. Hiç kimse kendi grubu dışına çıkmak istemiyor. Bunun zararını da genç nesiller çekiyor. Örnek alınması gereken insanlar ortalıkta olmayınca gençler ve çocuklar savrulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Artık gerçek ve doğru bilginin yerini beyin yıkama yöntemleriyle hazırlanan propaganda videoları ve söylentileri doldurmaya başladı. En somut örnek olarak korona aşısına karşı yapılan karalama kampanyasını verebiliriz. Komplo teorilerini bilinçsiz bir şekilde yayan bir kesim var. Dünyanın birçok ülkesi aşıya erişemezken Hollanda’da kendilerine sunulan hizmeti reddeden insanlar var. Aşı sırası geldiği halde aşı yaptırmayan insanlar hem kendi hayatlarını hem de yakınlarının hayatını tehlikeye atıyorlar. Bu insanlara doğru bilgiyi ulaştıracak yapılar ve örgütlenmeler de kalmadı. Dünya genelindeki savrulmadan Hollanda Türk toplumu da nasibini aldı. Korona koşulları yaşanılan savrulmayı daha da güçlendirdi. Gençlerimiz ve çocuklarımız daha da desteksiz kaldı.

Her alanda yalnızlaşan gençlerimizin kökenleri ve kimlikleriyle hesaplaşmaya girişmeleri kaçınılmaz bir sonuçtur. Nitekim, Amsterdam’da bir Türk üniversite öğrencisinin yazdığı kitapla ilgili yerli-yersiz birçok suçlama yapıldı. Ancak bu genç kadının kimliğiyle hesaplaşmasına “neler yol açtı” konusu gündeme gelmedi. Hollanda medyası çok yüzeysel bir şekilde “genç bir kadının emansipasyonu” sığlığına yatmayı tercih ederken Türk toplumunda çok kaba-saba hakaretler dile getirildi. Muhafakazar bir çevrede yetişmiş bu genç kadının dinini ve kültürel kökenlerini reddetmesine neler yol açmıştır? Muhtemelen, bu tür gençlerin içinde yaşadıkları “bağnaz ve baskıcı” yaklaşımın akılcı yaklaşımlarla düzeltilmesi gençlerin kimlik sorunlarını çözmekte daha etkili olacaktır. Sorunlar yok sayılınca yok olmuyorlar. Toplum bu sorunlarını gerçek anlamda çözecek dinamiklerini yeniden oluşturmak zorundadır. Aksi halde, savrulma daha da hızlanacaktır. Elbette su akar yolunu bulur, ama bulunan yol her zaman doğru istikamet değildir. 25 yıl önce geldiğim Hollanda Türk toplumu ile bugünkü Hollanda Türk toplumu çok farklı. Eskiden toplumsal birliktelik içinde yolunu arayan kültürel yapımız, bugün minik minik mecralara bölünmüş cılız yapılardan oluşuyor. İdealizmin öncülüğü yerine maddi menfaatlerin öne çıktığı çıkar grupları var artık. Bunun sonucu olarak da savrulma kaçınılmaz oluyor, çünkü hiç kimse tuttuğu yağ kaşığını yalayanların önderliğine itibar etmiyor.

PROF.DR.KUTLAY YAĞMUR

 

   

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans