Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Ekonomide son durum (2): Küresel gelişmeler

EKONOMİNİN gidişatı ile ilgili yazı dizimizin bu bölümünde küresel ekonomideki gelişmelere bir göz atalım. Çünkü küresel ekonomiyle iç içe olan Hollanda ekonomisini değerlendirirken küresel ekonomik gelişmeleri de değerlendirmek bize konuya daha geniş perspektiften bakmamızı sağlar.

Globalleşen dünyada ülkelerin ekonomilerini tek başına masaya yatırırsak gelişmelere ancak tabiri caizse ‘at gözlüğü’ ile bakmış oluruz.

Küresel ekonomik göstergeler                                

Hollanda’nın ekonomik krizden çıkması küresel sermayenin hakim olduğu dünyada tek başına pek bir şey ifade etmez. Hollanda ekonomisin orta ve uzun vadede ekonomik krizden çıkıp çıkmadığını anlamak için dünya ekonomilerinde neler olup bitiyor, ona da bakmak gerekir.

Küresel ekonominin gidişatı ile bir fikir edinmek için elbette dünyanın en büyük sermayesine sahip olan Amerika Birleşik Devletlerinin Merkez Bankası FED’in faiz politikalarına bakmak gerekir.

FED’in Aralık 2015’te alacağı faiz kararı bütün dünyada merakla bekleniyordu. FED aldığı kararla 8 yıl aradan sonra faiz oranında yüzde 0,5’lik bir artışa gideceğini açıkladı. Dünyadaki bütün ekonomik göstergelerin iyiye gittiği dönemde bir faiz artışı bekleniyordu, ama artışın yüksekliği soru işaretiydi.

FED’in yarım puanlık faiz artışının dünyaya verdiği iki mesaj vardı:

Birincisi, sermaye birikiminin olduğu ülkelerde ekonomi düzeliyor.

İkinci mesaj ise, gelişmekte olan BRICS+T ülkelerine (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika + Türkiye) kriz döneminde akan sermaye öngörülenden daha yumuşak bir şekilde gelişmiş ülke ekonomilerine aktarılacak.

Yumuşak sermaye geçişi

Bu yumuşak sermaye geçişişinin anlamı aslında şu;

Gelişmekte olan ülkelerde keskin bir ekonomik kriz yaşatılmadan sermayenin gelişmiş ülkelere çıkışı sağlanacak.

Sermaye akışının yumuşak olması küresel sermaye için önemli!

Neden sorusuna yanıt bulmak için Batı ekonomilerinin krizde olduğu dönemde göreceli ekonomik kalkınma sağlayan gelişmekte olan ülkelerde oluşturulan ekonomik ve ticari yapının hangi temellere dayandığına bakmak gerekir.

Son 7-8 yıllık dönemde gelişmekte olan ülke ekonomilerine yüksek miktarda ‘sıcak para’ pompalandı. Bu, genelde küresel faiz politikaları sonucu gerçekleşti. Bunu sonucu bu ülkelerde bir ‘borç ekonomisi’ oluştu; devlet borçlandı, büyüklü küçüklü şirketler borçlandı, tüketici de borçlanarak göreceli bir refah düzeyine ulaştı.

Yine aynı dönemde küresel sermayenin ‘aracı’ olarak kullandığı uluslararası bankalar ‘özelleştirme’ yoluyla bu ülkelerin ekonomilerine giriş yaptılar; hem sıcak para getirdiler, hem de ‘kolay borçlanma’ stratejisi ile tüketicilerin borçlanmalarını sağladılar.

Şu soruyu soralım…

Hangi ekonomisi gelişmiş ülkede bir kısa mesaj (SMS) ile aynı gün bir ihtiyacınızı gidermek için bir bankadan borç alabilirsiniz? Bu geçtiğimiz dönemde ancak ekonomisi gelişmekte olan ülkelerde mümkün oldu.

Bireysel tüketicinin bu ‘sınırsız’ imkanlar sonucu borçlanmasının yanı sıra bu kolay edinilebilir kredilerle özellikle ithal mallar satın alarak bu ülkelerde bir ‘tüketici ekonomisi’nin oluşmasına katkı sağladılar. Yani gelişmiş ülke ekonomileri bir kriz yaşarken gelişmekte olan ülkelerde ‘borç ekonomisi’ ve bunun sonucu ‘tüketim ekonomisi’ oluştu.

Özellikle tüketim ekonomisin oluşturulması küresel sermaye için önemli idi. Gelişmekte olan BRICS+T ülkelerinin (bu ülkelere Meksika’yı da eklemek gerekir) toplam nüfusu 3 milyar civarında. Borçla, harçla tüketime alıştırılmış 3 milyar insandan oluşan bir pazar böylece gerçekleştirildi.

Bu ülkelerden keskin bir sermaye çıkışı, 3 milyar insanın alım gücünün azalmasına, dolayısıyla küresel sermaye ve Batı teknolojisi için potansiyel bir pazar olma özelliğinin kaybedilmesine yol açardı. FED, yarım puanlık kredi artışıyla bir anlamda sermaye çıkışının daha yumuşak olmasını ve gelişmekte olan ülkelerdeki borç ve tüketim ekonomisinin ayakta kalmasını sağlamayı amaçladı.

FED’in Aralık 2015’te aldığı yarım puanlık faiz artırma kararı ve belki de bu yıl içinde yeni bir faiz artışına gitmesi önümüzdeki dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sermaye akımını etkileyecek. Bu da küresel ekonomide ülkeler arasında yeni dengelerin oluşmasına sebep olacak.

***

Küresel sermaye ile önemli ölçüde ’göbek bağı’ bulunan Hollanda, hem kendi ekonomisinin oldukça olumlu gidişatından, hem de uluslararası sermaye akımına kısmen ‘ev sahipliği’ yapacağından dolayı 7 – 8 yıllık bir aradan sonra 2016’da krizi atlatmış olarak ekonomisinde yeni bir canlanma dönemine girecek.

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.         

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans