Prof. Dr. Metin Feyzioğlu yazarımız Selamün Yavuz’un sorularını yanıtladı: ‘Meclis ve yargı yöneteni denetleyebilmeli’

TÜRKİYE Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile bir konferans için geldiği Hollanda’nın liman kenti Rotterdam’da konuştuk. Bütün mütevazılığıyla özel röportaj ricamızı kırmadı.

Kafamızdaki soruları, zaman zaman bize yöneltilen soruları kendisine yöneltme fırsatı bulduk, kendisi de bu sorularımızı büyük bir samimiyetle yanıtlandı.

Doğrusu söyleşiye başlamadan önce, hukuk jargonuyla vereceği yanıtları ben nasıl vatandaşın anlayacağı bir şekilde yazıya dökerim kaygısı vardı. Çünkü hukuku anlatmak bazen anlamasından daha zor. Sayın Feyzioğlu’nun anayasa değişikliği paketini vatandaşa anlatırken kullandığı yalın dil ve şapkalı, bardaklı örnekler onun bu konudaki maharetini zaten gösteriyordu.

Bu söyleşide de öyle oldu. Hiçbir şeyi eğmeye, bükmeye, değiştirmeye, eklemeye, açıklamaya gerek kalmadan herkesin anlayabileceği bir dil ve üslupla sorularımızı yanıtladı.

İşte Türkiye’nin en ünlü hukukçusu Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile yaptığımız özel söyleşi.

Sayın Feyzioğlu, öncelikle özel söyleşi ricamızı geri çevirmediğiniz için teşekkür ederim. Basın toplantısında 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili ne olduğu belli olmayan, henüz açıklığa kavuşmamış 5-6 saatlik bir zaman dilimi var dediniz. Bir de iki önemli kişi Darbe Araştırma Komisyonu’na çağrılmadı, ifade vermedi dediniz. Buradaki kaygınız nedir?

Benim bir kaygım yok, çağırmayanların kaygısı nedir, onu bilmiyorum tabii.

Buna bir de sayın Cumhurbaşkanının ‘Bu bir Allah’ın lütfu’ açıklamasını eklersek…

Bu insanların cümlelerinden bir şeyleri cımbızlayıp onun üzerine bir davayı bina etmek, bunu yapmak doğru değil. Ben gayet objektif bakıyorum. Bir asker gelip bir helikopter hareketliliğinden söz ettiğinde bu ciddiye alınmış ki MİT Müsteşarı Genelkurmay Başkanı’na bilgi için gitmiş, ama bu anlaşılan bir üste çıkmamış. Bu bir üste niçin çıkmadı, bunun Meclis Araştırma Komisyonu’nda sorulması lazım. Sorulmadığına göre Meclis Araştırma Komisyonu üstüne düşeni yapmadı. 30 sene önceki darbe girişimlerini dahi araştırdı Meclis Araştırma Komisyonu. 30 sene bakın, şaka değil. 30 sene önce filanca falancayla ne yaptı diye sordu, ama MİT Müsteşarı Genelkurmay Başkanı’ndan sonra bir yukarıya niye haber vermedi veya verdi mi, bunu sormadı; bunun sorulması lazımdı. Büyük eksikliktir bu.

Anayasa değişikliği teklifi kabul edilirse bölücü örgütün diğer ülkeler tarafından bir özgürlük savaşçısı olarak tanınacağını söylüyorsunuz. PKK ve diğer terör örgütlerinin terör listesinden çıkarılacağına dair bazı duyumlar alıyor musunuz?

Uluslararası basını takip ettiğinizde terör örgütü PKK’nın son yıllarda özellikle uluslararası akademik camiada daha hoşgörüyle tartışıldığını, daha hoşgörüyle kendisine yer verildiğini zaten görüyorsunuz.

Hollanda basını özgürlük savaşçıları diye nitelendiriyor PKK’yı.

Çünkü bu şöyle bir şeydir. PKK’nin terör örgütü olduğuna hiçbir kuşku yok. Yani o Hollanda basını Türkiye’de, tam geçen sene dün patlayan Merasim Sokak’taki o otobüsten birinde olsaydı herhalde terör örgütü derdi. Veya Kızılay’da otobüs durağında evine gitmek için otobüs bekleyen gencecik kızın annesini görseydi, terör örgütü demekte herhalde şüphe duymazdı. Ama buradaki sorun şu. Türkiye’den nasıl gördüğümüzü biz biliyoruz. Dünya, silahlı mücadele yürüten, silahlı eylem yapan örgütleri ülkenin demokratik olup olmadığına göre bir sınıflandırmaya tabi tutuyor. Ve demokratik olmayan ülkelerde silahlı eylem yapan örgütler o ülke içinde terör örgütü olarak görülse de dünyada özgürlük hareketi olarak nitelendiriliyor. Burada göreceğimiz şey, ülkenin içinde nasıl mütalaa edildiği değil, dışarıdan nasıl görüldüğü. Dışarıdan bu hain örgütün özgürlük savaşçısı olarak adlandırılmaya başlamasının sebebi elbette Türkiye’yi bölmeye yönelik faaliyetler, operasyonlar bir yana, Türkiye’nin hataları da bu operasyona destek veriyor.

Türkiye’nin hatası ne?

Türkiye demokrasisini güçlendirirse, bu hain örgüt dünyada terör örgütü olarak anılır. Türkiye demokrasisini yitirirse bu hain örgüt hak etmediği bir mükâfatla ödüllendirilir; hak etmediği bir madalya kendisine takılır. O zaman derler ki bu hain örgüte, sen özgürlük için mücadele ediyorsun. Bebeleri vuran, öğretmenleri vuran, silahsız delikanlıları katleden bu örgüt dünyada hiç hak etmediği bir sınıfa yükselir. Bunu ne için yapalım, bunu niçin destekleyelim? Bu hain örgüt bu sebeple bu anayasa değişikliği geçsin istiyor.

Bunu biraz daha açar mısınız?

Bunu sizin aracılığınızla detaylandırmak lazım. En önemli sorun bu. Çünkü bir ülke ne zaman demokratiktir? Mahkemeleri bağımsız ve tarafsızsa, meclisi temsil gücüne sahipse ve yürütmeyi denetleyebiliyorsa. Ülkeyi yönetenin üzerinde yasama denetimi varsa ve yargı denetimi varsa, yani fren mekanizmaları varsa demokratiktir. Ülkeyi elbet biri yönetecek. İster bir başkan yönetir, ister bir başbakan hükümetle birlikte yönetir. Başkan da yönetse, bir başbakan ve bakanlar da yönetse, yöneteni meclisin ve yargının denetleyebilmesi lazımdır. Anayasa değişikliği teklifi, yargıyı başkana bağlıyor, meclisi de etkisiz hale getiriyor, çünkü başkan aynı zamanda siyasi parti genel başkanıdır, yani başkan kendisi atayacak milletvekillerini. Bunun önemli birkaç alt başlığı var. Başkan aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı. Türkiye’de milletvekilleri adaylarının belirlenmesi önseçime tabii değil. Genel başkanlar kendileri yazabiliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle milletvekili genel seçimi anayasa değişikliği teklifine göre aynı gün yapılıyor. Yani başkan parti genel başkanı olarak milletvekili adaylarını yazıyor, seçim aynı gün yapılıyor, kendisi başkanlığa seçilirken, adını yazdığı adaylar da milletvekili oluyor. O adını yazdığı adayların başkanı denetlemesi söz konusu bile değil. Dolayasıyla yasama denetimi bitiyor. Yargıyı da bağladı, çünkü yargının otokontrolünü sağlayacak olan 13 kişilik kurulun büyük çoğunluğunu başkan kendisi atıyor. Ne oldu? Ülke demokratik olmaktan çıktı. Şimdi bir daha söylüyorum. Demokratik olmayan ülkelerde, tek adam tarafından yönetilen ülkelerde ve o tek adamın kontrol edilemediği ülkelerde, o ülkeden toprak koparmak için silahlı eylem yapan örgütler dünyada özgürlük hareketi olarak adlandırılıyor. Çünkü faaliyet gösterdiği, eylem yaptığı toprak parçasını özgürleştirme amacı atfediliyor o örgütlere. Bu şu demektir. Tıpkı Saddam’ın karşısındaki peşmerge gibi, Esad’ın karşısındaki PYD gibi, Kaddafi’nin karşısındaki o irili ufaklı örgütler gibi, bölücü terör örgütü PKK da bu Anayasa değişikliği geçecek olursa, dünyada meşruiyet kazanır ve gizli kapaklı istihbarat servislerinin pek duyulmasını istemeden yaptıkları bugünkü yardımlar, o gün Allah göstermesin açıktan, göstere göstere ve marifet gibi yapılmaya başlanır.

Sizce sayın Cumhurbaşkanı anayasal sınırları içerisinde hareket ediyor mu?

Elbette değil. Maalesef bölücü terör örgütünün birkaç sene önceye göre dünyadan bakıldığında biraz daha meşruiyet kazanmaya başlamasının sebebi, Türkiye’de Türkiye’yi yöneten organların anayasal sınırlarını aşmış olması.

Referandumdan ‘Hayır’ sonucu çıkarsa Cumhurbaşkanı’nı tekrar anayasal sınırları içerisine çekmek için TBB olarak ne yapacaksınız?

Türkiye hep birlikte yapıyor zaten bunu. Zaten o gün yapılmış olacak bu. Her siyasi partinin radikali iki adım geriye düşecek, her siyasi partiden bir diğerini anlamaya gayret eden, kendisine oy vermeyeni de vatandaşı olarak bağrına basan ılımlılar iki adım öne çıkacak. Ve siyasi partiler birbirleriyle kavga etmek yerine birbirleriyle rekabet edecekler. Kavga ayrı, rekabet ayrı. Emin olunuz Sayın Cumhurbaşkanı da 15 Temmuz ya da 16 Temmuz’da ‘Ben dahil hiç kimse 14 Temmuz’daki gibi konuşamayız’ demişti. Yani keskin olamayız demişti. Sayın Cumhurbaşkanı o dediğinin ne kadar doğru olduğunu hatırlayacak.

Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne yapacaksınız?

Ben böyle bir spekülasyonu gerekli görmüyorum. Ben hayır çıkacağına inanıyorum. Toplumumuzun nabzını tutuyorum. Hayır çıkacağını biliyorum. Dolayısıyla bu davaya yüreğini koymuş bir insan olarak öyle bir ihtimal üzerine spekülasyon yapmayacağım.

TBB olarak kamuoyu araştırması yaptırıyor musunuz?

Bize geliyor kamuoyu araştırmaları. En iyi kamuoyu sokaktır. Ben sokaktayım. Bakın bugün de buradayım.

Geçtiğimiz günlerde Anadolu’yu dolaştınız. Hava nasıl? Potansiyelde ‘Evet’ diyebilecek insanlar ikna olabiliyor mu?

Ben ‘Hayır’ çıkacak cümlesini şezlongumda uzanıp söylemiyorum size. Sahadan söylüyorum. Kaç kişi geldi bana, ciddi ciddi evet vermeyi düşünüyordum, sizi dinledim vazgeçtim diyor. Ayrıca biz toplantılarımızı canlı yayınlıyoruz, milyonlarca kişi seyrediyor, yorumları da alıyoruz. Bakın, avucun içinde gizlenen şeyi gösterdiğinde vatandaşa sormaktan korkma. Ben anlattım, avcunuzun içinde o birilerinin saklamaya çalıştığını biz açıp gösteriyoruz, bizim yaptığımız bu. Ne olduğunu anlatıyoruz, vatandaş kendi karar verecek zaten.

16 Nisan’dan sonra sizin siyasete girmeniz için şartlar oluşmuş olmaz mı?

Bugün bunu düşünmek dahi vatana ihanettir. Bugün gündem bu değil. Bugün Türkiye’de demokrasi mi olacak, yoksa tek adam tarafından kontrolsüz şekilde yönetilen bir ülkeye mi dönüşecek. Bunu konuşuyoruz. Ben ülkem için damda da gözcülük yaparım, aşağıda da bekçilik yaparım. Yalnız bugün öyle makam, mevki sevdasıyla hareket edecek değiliz. Makam mevki peşinde olsaydık, birilerine göz kırpardık, yeterdi. Hiç öyle bir şeyin konusu bile olmaz şu anda.

Tabandan bize çok soru geliyor bu konuda. Onun için soruyorum.

Bu bir teveccüh, söylüyorlar. Ben de şunu söylüyorum size. Benim bir tek gündemim var, iki değil. Sabah kalkıyorum, referandum, akşam yatıyorum referandum. Ama kaçta yatıyorum Allah biliyor. Bunları konuşmayı bile gereksiz görüyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim.

Özel söyleşi: Selamün YAVUZ (İnterAjans)

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

          

     

 

 

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!