Selamün Yavuz (Hollanda Gündemi): Yerel seçimlere giderken…

Selamün Yavuz Yerel seçimlere giderkenYerel seçimlerin değişik perspektiflerden değerlendirmesi

Yerel seçimlere tam 12 gün kala, partilerin ve adayların propaganda çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Seçimlerle ilgili gelen bilgiler ışığında değişik perspektiflerden bakarak bir değerlendirme yapalım.

Katılım
2010 yerel seçimlerinde katılım Hollanda genelindeki ortalama yüzde 54 civarında idi. 19 Mart yerel seçimlerine katılımın rekor düzeyde azalarak yüzde 42’lere kadar düşeceği tahmini yapılıyor. Büyük bir ihtimalle katılım yüzde 50’nin altında olacak.

Katılımdaki bu dramatik düşüşün en önemli nedeni, belediyelerin kendi üretecekleri politikalarla yatırım harcamalarına yön verecekleri mali imkanların son yıllarda yapılan tasarruflardan dolayı oldukça daralmış olması. Hollanda genelinde belediye bütçelerinin ortalama yüzde 85’i hükümet ve eyalet politikalarının yerel bazda uygulanması için harcanıyor; bu orandaki belediye bütçesinin harcanmasında yerel yönetimlerin etkisi yok denecek kadar kısıtlı. Belediye meclisi ve encümen kurulunun harcamalarda yüzde 100 söz sahibi olduğu bütçe, toplam belediye bütçesinin ancak ortalama yüzde 15’lik bir dilimi. Böyle olunca da hangi parti yönetime gelirse gelsin, ufak nüanslar ve tercihler dışında belediye yönetimlerinin elinde geniş mali olanaklar olmadığından, seçmenin gözünde bütün partiler üç aşağı beş yukarı birbirine benziyor.

Yerel partiler
Diğer yandan 19 Mart yerel seçimlerine katılan yerel partilerin sayısında bir patlama olduğunu görüyoruz. Hollanda devlet televizyon kurumu NOS’in yerel radyo ve televizyon kuruluşları ile ortaklaşa yaptığı bir araştırmada, Hollanda genelinde seçime katılacak partilerden yüzde 35’inin yerel partiler olduğu ortaya çıktı. Bu da diğer bir anlatımla ülke çapındaki partilere olan güvenin azaldığı anlamına geliyor. Bunu bir diğer anlamı da, yerel toplumun yukarıda bahsettiğimiz belediye bütçesindeki ortalama yüzde 15’lik dilimin harcanmasında söz sahibi olmak istedikleri. Bu, belediye yönetimlerinde yerel anlamda demokrasinin daha iyi yerleşmesi şeklinde de yorumlanabilir.

Burada toplumumuz açısından göz ardı etmememiz gereken bir husus ise, İslam ve yabancı karşıtı PVV’nin yerel seçimlere dört yıl önce olduğu gibi yine sadece Den Haag ve Almere’dan katılacak olması. Şu anda kamuoyu yoklamalarında en büyük parti konumundaki PVV seçmenlerinin diğer 406 belediyede yerel seçimlerde tercihlerini hangi yönde kullanacakları merak konusu. EenVandaag adlı televizyon programının geçen ay sonu yaptığı bir araştırmada PVV seçmenlerinin büyük bir kısmı sandığa gitmeyeceğini söylerken, oy kullanacak olanların da yarısı yerel bir partiye oy verecekleri yolunda görüş bildirdi.

Bu da PVV ile yerel partiler arasında bir gönül bağı mı var, yoksa gerek PVV, gerekse yerel partiler yerleşik sistem partilerine karşı olduklarından dolayı bir dayanışma içindeler mi sorusunu beraberinde getiriyor.

Koalisyon partilerinin durumu
Bir diğer önemli veri de, ünlü kamuoyu araştırmacısı Maurice de Hond’un son kamuoyu yoklamalarında koalisyon partileri PvdA ve VVD’nin oylarında rekor düzeyde bir düşüşün görülüyor olması.

Bu kamuoyu araştırma sonuçları yerel seçimlerde sandığa da bu ölçüde yansır mı? Mutlaka ülke genelindeki trend yerel seçimlerde de hissedilecek; ama bu sorunun tam cevabını verebilmek için çeşitli parametrelere bakmak lazım: partilerin adayları ve programları, yerel partilerin değişik kentlerdeki konumu ve oy potansiyeli ile kamuoyu yoklamalarında 15’den 23 sandalyeye çıktığı gözlenen Sosyalist Parti’nin yerel seçimlere katılıp katılmadığı, iktidar partilerinin yerel seçimlerdeki kaderini belirleyecek unsurlar. Sosyalist Parti, bilindiği gibi oy artışını siyasi yelpazenin hem sol kanadından hem de sağ kanadından aldığı oylarla sağlıyor.

Bu hafta arası yayınlanan bir araştırma sonucunda da yabancıların giderek İşçi Partisi PvdA’ya sırt çevirerek, özellikle D66’ya doğru yöneldikleri ortaya çıktı. Bu gelişme özellikle büyük kentlerde ve D66’nın zaten güçlü olduğu kentlerde seçim sonuçlarını etkileyecek önemli bir etken olur. Muhtemelen Utrecht ve Amsterdam’da D66 en büyük parti olur, Rotterdam’da PvdA’nın en büyük parti olmasının önü kesilir; bu kentte korkulan olur ve ‘Leefbaar’ birinci parti konumuna yükselir. Son günlerde Rotterdam’da Türk kökenli siyasetçilere yönelik adam kayırma ve ‘nepotizm’ suçlamaları yapan televizyon yayınları, bu kentteki PvdA lideri Hamit Karakuş’un başını epey ağrıtacak gibi görünüyor.

Yaklaşık 30 yıldır sürekli PvdA’yı destekleyen yabacıların neden bu yerel seçimlerde gözle görülür şekilde sosyal-liberal D66’ya yöneldikleri sorusuna, ancak kesin seçim sonuçları belli olunca sağlıklı bir yanıt verilebilir.

Müslüman ve etnik kökenli partiler
Son yıllardaki birçok seçimde olduğu gibi bu yerel seçimlerde de etnik ve İslam kökenli partiler ile kendi listeleriyle seçimlere katılan yabancıların olduğunu görüyoruz. Böyle partilerden adaylar seçilse bile, siyaset arenasında başarılı ve etkili olacaklarına inanmıyorum. Geçtiğimiz yıllardaki deneyimlerde de gördük ki, etnik ve dini kökene dayalı böyle girişimler hiç bir zaman uzun vadeli ve başarılı olamadı.

Elbette seçimlerde birileri kaybedecek, birileri kazanacak. Partiler arası ve adaylar arası bu demokrasi yarışında dürüst, şeffaf ve saygılı davranış da adaylara puan kazandırır.

 

syavuz@kpnmail.nl

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans