Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Kuzu ve Öztürk’ün düşünecekleri daha çok konu var

SELAMUN YAVUZ KUZU VE OZTURK'UN DUSUNECEKLERI DAHA COKKUZU VE ÖZTÜRK’ÜN DÜŞÜNECEKLERİ DAHA ÇOK KONU VAR

Geçen hafta Türk kökenli milletvekilleri Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün PvdA Meclis Grubu ile yollarını ayırmalarının değerlendirmelerini yaptık. Geçen Nisan ve Mayıs aylarında InterAjans.nl’de Hollanda’da değişen uyum politikaları ile ilgili seri yazılar yazmıştım. O yazılarımda ele aldığım farklı görüşlerin ışığında ‘Bu ayrılık neden oldu?’ sorusunun daha derinlemesine bir değerlendirmesini ileride yapacağız.

Bu yazımızda Hollanda’nın sıcak siyasi gündeminden fazla kopmadan birkaç ana başlık altında Hollanda Türk toplumu adına ileriye dönük neler yapılabileceğinin bir değerlendirmesini yapalım.

 

Şeffaflık ve segregasyon

Bunlardan birincisi, nedeni ne ya da kimler olursa olsun töhmet altında bırakılan Hollanda Türk toplumu ve Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) soyut şeffaflık kavramını somutlaştırarak ele avuca sığacak, gözle görülecek çalışmalar yapması gerekiyor. Şeffaflık konusu tartışılırken, çeşitli raporlardan da anlaşıldığı gibi kendi içine kapalı, kendi içinde çeşitli mekanizmalar oluşturmuş ve Hollanda toplumuyla bağını giderek azaltan bir toplum olduğumuzu göz ardı etmememiz gerekir.

Sosyoloji dilinde ‘segregasyon’ denilen bu içe kapanıklık, toplumsal yaşamın her kesitinde kendini gösteriyor: kendi (amatör) spor kulüplerimiz, kendi sigorta şirketlerimiz, kendi taşeron isçi firmalarımız, hep Türklerin yoğun yaşadığı semtlerde oturmak istememiz ‘segregasyon’ ile ilgili verebileceğimiz birkaç örnek. Buna daha onlarca örnek saymak mümkün.

Kendimizi gün geçtikçe Hollanda Türk toplumunda soyutlayarak Hollanda’da sanki 450 bin nüfuslu küçük bir Türkiye kurduk. Türk gençleri ayırımcılığa uğrayarak kafelere alınmadıysa, gittik o kafenin karşısına kendimiz bir kafe açtık, ama ayırımcılığa karşı mücadele etmekten kaçındık. Amatör futbol sahalarında Türk sporculara haksızlık edildiğini gördüysek, gittik kendi spor kulübümüzü kurduk, ama sahalardaki haksızlığa göğüs geremedik. 1970’li yıllarda ‘export’ dükkânlarıyla başlayan Türk kökenli girişimciler hemen hemen her alanda daha büyük yatırımlar yaptı ve diğer etnik gruplara nazaran oldukça başarılı oldular.

Uydu yayınlarıyla Türkiye’yi oturma odalarımıza, kahvehanelerimize, cami ve cemiyet lokallerimize taşıdık. Her gün birbirimizle Türkiye’nin sığ siyasi tartışmalarını yaparken, Hollanda’da maaşımızdan kesilen vergilerle bize verilen ya da verilmeyen hizmetler karşısında lakayıt kaldık. Neredeyse 30 yıldır seçme ve seçilme hakkına sahibiz, ama bizim ödediğimiz vergiler ve primlerimizin nerelere harcandığını siyasi katılım anlamında takip edemedik. İçimizden o kadar siyasetçi çıkardık, ama mahkeme kararıyla hakkımız olan oturum kartı harcının geri ödenmesini sağlayamadık.

Sonunda bir dünya yarattık, yalnız kendimiz için. Dışarıdan bakınca bu dünyanın hiç de net görünmediğini, bundan dolayı da şeffaflık ve segregasyonun bir sorun olarak toplumumuzun önüne sunulduğunu iyi kavramamız gerekir.

Türk STK’ların önümüzdeki dönemde şeffaflık konusunu segregasyon sorunu ile birlikte gündemde tutması ve enine boyuna tartışması, bunu yaparken de Hollandalı kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde olması bizi bu töhmetten kurtarır. Zaman ‘Hodri meydan!’ deme zamanı. Bakalım hangi Türk STK bu konuda somut bir adım atacak?

 

Yeni bir siyasi oluşum mu?

Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk PvdA Meclis Grubu ile yollarını ayırdıktan hemen sonra yeni bir ‘hareket’ oluşturacaklarını açıkladılar. Bu açıklamanın anlamını yeni bir siyasi oluşum dışında yorumlayabilmek mümkün değil. Genel seçimlere iki yıl kala böyle bir siyasi oluşumun zamanlaması mükemmel.

Bu ikili önümüzdeki günlerde mutlaka İslam ve Türk kökenli yeni bir siyasi oluşumun başarılı olup olamayacağının muhasebesini yapacaklar.

Daha önce de buna benzer girişimler oldu, ancak hiçbirisi başarılı olamadı. Ama daha önceki girişimcilerin parlamento içerisinde tecrübeleri yoktu; Kuzu ve Öztürk’ün iki yıllık Temsilciler Meclisi tecrübesi yeni bir girişimi başarılı kılmaya yeter mi? Bu bir soru işareti.

Bunun yanısıra Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk potansiyel seçmen sayısını da mutlaka göz önünde bulunduracaklardır. Aşağı yukarı bir milyon Müslümanın yaşadığı Hollanda’da bu nüfusun ne kadarının genel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olduğu bilinmiyor. Hollanda’da yaşayan Müslüman azınlığa mensup birçok insan Hollanda vatandaşı değil ve dolayısıyla genel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip değiller. Ayrıca, bu nüfus içindeki çocuk oranının çok olduğundan dolayı çoğunun oy kullanacak yaşta olmadığını da göz önüne alırsak, potansiyel seçmen sayısının zannedildiğinden daha az olduğu ortaya çıkar. Potansiyel seçmenin en az yarısının da sandığa gitmediği hesap edilirse, yeni bir İslami siyasi oluşum Temsilciler Meclisine üye gönderebilir mi? En son yapılan yerel seçimlerdeki sandığa gitme oranı baz alındığında olası bir siyasi oluşumun en az bir vekil çıkarabilmesi için 67 bin oy sayısını geçmesi gerekecek. Bu da, Kuzu ve Öztürk’ün aldıkları tercihli oy sayısını en azından ikiye katlamaları gerektiği anlamına geliyor.

Haydi bardağın dolu tarafını görerek Temsilciler Meclisine bir ya da hatta iki üye ile katıldığını farz edelim; böyle bir oluşum Temsilciler Meclisinde marjinal kalacaktır ve temsil ettiği Müslüman kesimi de toplum içinde daha çok marjinalleştirecektir.

Böyle bir siyasi oluşumun gerçekleşmesi için bazı Hollanda Türk yayın organları tarafından kamuoyu oluşturma çabalarının başlatıldığı da biliniyor. Bu kamuoyu oluşturma çabalarının da sonucunda Kuzu ile Öztürk’ün PvdA ile bağlarını koparması ile bu partiye mensup 178 Türk kökenli belediye meclis üyesi ile Türk kökenli eyalet meclisi üyelerinin de bir kısmının PvdA’dan ayrılarak Kuzu ve Öztürk’ün safında yer alacağı beklentisi vardı. Ancak şu ana kadar bana ulaşan bilgilere göre hiç bir Türk kökenli belediye meclis üyesi ve eyalet meclis üyesi istifa edip Kuzu ve Öztürk’ün safına katılacaklarını teyit etmediler.

Eğer Kuzu ve Öztürk böyle bir siyasi oluşumu ciddi ciddi düşünüyorlarsa, bunun Hollanda Müslüman ve Türk toplumu adına getirisinin ve götürüsünün neler olabileceğini iyi düşünmelidirler.

 

Slogan

Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk PvdA Meclis Grubu ile yollarını ayırdıkları akşam yaptığı açıklamada Hollanda toplumundaki ‘katılaşma’, ‘kabalaşma’ ve ‘sağcılaşma’ olgularına vurgu yaptılar. Bu sözler daha sonra bu ikilinin Hollanda basınına verdiği demeçlerde de altı çizilerek dile getirildi. Bundan da anlaşılan, bu sözcükler üzerinde düşünülmüş ve yeni bir siyasi oluşum başlatılırsa bu sözcüklerin slogan olarak kullanılacağı.

Ancak bu sözcükler anlamları itibari ile aktif bir etkenliği değil, pasif bir edilgenliği ifade ediyor. Yani bu sözler, ‘Biz şunu, bunu yapacağız’ yerine, ‘Biz şuna, buna karşıyız’ anlamına geliyor. Bunun da seçmenler için ikna edici bir slogan olduğunu sanmıyorum.

Anlaşılan o ki, eğer Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk yeni bir siyasi oluşumla 2016 genel seçimlerine katılmak istiyorlarsa, üzerinde düşünmeleri gereken daha çok konu var.

 

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!