Selamün Yavuz: “Yapılacak tercihler farkı ortaya çıkaracak”

Selamün Yavuz3Türkiye’nin ve Orta Doğu’nun dinamik ve sıcak gündemini takip ederken, önümüzdeki aylarda Hollanda’yı da sıcak gündemin beklediğini göz ardı etmemeliyiz. Tatil modundan çıkmaya başladığımız şu günlerde ister istemez Hollanda gündemine yoğunlaşıyoruz.

İki partili VVD-PvdA koalisyon hükümetinin dört yılı tamamlayamadan düşeceği iddiasına şu anda bahis şirketleri kaça kaç verir bilemiyorum. Ama ekonomik göstergelerin, durgunluktan hafif olumluya döndüğü şu günlerde Hollanda’da hükümetin ömrü en çok tartışılan konulardan biri. Yapılan kamuoyu yoklamalarında gerek koalisyon partilerinin oy oranında önemli düşüşler, gerekse de hükümetten memnuniyette göz ardı edilemeyecek bir azalma söz konusu.

İflas eden şirket sayısındaki azalma, ihracattaki artış, Ağustos ayında işsizlikte kaydedilen hafif azalma ve konut satışlarında da umut verici bir artışın olması, olumlu gelişmeler olarak sıralanabilir. Tabii bu olumlu gelişmeler, 6 milyar euroluk yeni bir tasarruf paketi sunan hükümeti tek başına kurtarmaya yetmez. Ama böyle olumlu gelişme haberleri yıl sonuna kadar devam ederse, hükümetin bu işi sonuna kadar götüreceği inancı toplumda daha çok yerleşir.

2008’de patlak veren kriz, 2012 başlarında hafif düzelme gösterse de yine aynı hızıyla devam ediyor. Bunun sonucunda da hükümetin üst üste tasarruf paketlerini meclise sunduğunu görüyoruz. Hangi hükümet olursa olsun, tasarruf önlemleri önümüzdeki yıllarda da sürecek. Hollanda 1990’lı yılların sonuna doğru refah düzeyinin en doruk noktasını yaşadı. 1950’li yıllardan başlayıp ikinci Wim Kok hükümetine kadar olan dönemde, ortalama her on yılda küçük bir kriz yasansa da, Hollanda’da refah düzeyi sürekli arttı. Bu arada Hollanda’nın ekonomik yapısı da yavaş yavaş değişti: üretim sektöründe yüksek oranda daralma yaşanırken, hizmet sektörünün, özellikle de Hollanda ekonomisinin dış ticarete bağlı olmasından dolayı yükseldiğini görüyoruz. Büyük fabrikalar teker teker kapandı, ama mesela Rotterdam limanı uluslararası ticaret merkezleri arasında ve dünyanın en büyük limanlarından biri olarak krize rağmen büyümeye devam etti.

Global ekonomiye bağlı olan Hollanda ekonomisinin, global kriz sonucu daralmaya başlamasıyla devletin gelirleri azaldı. Yıllarca süren bir ekonomik krizde bütçe açığını sürekli borçlanmayla kapatmak intihar anlamına geleceğinden, Hollanda hükümetleri de giderleri azaltmak için tasarruf yoluna gittiler.

Bu tasarruflar çoğumuzun canını yakıyor, ama şimdi bu tasarruflar yapılmazsa ilerde canımız daha çok yanacak. Altı yıldır süren ve önümüzdeki yıllarda da sürecek olan bütçe tasarrufları, Hollanda’da birçok alanda reformlar yapılarak gerçekleştirilecek. Bu yapılması zorunlu olan reformlar sadece bütçe açığından kaynaklanmıyor. Çünkü sorun sadece bütçe gelirlerinin azalması değil, bu reformlar yapılmadığı takdirde giderlerin aşırı derecede artabilecek olması.

Sağlık ve bakım hizmetlerine muhtaç olanların oranı giderek artıyor. Eğer bu alanda tasarruflarla birlikte reformlar yapılmazsa, giderler daha da artacak. Yani 1950’li yılların başında başlayıp, 1990’lı yılların sonuna kadar en yüksek refah seviyesine ulaşmış Hollanda’da bundan sonraki yıllarda yapılacak reformlarla refah seviyesi düşüşe geçecek, hepimizin alıştığı refah bir miktar azalacak.  Örneğin, emekli olup 65 yaşına gelmiş bir karı-kocanın bir bakımevine gitmesi, orada makul bir ücret karşılığı kalması, ihtiyaçlar doğrultusunda sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanması ve boş zamanlarını değerlendirmek için sosyal aktivitelere katılması, bundan on yıl öncesine kadar o zamanın refah düzeyine ve tipik Hollanda aile yapısına uygun bir durumdu. Bugün gelinen noktada bu insanlar, yaşlarına bakılmaksızın kendi evlerinde ikamete teşvik ediliyor, hatta zorlanıyorlar. Gerekli sağlık hizmetlerinden ancak kısa bir süre yararlanabiliyorlar. Bakıma muhtaçlarsa, ilk önce kendilerinin neleri yardım almaksızın yapabildiklerine bakılıyor. Kendilerine bakamadıkları durumlarda, yakın çevrelerinde kimlerin bakım hizmeti verebileceği mercek altına alınıyor. Bunlar komşular olabilir, yakın akraba ve çocukları olabilir, hatta gönüllüler olabilir. Belediyeler ihtiyaç duyulan bakım hizmetini, ancak ve ancak buna benzer alternatif bakım olanakları yoksa vermek durumundalar. Yani devlet ya da belediyelerin bütçesiyle verilen sağlık ve bakım hizmetleri en son alternatif olarak görülüyor.

Gerek işbaşındaki hükümet, gerekse önümüzdeki yıllarda iktidara gelecek olan hükümetler için en önemli hedef, devletin elindeki mali olanaklar ile refah düzeyi arasındaki hassas dengeyi kurabilmek ve koruyabilmek olacaktır.  Önümüzdeki yıllarda Hollanda’da yapılacak siyasi tartışmaların konusu ne kadar tasarruf yapılacağı değil, bahsettiğimiz hassas dengeyi korumak için hangi tercihlerin yapılacağı olacaktır. Yapılacak bu tercihler de Sosyal Demokrat PvdA, Liberal VVD ve Hıristiyan Demokrat CDA arasındaki farkları ortaya koyacaktır.

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans