Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi) Uyum politikalarına yaklaşımlar (2)

SELAMUN YAVUZ UYUM POLITIKALARINA YAKLASIMLAR 2UYUM POLİTİKALARINA YAKLAŞIMLAR -2-

DİN VE KÜLTÜR ODAKLI UYUM POLİTİKALARI

Uyum, bir günden ertesi güne oluşan bir olgu değil, çok boyutlu ve zamana yayılan bir süreçtir. Hem içinde yaşadıkları yeni topluma uyum sağlamaya çalışan göçmenler bu süreçten geçerler; hem de dinamik bir  kavram olarak zamanla kendi içinde çeşitli aşamalardan geçtiğinden bir süreç olarak kabul edilir. Zaman içinde uyum ile ilgili görüşler ve politikalar da değişir.

Hollanda öteden beri içinde göçmenleri barındıran bir toplum olmuştur. Asırlardan beri Hollanda’ya göç akımını bir tarafa bırakalım, bizim insanlarımızın göç sürecine ve Hollanda hükümetlerinin uyguladıkları uyum politikalarına bakalım.

Kısaca göç tarihi
50 yıl önce başlayan Türklerin Hollanda’ya göçü kendi içinde bazı evreler geçirdi. Göçün ilk yıllarında özellikle babalarımız bu ülkeye ‘misafir işçi’ olarak çalışmak için geldiler. Yıllarca ağır şartlar altında pansiyonlarda yaşadılar. Birkaç sene çalışıp biraz sermaye biriktirdikten sonra geri dönmekti hepsinin hayali. 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren aile birleşimi başladı, geride bırakılan eşler ve çocuklar buraya getirildi. 1980’li yıllardan sonra evlilik yoluyla Hollanda’ya göç devam etti. 2000’li yılların sonunda Türkiye’den göç, bıçak gibi kesildi. Bunun önemli sebeplerinden birisi, aile birleşimi için getirilen ağır şartlardı. Ancak aynı zamanda, Türkiye’de yaşayan insanlar ile burada yaşayan Türkler arasındaki kültürel farklılıkların daha açık gözlenmeye başlanmasından dolayı, Hollanda dışından evlilikler iyice azaldı. Genç kız ve erkekler eşlerini Hollanda’dan seçmeyi tercih ettiler.

Türklerin yanı sıra Faslılar arasında da buna benzer bir göç süreci yaşandı. Diğer yandan Hollanda’nın eski sömürge ülkelerinden olan Surinam ve Hollanda Antillerinden de, nedeni ve süreci değişik olmakla birlikte, Hollanda’ya yoğun bir göç yaşandı. Hollanda’daki en büyük göçmen topluluğunu da bu dört etnik grup oluşturuyor.

1960’lardan başlayan Hollanda’ya yoğun göçün olduğu bu süreçte Hollanda hükümetleri uzun bir süre, sadece göçün dozajını ayarlamak için çaba sarf ettiler. Özellikle Türkiye ve Fas’tan gelen ‘misafir işçiler’ bir süre çalışıp para kazandıktan sonra nihayetinde ülkelerine geri döneceklerdi. Ancak, geri dönme yerine aile birleşiminden dolayı Hollanda’ya gelenlerin artmasıyla göçmen işçilerin daha uzun bir süre burada kalacakları anlaşıldı.

Din ve kültürel odaklı uyum politikaları
1980’li yılların başında 1. Lubbers hükümetinde İçişleri Bakanı Koos Rietkerk, çıkardığı ‘Azınlıklar Notası’ ile göçmenlerin topluma uyum sağlamaları konusunda ilk önemli adımı attı. Göçmenlerin uyumuna kültür ve din odaklı yaklaşım gösteren bu notada, göçmenlerin ‘kendi kültürlerini koruyarak uyum sağlamaları’ tezi ilk kez ortaya atıldı. Göçmenler ve çocukları geldikleri ülkeye geri dönseler bile, burada kültürel etkinliklere katılmaları fırsatı verildiğinden dolayı adapte olmakta sıkıntı çekmeyecekleri öngörüldü. Burada yaşamaya devam etmeleri halinde ise dil kurslarına gitmeleri teşvik edilerek Hollanda’daki uyum sürecinin hızlandırılabileceği sanıldı.

Bu notadan sonra ilköğretimdeki anadil dersleri 2,5 saatten 5 saate çıkarıldı, göçmenlerin gerek semt evlerinde gerekse kendi örgütlerini kurarak kültürel etkinlikler düzenlemeleri teşvik edildi. Göçmenlerin kültürel unsurlarının Hollandalılara tanıtılmasına önem verildi. Göçmenlerin örgütlenmeleri teşvik edildi, bunlara binalar tahsis edildi, her türlü kültürel etkinliği düzenlemeleri için maddi yardımlar yapıldı. Türk futbolseverleri Hollanda Türk Spor ve Kültür Dernekleri Federasyonu çatısı altında birleşerek ayrı Hollanda Türk Futbol Ligi oluşturdular. En az 5 yıl yasal olarak Hollanda’da oturanlara yerel seçimlerde aday olma ve oy kullanma hakkı verilerek göçmenlerin daha çabuk uyum sağlayacağı farz edildi. IOT gibi söz hakkı kuruluşları oluşturularak göçmenlerin katılımcı olmaları sağlanmak istendi.

Seküler bir devlet yapısı olan Hollanda’da Müslüman ve diğer dinlere mensup göçmenler için birçok ibadethanenin açılmasına belediyeler bir şekilde katkıda bulundular.  Hemen hemen her kentte belediyelerin sağladığı maddi olanaklarla 2. kuşak göçmenler saz ve folklor kurslarına katıldılar. Göçmenlerin yol açtığı, mevcut yasaları zorlayan ya da yasadışı bazı olaylarda, sırf başka bir din ya da kültüre mensup olmalarından dolayı göçmenlere müsamaha gösterildi.

Bir namus davasında ablasını vuran 16 yaşındaki bir erkek çocuğunun çıkarıldığı mahkemede ‘Benim içinden geldiğim kültür bunu emrediyor’ diyerek kendisini savunduğu görüldü.

Toplumsal sonuçlar
Din ve kültür odaklı uyum politikaları sonucu ortaya çıkan tabloda üç unsur göze çarpıyor. Bunlardan birincisi, göçmenlerin yıllar önce ülkelerinden getirdikleri din ve kültür kavramları bir zırha büründürülerek sanki dokunulmazlıkları varmış gibi koruma altına alınması ve yasaları zorlayıcı ya da yasadışı davranışlara bundan dolayı müsamaha gösterilmesi.

Göze çarpan ikinci unsur, kültür ve hatta din kavramının evrim geçirerek toplum içerisinde sürekli değiştiğinin ve geliştiğinin göz ardı edilmesi. Yani kültür ve din kavramlarına statik bir bakış açısının sergilenmesi. Bundan dolayı da 50 yıl öncesinin kültürel unsurları Türkiye’de çeşitli evrimler geçirmesine rağmen, bazı unsurların burada halâ geçerliliğini koruduğunu görüyoruz.

Bir diğer önemli unsur ise yaşadığımız toplumda göçmenlerin din ve kültürlerinin koruma altında olduğu kanısına varan birçok yerli Hollandalının, buna tepki olarak ırkçı, ayrımcı ve İslam karşıtı bir tavır takınıp, süreç içerisinde giderek büyüyerek siyasi anlamda kanalize olması.

Din ve kültür odaklı uyum politikası belki kısa bir süre için olumlu sonuçlar doğurabilir. Bu, üzerinde tartışılması gereken bir konu. Ancak böyle bir uyum politikasını uzun bir zaman dilimine yaymak, göçmenlerin gerçek anlamda bu topluma uyum sağlamalarını engellediği gibi, bu sürecin sonunda göçmenleri sürekli kendilerini savunmak zorunda bıraktığı da açık seçik görülüyor. 11 Eylül terör saldırılarından sonra Hollanda’daki Müslüman toplum kendini savunmak zorunda kalmadı mı? Pim Fortuyn’un katilinin bir göçmen ya da Müslüman olmadığını duyunca içimiz rahatlamadı mı? Sanatçı-yazar Theo Van Gogh bir Faslı Müslüman tarafından katledilince bir Müslüman olarak bundan utanç duymadık mı?

Bu analizden de anlaşıldığı gibi, din ve kültür odaklı uyum politikaları uzun süre uygulandığında, burada yaşayan göçmen topluma faydasından çok zararı oluyor.

 

syavuz@kpnmail.nl

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans