Selamün Yavuz yazdı: AB – Türkiye Zirvesi’nin kodları

BUGÜN AB ile Türkiye arasında en üst düzeyde görüşmeler yapılacak. Ankara’daki en son terör saldırısından sonra Başbakan Davutoğlu’nun talebiyle ertelenen bu görüşmenin gündem maddesi ne AB ile yapılan katılım müzakereleri, ne de Türk yurttaşlarına uygulanan vizede kolaylıklar sağlanması.

Gündemin tek maddesi Avrupa’ya yönelen sığınmacı göçünün durdurulması ve bunun karşılığında Türkiye’de uygulanacak, özellikle Suriyeli sığınmacıların yaşam kalitesini artıracak projelere AB tarafından yapılacak toplam 3 milyar euroluk mali destek.

Bu 3 milyarlık mali desteğin şimdiye kadar yaklaşık 95 milyon eurosunun değişik projelere aktarıldığı bilgisini de burada paylaşalım.

***

Bu ‘tarihi’ zirve sonunda ne kararlar alınır, şimdilik bir muamma. Ama AB – Türkiye ilişkilerinde her iki tarafın da son aylardaki tutum ve tavırlarına bakınca bu zirvenin kodlarını okumak önemli.

Bunlardan birincisi her iki tarafın da tribünlere oynadığı gerçeği. AB açısından, Türkiye ile yapılan müzakere ve anlaşmalarla kendi kamuoyuna ‘sığınmacı krizine’ AB’nin etken şekilde hakim olduğu izlenimini vermek. Türkiye ise, AB ile yapılan 3 milyar euroluk sığınmacı anlaşması ile AB’yi köşeye sıkıştırdığı algısını yaratmak. Yani, yarın medyada ‘AB’yi dize getirdik’ manşetlerinin atılmasını sağlamak.

***

Diğer yandan her iki tarafın da yaratmak istediği bu algı operasyonunda Türkiye medyasının – bilerek ya da bilmeyerek- Avrupa’yı tek bir ağızdan konuşuyormuş gibi göstermesi büyük bir yanılgı ve yanlış bir algı. Herhangi bir Avrupa medyasında Türkiye ile ilgili bir açıklamanın ‘Bakın Avrupa böyle diyor’ diye Türk basınına yansıması ancak ‘cehalet’ sözcüğünde karşılık bulabilir.

Bunun bir diğer örneği de AB’de zaman zaman Türkiye ile ilgili çelişkili gibi görünen görüşlerin kamuoyuna yansıması. Örneğin Avrupa Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilgili iki farklı görüş ortaya atması AB perspektifinden bakınca gayet normal. Çünkü AB’nin bu iki kurumu iki değişik erki temsil ediyor ve erkler arasında görüş ayrılığı olabilmesi demokrasinin de bir gereği. Böyle değişik erklerin değişik görüşlerini AB’nin bir zaafı olarak yansıtmak, aslında Türkiye’de var olan demokrasi zaafının en bariz örneği.

***

AB – Türkiye ilişkilerinde bir diğer faktör, belki de en önemlisi ise karşılıklı ilişkilerdeki yaklaşımlar. Aslında ‘kazan-kazan’ stratejisi ile yapılan müzakereler ve anlaşmalar geldiğimiz noktada karşılıklı ‘meydan okuma’ ve hatta ‘şantaj’ yörüngesine evrildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kaç hafta önce yaptığı açıklamada sığınmacıları ‘kapıları açarız, hepsini Avrupa’ya göndeririz’ sözlerini burada hatırlatmakta fayda var.

AB – Türkiye arasındaki ilişkilerin her ne kadar ‘karşılıklı çıkar’ ve ‘kazan- kazan’ stratejisine dayandırıldığı sanılsa da, ilişkilerin özünde karşılıklı ‘şantaj’ kozları her iki tarafın da elinde hazır bekliyor.

Bugün yapılacak zirvenin sonuçlarını iyi okumak için, AB ve Türkiye basınında yer alan haberlerden çok, hangi tarafın hangi kozunu masaya koyduğu sorgulamasını yapmak gerekir.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.         

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans