Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Kâbus gerçekleşir mi?

HOLLANDA’da yabancı düşmanlığı, ayırımcılık ve ırkçılığı temel prensip kabul eden partilerin hemen hepsi ‘protesto partileri’ olarak siyasi arenada yer aldı.

1960’lardan başlayarak günümüze kadar 10’larca parti aynı tema üzerinden oy avcılığı yaptı.

İlk ırkçı akımlar

Bunlardan ilki ‘Boerenpartij’, 1960’lı yılların başından 1981 genel seçimlerine kadar gerek belediye meclislerinde, gerekse parlamentonun alt kanadında temsil edildi. Birçok yöneticisi 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi rejimi ile olan ilişkilerinden dolayı ‘vatan haini’ olmakla suçlandı.

1980’li yılların başında kurulan ‘Centrumpartij’, 1981 yılında yapılan erken genel seçimlerde bir sandalye ile Temsilciler Meclisi’nde kendisine yer buldu. Bu parti de 1986 yılının Mayıs ayında ‘iflas’ ettiğinden dolayı kapatıldı.

1984’de Centrumpartij’dan ayrılan Hans Janmaat, ‘Centrum Democraten’ partisini kurdu. 1986 genel seçimlerinde başarılı olamadı, ancak 1989 seçimlerinde Hans Janmaat tekrar Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Centrumpartij 1994 seçimlerinde 3 sandalye çıkardı. 1998 genel seçimlerinde sandalye çıkaramayan Centrumpartij, 18 Nisan 2002’de noter huzurunda kapatıldı.

1986’da kurulan ‘CP’86’ zaman zaman birkaç belediyede meclise girme başarısını gösterse dahi hiç bir zaman parlamentoda sandalye kazanamadı. 1988’e kadar varlığını gösteren bu ırkçı parti o zamanki Adalet Bakanı Ben Korthals’in şikâyeti üzerine 18 Kasım 1998’de mahkeme kararıyla kapatıldı.

Yaklaşık 2002 yılına kadar Hollanda siyasetinde yer alan bu partiler yabancı düşmanlığı, ayırımcılık ve ırkçılığı temel alsalar da kendi içlerinde fikri birliği oluşturamadılar; sandalye bağımlılığı ve maddi çıkar ilişkileri hep sonlarının başlangıcı oldu.

İkinci dalga ırkçı akımlar

Ancak 2002 yılının Şubat ayında kurulan ‘Pim Fortuyn Listesi’ (LPF) Hollanda’da yabancı düşmanlığı, ayırımcılık, ırkçılık ve İslam karşıtlığını temel prensip kabul eden en ciddi hareket olarak karşımıza çıkıyor.

Burada dikkati çeken nokta, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ikiz kule saldırılarından hemen sonra, yabancı düşmanlığı, ayırımcılık ve ırkçılık üçlüsüne ilave olarak bir de ve İslam karşıtlığının 2002’den sonra kurulan aşırı sağcı partilerin temel prensibini oluşturması.

15 Mayıs 2002 genel seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nde 26 sandalye kazanan bu partinin başarasını iyi analiz edebilmek için o yıllara biraz geri dönelim.

  • Hollanda’daki azınlıklarla ilgili ‘çok kültürlü toplum’ (multiculturele samenleving) yaklaşımı Paul Scheffer’in kaleme aldığı makaleler ve kitapla yerle bir edildi.
  • Aslında 1980‘li yılların başında Hıristiyan demokrat CDA tarafından lanse edilen ‘çok kültürlü toplum’ fikrine sosyal demokrat PvdA dört elle sarıldı; çünkü sosyal demokratların bu konuda kendilerine özgü bir vizyonları yoktu.
  • Çok kültürlü toplum fikrini savunan PvdA, sosyal demokrat bir fikir üretmek yerine çareyi sırtından hançerlenmişçesine Paul Scheffer’i partisinden atmakta buldu.
  • Hollanda’da ‘en son sosyal demokrat’ diye adlandırabileceğimiz Wim Kok hükümeti istifa etti.
  • Neo-liberalist akım, bürokrat ve siyasi kadrosuyla kamu yönetimine hâkim olmaya başladı.
  • Hollanda siyasetinde ve basınında ilk kez ‘popülist’ söylemler rağbet görmeye başladı.

LPF’in katıldığı ilk seçimlerde 26 sandalye kazanmasıyla kurulan hükümetin ömrü çok kısa sürdü. LPF’in ömrü de uzun olmadı, 1 Ocak 2008 tarihinde siyaset sahnesinden silindi.

Arada oluşan boşluğu doldurmak için birçok girişim oldu; bunların içerisinden en başarılısı (!) Geert Wilders liderliğindeki PVV çıktı.

Resmen 22 Şubat 2006 yılında kurulan PVV’in siyasi tarihindeki başarılarını (!) şöyle sıralayabiliriz:

2006 genel seçimlerinde 9 sandalye
2010 genel seçimlerinde 24 sandalye;
2012 genel seçimlerinde 15 sandalye

PVV, LPF’in 2002 genel seçimlerinde yakaladığı Temsilciler Meclisi’nde 26 sandalye başarasını henüz yakalayamadı.

