Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi): Uyum politikalarına yaklaşımlar (3)

SELAMUN YAVUZ UYUM POLITIKALARINA YAKLASIMLAR 3UYUM POLİTİKALARINA YAKLAŞIMLAR -3-

‘TOPYEKUNCU’ ANLAYIŞ ASİMİLASYONU AMAÇLIYOR

1980’li yıllarda başlayan din ve kültür odaklı resmi uyum politikaları, yine aynı yıllardan itibaren karşı bir akımın oluşmasına yol açtı. Sosyal Bilimler bakış açısından ‘topyekûncu anlayış’ olarak adlandırabileceğimiz bu akımın çıkış noktası da aslında din ve kültürdür. Ancak bu anlayış biçiminde ‘çoğulcu’ değil, ‘çoğunluk’ felsefesi esas olarak alındığından, toplumda azınlık bir dinin ya da kültürün temsilcisi sayılan göçmenlerin uyum süreci sonunda çoğunluğun din ve kültürüne tamamen asimile olması fikrini benimser. Yani dinî ve kültürel azınlıkların topyekûn olarak çoğunluğun din ve kültürüne adapte olması gerektiğini savunur.

Çeşitli toplumsal algı oluşturma metotlarıyla azınlıkta olan göçmenler hep ‘tu kaka’ olarak toplumun genel algısına yansıtılır, çoğunlukta olan yerlilerin din ve kültürlerinin daha üstün olduğu algısı yaratılır. Azınlıklarla ilgili bu anlayış biçimi aynı zamanda genel anlamda Batı demokrasilerindeki anlayışıyla taban tabana bir tezat oluşturur. Çünkü 2. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan Batı demokrasilerinde çoğunluğun azınlığa hükmetmesi değil, azınlığın haklarının demokratik sistemde korunması esas alınır.

Topyekûncu anlayışın siyasi gelişimi
Hollanda’da topyekûncu anlayışın siyasi yelpazede yer alması 1979 yılında Milli Merkez Partisinin kurulması ile başlar. Uzun ömürlü olmayan bu partinin akabinde kurulan Merkez Partisi’nin (Centrum Partij) 1982 yılında bir sandalye ile Hollanda Temsilciler Meclisi’ne girmesi ile bu anlayış biçimi ilk kez parlamentoda temsil edilmeye başlandı.

1986 seçimlerinde Merkez Partisi ve bu partiden ayrılan bir kısım ırkçının kurduğu Merkez Demokratlar (Centrum Democraten) seçimlere girdiler, ancak oyların bölünmesinden dolayı sandalye kazanamadılar.

1989 seçimlerine katılan Merkez Demokratlar ancak bir sandalye çıkarabildi. 1994 seçimlerinde yüzde 2,4 ile en büyük oy oranına ulaşan Merkez Demokratlar 3 sandalye ile Temsilciler Meclisi’nde yer aldılar, ancak dört yıl sonraki seçimlerde oy oranı yüzde 0,6’ya inince parlamentoda temsil hakkını kaybettiler.

Irkçı, İslam karşıtı ve popülizm harmanlaması partiler
2002 seçimlerine Merkez Demokratlar katılmadı, ancak bu seçimler Hollanda siyaset tarihine tam anlamıyla damgasını vurdu.

Seçimlerden bir yıl önce Profesör Pim Fortuyn İslam karşıtı ve ırkçı bir hareket başlatarak, o yıllarda Hollanda basınının odak noktası oldu. Bir önceki yazımda bahsettiğim din ve kültür odaklı ‘göçmenlerin kendi kültürlerini koruyarak uyum sağlaması’ politikalarının tam tersi söylemlerde bulunarak, o güne kadar azınlıklar ve Müslümanlarla ilgili hiç bir siyasinin ağzına alamayacağı lâflar etti. Kendi listesi ile genel seçimlere girmeye hazırlanan Pim Fotuyn, seçimlere yaklaşık bir hafta kala katıldığı bir televizyon programının çıkışında Hilversum kentinde hayvansever bir aktivist tarafından yapılan silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

O günlerde Hollanda siyasi tarihinde görülmemiş bir siyasi şiddet eylemine rağmen seçimlerin belirlendiği gibi 15 Mayıs tarihinde yapılmasına ve seçimlere Pim Fortuyn hareketinin katılmasına karar verildi. Olağanüstü bir ortamda gerçekleşen seçimlerde Pim Fortuyn Hareketi, Temsilciler Meclisine tam 26 sandalye ile girerek kurulan koalisyon hükümetinde yer aldı. Yeterli siyasi ve kamu yönetimi tecrübesi olmayan Pim Fortuyn Hareketine mensup bakanların, çeşitli skandallara adlarının karışması sonucu hükümet bir kaç ay sonra düştü ve Pim Fortuyn Hareketi 1 Ocak 2008 tarihinde lağvedildi.

Ancak, Pim Fortuyn Hareketinin popülaritesini yitirdiği yıllarda, ırkçı, İslam karşıtı ve popülist yaklaşımların siyasette prim kazandırdığını iyi gören Geert Wilders, 2004 yılında liberal VVD’dan ayrılarak 2005 yılında Özgürlük Partisi (PVV) adı altında kendi partisini kurdu. 2006 yılında yapılan genel seçimlerde 9 sandalye ile partisini Temsilciler Meclisine taşıdı. Bu beklenmedik siyasi başarı sonucu PVV’nin gülünç, komik, akıllara sığmayan, ırkçı ve İslam karşıtı radikal çıkışları karşısında yerleşik siyasi sistemdeki partiler, ne yapacaklarını şaşırdılar. PVV’yi sürekli sistem dışına itmeye çalıştılar.

Ancak PVV’nin 2010 yılında yapılan genel seçimlerde beklenmedik şekilde Temsilciler Meclisi’nde 24 sandalye kazanarak ülke çapında 3. büyük parti konumuna gelmesi, özellikle seçimleri kazanan Hıristiyan Demokrat CDA’yı bir tercih yapmak zorunda bıraktı. CDA yönetiminin kurulacak azınlık koalisyon hükümetine PVV desteği istemesi, CDA’yı neredeyse bölünme noktasına getirdi.Sonunda PVV’nin dışardan desteği ile CDA ve VVD azınlık hükümetini kurdular, ancak 2012 yılında bütçe görüşmeleri sırasında PVV’nin desteğini çekmesi sonucu ülke tekrar bir erken genel seçime gitmek zorunda kaldı.

1980’li ve 1990’lı yıllarda merkez partiler ülke siyasetinde pek etkili olmasa bile, 2002-2012 arasında Pim Fortuyn Hareketi ile PVV, bir şekilde ülke yönetiminde etkili oldukları dönemler oldu. Bünyelerinde ırkçılık, İslam karşıtlığı ve popülizmi buluşturan bu partiler sistem içinde yer almaktan ziyade, sistemi karıştırdılar. Siyaset mekanizmasının tutarlı ve istikrarlı olmasına engel oldular. Bunun en temel sebebi de topyekûncu anlayışa sahip siyasi akımların Batı modeli çoğulcu demokrasi anlayışına zıt bir tavır sergilemeleri oldu. Bütün bu partiler her ne kadar popülist bir yaklaşım sergileseler ve çoğunluk politikalarını esas alsalar bile, Hollanda demokrasi anlayışında ve geniş kitlelere yerleşmiş çoğulcu demokrasi zihniyeti ile baş etmekte çoğu zaman zorlandılar.

Toplumsal etkiler
Uyum politikaları konusunda asimilasyonu amaç edinmiş siyasi akımların Hollanda gibi Batı demokrasi anlayışı ile yönetilen ülkelerde kendi görüşlerini kabul ettirerek başarılı olması mümkün değil. Ancak, zaman zaman siyasette sayısal olarak elde ettiği başarılar, aynen bu akımlar gibi göçmenlerin uyumu konusunda din ve kültür ögesini temel alan Sosyal Demokrat PvdA ve Hıristiyan Demokrat CDA gibi partileri siyaset arenasında zor durumda bıraktı. Çünkü her iki taraftan da böyle bir yaklaşım, toplumları birleştirmek, ortak sorunlarına çözüm yolları aramak yerine, toplumdaki dinsel ve kültürel grupları daha fazla ayrıştırdı ve kutuplaşmaya sürükledi. Şu andaki siyasi arenada Özgürlük Partisi PVV bunu bilinçli bir şekilde yaparken, Sosyal Demokrat PvdA, aynı dinsel ve kültürel odaklı politikalardan yola çıkarak bilmeden ırkçı PVV’nin akımına kürek sallıyor.

Sonuçlar
Bu analizden çıkaracağımız sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Dinsel ve kültürel temele dayalı uyum politikaları, yaşadığımız toplumda uyumu sağlamak yerine, bireyleri ve grupları daha fazla ayrıştırmaya götürüyor. Böyle bir uyum anlayışı toplum içinde daha fazla tezatların oluşmasına neden oluyor.
  2. Bundan dolayı da karşılıklı anlayış, yerini kin ve nefret duygularına bırakıyor.
  3. ‘Çoğunluk’ zihniyetinden hareket eden siyasi akımların, Hollanda siyasetine yerleşmiş ‘çoğulcu demokrasi’ sisteminde uzun süreyle başarılı olmaları mümkün değil.

Sonuç itibarı ile gerek kültürel göreceli yaklaşım, gerekse topyekûncu anlayış, uyum politikaları konusunda din ve kültür temelinden hareket ettiğinden, Hollanda’da göçmenlerin uyumu yerine toplumsal ayrıştırmayı ve zıtlaşmayı beraberinde getiriyor. Bu da nihayetinde göçmenlerin kendi kabuklarına çekilmelerine neden oluyor ve toplumda katılımcı olmalarına engel oluyor.

 

syavuz@kpnmail.nl

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.