Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Nasıl bir toplumuz?

GÖÇMENLİĞİN en büyük özelliği herhalde insanın en az iki ülkeye aidiyet hissetmesi; doğduğunuz ülke ve doyduğunuz ülke.

Göçmenlik süreci içerisinde her iki ülkeye bağlılık da konjonktürel bir dalgalanma gibi bazen azalıp bazen çoğalıyor. Böyle bir göçmenlik kaderi lüks müdür, yoksa bize çekilecek çileler mi veriyor, bunu tam bilemiyorum.

Bildiğim bir şey varsa o da birden fazla ülkeye olan aidiyet duygusundan dolayı biraz da ‘şizofren’ bir yaşam tarzımızın olduğu. Bu duyguları tarif etmek için ‘şizofren’ sözcüğünü kullanmama kızanlar oluyor, ama bence durumun tarifi için bundan iyi bir sözcük bulunamaz.

Alt kültür

Malum, Türkiye’de hal, davranış ve konuşmalarımızla yurtdışında yaşayan ‘Almancı’ olduğumuzu hemen belli ediyoruz. Ama bu, yaşadığımız ülkeye uyum sağladığımızdan mı, bu ülkenin örf ve adetlerini benimsediğimizden mi, Türk kültürü ve geleneğini unuttuğumuzdan mı kaynaklanıyor, yoksa ‘iki arada bir derede kalmış’ bir göçmen Türk toplumu olarak yurtdışında yaşayan Türklere mahsus yeni bir ‘alt kültür’ mü oluşturduk?

Bence en sonuncusu daha ağır basıyor. En azından benim kuşaktan göçmen Türkler için durum böyle diye düşünüyorum. Hatta çoğu genç kuşak için de bu geçerli.

Çünkü…

Türkiye’de yaşayan bir Türk ile Türkçe konuşurken bile dudaklarımızdan Hollandaca sözcüklerin ve deyimlerin çıkmasına engel olamıyoruz. Genellikle duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek isterken Hollandaca sözcükleri kullanmaya ihtiyaç duyuyoruz.

Yani Hollandaca aksanlı Türkçe konuşuyoruz.

İslam dininin gereklerini yerine getirme adına başlarını sıkarcasına kapatan genç kızlarımızın, aynı tezatlıkla Avrupalı yaşıtlarının giydiği vücudu sıkan dar pantolon ve dizüstü etek giymekte bir sakınca görmediklerine tanık oluyoruz. Çift kültürden etkilenen bir giyim tarzı bu olsa gerek.

Yine gençlerimizin çoğu, buradaki göçmen alt kültürünün icadı giyim tarzıyla ve hatta konuşma biçimiyle, hem burada göçmen olarak, hem Türkiye’de ‘Almancı’ olarak hemen göze batıyor.

Bunları bir eleştiri olarak yazmıyorum; gözlemlerime dayanarak yurtdışında yaşayan Türklere mahsus yeni bir alt kültür oluşturduğumuzu teyit eden gerçekler olarak sizlerle paylaşıyorum.

Tutarlılık

Türkiye’de yapılan en son genel seçimlerde de oy hakkımızı kullanarak üç seçimde (Cumhurbaşkanlığı halk oylaması ve iki genel seçim), 1985’den itibaren seçme ve seçilme hakkına sahip olduğumuz Hollanda seçimlerine katılma oranlarını yakaladık; şu anda Hollanda’daki yerel seçimlere katılımla Türkiye’deki genel seçimlere katılım oranı üç aşağı beş yukarı aynı.

İki ülkeye olan aidiyetimizin aynı ölçüde olduğunu gösteren en açık gösterge…

İki arada bir derede kalmış olmanın en bariz örneği…

Şizofren bir yaşam biçiminin en güzel tarifi…

Bir dostumun dediği gibi, ‘Vücudumuz burada, kafamız (aklımız) Türkiye’de’.

Bir daha söyleyeyim; bütün bunlar bir eleştiri değil. Herhangi bir değer yargısı yapmıyorum. Bunlar, göçmenlik olgusunun hayatımıza yansımaları. Böyle bir yaşam biçiminde ibrenin daha fazla Hollanda’ya ya da daha fazla Türkiye’ye doğru kayması hiç de önemli değil.

Önemli olan, böyle bir yaşam biçiminde kendi bireysel tercihlerimizle, görüş ve fikirlerimizle tutarlılık çerçevesinde ‘kendimiz’ olabilmemiz; birer ‘birey’ olarak iki ayağımızın üzerinde durabilmemiz.

Yani görüş olarak demokrasiye inanıyorsak, hem Türkiye’de hem de Hollanda’da demokrasinin gereği olan oy hakkını kullanmak önemli.

Hollanda seçimlerinde oy kullanıp Türkiye seçimlerine oy kullanmamak bizi daha çok Hollandalı yapmaz.

Yine aynı şekilde Türkiye seçimlerinde oy kullanıp Hollanda seçimlerinde oy kullanmamak da bizi daha iyi bir Türk yurttaşı yapmaz.

Ama her iki seçimde de oy kullanmak bizi tutarlı bir demokrasi savunucusu yapar.

Şeffaflık

Gerçi oluşturduğumuz bu alt kültürde ‘tutarlılık’ kavramı da epeyce anlamını yitirmiş durumda.

Hollanda seçimlerinde ‘sol’ bir partiyi tercih edenler, hatta sol partiler içerisinde siyaset yapanlar bile Türkiye seçimlerinde sağ bir partiye oy verebiliyor. Bunun tersinin örnekleri daha az.

Bu davranışa ‘tutarsızlık’ mı demek gerekir yoksa ‘fırsatçılık’ mı, tam bilemiyorum. Ama bu siyasi tercih biçimimizin de yarattığımız alt kültürün bir parçası olduğu gerçeğini dile getirmek gerekir. Ve hatta Hollanda’da siyaset yapan insanlara bu konuda şeffaf olunması çağrısını yapmak da yerinde olur. Bir siyasetçi elbette (tutarsız gibi görünen) tercihinin gerekçelerini çok iyi açıklayabilir.

Yurtdışında yaşayan bizlerin nasıl bir toplum olduğumuzu anlamak için daha birçok konuyu masaya yatırmamız gerekiyor. Açık ve şeffaf bir tartışma her zaman bizim yararımıza olacaktır.

 

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans