Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Tabuların yıkılmasına kim önayak olacak?

Selamün Yavuz Tabuların yıkılmasına kim önayak olacakTABULARIN YIKILMASINA KİM ÖNAYAK OLACAK?                        

Bir süre önceki bir yazımda  ‘Sorunlarımızı hoşgörü ortamı ve şeffaflık içinde çözmemiz gerekir’ derken altını çizmek istediğim bir diğer nokta da, toplumumuz içinde tabu olan konuları da aynı şeffaflıkla, hoşgörü ortamında tartışabilmemiz. Toplum içinde tabu kabul edilen sorunları konuşup tartışmamak, o sorunların yok olması ya da azalması anlamına gelmez.

Toplum içerisinde tabu olan konular nedir sorusuna karşılık sıralanabilecek epey konu var: aile içi şiddet, eşcinsellik, anne-babalara karşı kullanılan şiddet, evlilik dışı birlikte yaşama, kumar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, Türk ve Müslüman olmayanlarla evlilikler vesaire. Toplumda açık açık ve içerik olarak konuşamadığımız konuları aslında kendimiz bir yerde tabu yapmış oluyoruz. Örneğin bundan yaklaşık 6 ay önce içerik olarak tartışılamayan ‘yalnızlık’ sorunu gibi. Bu sorunları gerek dost sohbetlerinde, gerek sosyal medyada ya da STK’ların yaptıkları çalışmalarda neden gündeme getirip tartışmadığımızı ben anlayabilmiş değilim. Bunların açık seçik konuşulup tartışılması, toplumda var olan bu sorunların çözümüne katkı sağlamaz mı?

Yukarıda sözünü ettiğim konuların toplumda tabu olmasına neden olan üç ana etken var: geleneksel kültür, din olgusu ve bir de toplum olarak tabu olan konulara çifte standartlı bir yaklaşım göstermemiz.

Geleneksel kültürden kaynaklanan toplum baskısı
Kültür sürekli etkileşim içindedir ve değişkendir. Katı kuralları olmasına rağmen, zamanla bu kurallar bir evrim geçirerek esnekleşir, geleneklere rağmen bu kurallar dışına çıkan insanlara karşı toplum baskısı azalır. Bundan 50 yıl önce Anadolu’nun çeşitli köy ve kasabalarından Hollanda’ya göç eden insanlarımız da göçün ilk yıllarında kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kaldılar. O yıllarda Türk bayanlarının otomobil kullanması, kız çocuklarının bisiklete binmesi, bırakın kız çocuklarını erkek öğrencilerin bile yükseköğrenimleri için anne-babalarının evinden çıkarak başka bir kente taşınmaları ayıp karşılanırdı. Böyle davranışlara karşı toplum baskısı oluşurdu.

Bugün gelinen noktada böyle toplum baskılarının oldukça azaldığını ya da artık olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü zamanla toplum olarak gördük ki, böyle baskılar toplumun ve bireylerin gelişmesine ve kendisini yetiştirmesine engel oluyor. Toplum baskısından dolayı çocuklarımızın yükseköğrenimleri için başka bir kente taşınmasına bu devirde hangimiz engel olmak isteriz? Artık çocuklarımızın eğitimi kantarda toplum baskısından daha ağır basıyor.

Bu değişme ve gelişmedeki en önemli unsur şüphesiz, toplum baskısına rağmen bu baskıya başkaldıran yürekli insanların olması. Yani toplumdaki bazı cesur insanlar bu toplumsal değişikliğe çığır açtılar. Böylece kız ve erkek çocuklarının yüksek eğitim almalarının önü açıldı.

Tabuların din açısından değerlendirmesi
Toplumsal değişme ve gelişmeye karşı din olgusunun getirdiği daha katı kurallar vardır: İslamiyet’te olduğu gibi diğer bütün dinlerde de dindar insanlar inandıkları dinin getirdiği emirler ve yasaklara uyarlar. Hem İslamiyet’te, hem Hıristiyanlıkta örneğin eşcinsel ilişki yasaktır. Bu iki dinde de daha bir nüanslı yaklaşımla, eşcinsel duygulara sahip olmak mübah, ama fiili yasak ve günahtır.

Bu yasaklara karşın İslam dininin bir emri de öğrenme ve bilgi sahibi olmaktır. İslamiyet’in bu emrini, söz konusu tabulara indirgediğimiz zaman, toplumun tabular hakkında bilgi sahibi olması hem mübah, hem de bir emirdir. Bunun bir diğer anlamı da toplumda tabu kabul edilen konular hakkında bilgi edinmenin, bu konuları tartışmanın dini açıdan herhangi bir sakıncasının olmadığıdır. Sanırım bu konuda da Hollanda Türk toplumunda birilerinin bir çığır açması gerekiyor.

Çifte standartlı yaklaşımlar
Toplumda tabu olmuş konulara çifte standartlı yaklaşım konusunda verebileceğimiz en iyi örnek, sanırım Türk Sanat Müziğinin divası Bülent Ersoy olur. Bu sanatçının 80’li yılların başında cinsiyet değiştirmesini toplum olarak kabul ettik ve hala onun programlarını, üslubunu ve sesini büyük bir hayranlıkla izliyoruz ve dinliyoruz. Ancak yakın çevremizden birisinin eşcinselliğini, uyuşturucu müptelalığını, Türk ve Müslüman olmayan birisiyle evlilik yapmasını kabul edemiyoruz. Bu noktada toplum olarak çifte standartlı bir yaklaşım göstermiyor muyuz? Toplumun tabu kabul ettiği konuları illa ünlü birisi söz konusu olunca mı konuşabileceğiz ve hoşgörüyle karşılayacağız?

Neden Hollandalı bir damat adayını kabul edip içimize sindiremiyoruz, ama Hollandalı bir aile Türk damat adayını kabul etmediğinde bunu hemen ‘ayırımcılık’ olarak nitelendiriyoruz? Böyle bir davranış kültür ya da din zırhına bürünerek bizim de ayırımcılık yaptığımız anlamına gelmez mi?

Her toplumda olduğu gibi Hollanda Türk toplumunda da aile içi şiddet maalesef var. Aile içi şiddet, sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyi, etnik ve dini kimliği ne olursa olsun, toplumun her katmanında var. Kayıtlara göre yılda 95 bin aile içi şiddet vakasının yaşandığı Hollanda’da Türk ailelerinde hiç şiddet yaşanmıyor mu? Kumar, alkol ve madde bağımlılığının neden olduğu toplumsal felaketlere hepimiz şahit oluyoruz. Daha kısa bir süre önce açıklanan bir araştırma raporunda özellikle annelerini döven on dört, on beş yaşındaki erkek çocukların Hollanda Türk toplumu içerisinde olmadığını kim söyleyebilir? Kayıtlara göre yılda 10 bine yakın böyle şiddet olayları yaşanıyor.

Toplumda tabu olan ve yukarıda örneklendirdiğim konulardan şu sonuçları çıkarabiliriz:

1-   Geleneksel kültürün katı kurallarına sıkı sıkıya bağlanmak birey ve toplumların gelişmesine bir engel teşkil ediyor.

2-   Dinin yasaklarına rağmen, bilgi edinme ve öğrenme yönündeki emirleri, tabu olan konuları konuşmak ve tartışmak için iyi bir zemin hazırlıyor.

3-   Tutum, görüş ve davranışlarımızda çifte standartlı olmamak, toplumda tabu olan konulara daha gerçekçi yaklaşım göstermemizi sağlar.

Burada hatırlatmakta fayda var. Yerel seçimler yaklaşırken toplumda tabu olan konularla ilgili çalışmaların önemli ölçüde belediyeler düzeyinde yapılması gerekiyor. Ayrıca Hollanda Türk toplumunda lider konumda olan kişilerin de bu konuda bir misyon üstlenmeleri gerektiğinin de altının çizilmesi gerekir. Hollanda siyasetinde yer alan yurttaşlarımızın bu konuda bir sorumluluk ve misyon üstlenmeleri gerekmez mi? Değilse toplumdaki tabuların yıkılmasına kim önayak olacak?

syavuz@kpnmail.nl

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.