Kamuoyu yoklamaları

Ama 2017 başında yine genel seçimler var.

Dolayasıyla haftalık kamuoyu yoklamaları da son hızıyla devam ediyor. İki hafta önceki kamuoyu yoklamalarında 36 sandalye çıkaracağı öngörülen PVV’nin sandalye sayısı geçen haftaki sonuçlarda 38’a yükseldi. PVV’yi 19 sandalye ile açık ara VVD takip ediyor. Diğer koalisyon ortağı PvdA ise en son kamuoyu yoklamalarında 10 sandalyede kaldı.

Oysa koalisyon partileri 2012 seçimlerinde toplam 79 sandalye ile koalisyon hükümeti kurmuşlar, ancak Kuzu ve Öztürk’ün PvdA’da ayrılarak ‘Denk’ muhalif grubunu oluşturmaları, J. Houwers’ın da VVD’den ayrılması sonucu şu anda Temsilciler Meclisi’nde toplam 76 sandalye ile temsil ediliyorlar.

Peki, PVV’nin kamuoyu yoklamalarında görülen başarısı 2012’de yapılacak Temsilciler Meclisine yansır mı? Yani Geert Wilders başbakan olabilecek mi?

Bu konuda bir değerlendirme yapmak için 2012 seçimleri öncesindeki kamuoyu araştırmaları ile seçim sonuçlarını kıyaslamakta fayda var.

2012 Temsilciler Meclisi seçimlerinden önce yapılan kamuoyu yoklamalarımda PVV en fazla 24 sandalyeyi gördü; seçim arifesindeki ankette 19 sandalye çıkarabileceği öngörülüyordu, ancak seçimlerde 15 sandalye kazanabildi; partiden ayrılmalar sonucu PVV şu anda Temsilciler Meclisi’nde 12 sandalyeye sahip.

Bu tip partilerin popülist ‘protesto partileri’ olduğunu da değerlendirmelerde hesap etmek gerekir. Parlamentoda ‘sol popülist’ olarak tanımlanan diğer bir parti de Sosyalist Parti. Aynı PVV gibi Sosyalist Parti de 2012 seçimleri öncesinde ‘en büyük parti’ potansiyelini yakalamış olsa dahi, seçimlerde ancak 15 sandalye kazanabildi.

Bundan şu sonuçları çıkarabiliriz…

Seçimler arasındaki koalisyon hükümetinin politikalarına tepkilerden dolayı siyasi yelpazenin daha uç noktalarındaki popülist partiler kamuoyu yoklamalarında potansiyel oyları toplasalar da, bu oylar sandık başında merkez partilere kayıyor.

PVV gibi İslam karşıtı popülist bir partinin potansiyel oylarındaki artışın nedenlerinden birisi de elbette şu anda ‘mülteciler’ sorununun en büyük sorun olarak epeydir siyasetin gündeminde olması. Geçen hafta Paris’te yaşanan terör saldırıları sonucu PVV kamuoyu yoklamalarında büyük bir olasılıkla yine büyüyecek; belki bir süre daha büyümeye devam edecek.

Kâbus gerçekleşir mi?

Ama Hollandalı seçmen sandık başında daha gerçekçi tercihler yapıyor. Dolayısıyla kamuoyu araştırmalarındaki popülist partilerden yana olan tercihi merkez partilerine verilen bir ‘sinyal’ olarak değerlendirmek daha doğru olur. Seçmelerin hoşnutsuzlukları popülist partiler üzerinden kanalize ediliyor.

2017 genel seçimlerinde PVV en büyük parti olmasa bile 20’nin üzerinde bir sandalye sayısına ulaşması muhtemel.

Merkez partileri, seçmenin verdiği sinyalleri ne derecede kendi seçim programlarına aldıklarına bağlı olarak sandıktan kazançlı çıkabilecekleri öngörülebilir.

Seçimlere daha epey bir süre var; köprünün altından daha çok sular akacak.

Ancak, şu andaki veriler ve değerlendirmelere göre iki partili bir koalisyon ufukta görünmüyor; koalisyon için en az üç parti gerekecek.

Peki, PVV bu koalisyon partilerinden birisi olabilir mi? Bu da pek mümkün görünmüyor, çünkü VVD dışında diğer partilerin PVV ile olası bir koalisyona sıcak bakmadıklarını söyleyebiliriz.

Diğer yandan PVV’nin kadrolarında kabineye üyelik yapabilecek kapasitede siyasetçilerin olmadığı da biliniyor. Seçimlerden en büyük parti olarak çıksa bile bu PVV’nin en büyük sıkıntısı. Zaten bunu iyi bilen Wilders, büyük başarı elde ettiği 2010 seçimlerinden sonra kabineye girmek yerine azınlık hükümetini dışardan desteklemeyi tercih etti.

Hollanda yavaş yavaş yeni bir seçim atmosferine girerken ‘PVV kâbusu gerçekleşecek mi’ paranoyasına gerek yok, ama özellikle Paris’teki terör saldırılarından sonra temkinli olmakta fayda var.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans