Selamün Yavuz yazdı: Anayasa referandumu (4): Güçlü devlet mi, güçlü lider mi?

ANAYASA değişikliği teklifinin son üç maddesinde Anayasa Mahkemesi (AYM) üyelerinin atanması, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu üyelerinin belirlenmesi ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra devletin yıllık bütçesinin hazırlanması ve hesabının verilmesine ilişkin öneriler var.

Anayasa Mahkemesi atamaları

Anayasa değişikliği teklifinin 16. maddesiyle, mevcut Anayasa’nın 146. Maddesinde düzenlenen Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısının, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kaldırılması ve buralardan AYM’ye üye seçimine son verilmesi neticesinde, 17’den 15’e indirilmesi öneriliyor. Ayrıca 15 AYM üyesinin seçilmesiyle ilgili düzenlemeler var.

Bu düzenlemelere göre üye sayısı 15’e düşürülen AYM’nin dört 4 üyesi doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilirken yine 5 üye de Yargıtay ve Danıştay’ın gösterdiği adaylar arasından yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek.

Bu da yetmiyormuş gibi önceki yazılarımızda sınırsız yetkileri olan ve denetlenemeyen Cumhurbaşkanlığı makamında aynı zamanda parti Başkanı olarak oturan şahsın kontrol ettiği Meclis, AYM’nin 3 üyesini seçecek ve kalan 3 üye de Cumhurbaşkanının belirlediği YÖK tarafından önerilerek yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek.

Böylece, Anayasa Mahkemesi’nin neredeyse tüm üyeleri bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş ve atanmış olmaktadır.

Bu şekilde oluşmuş bir Anayasa Mahkemesi’nin de Cumhurbaşkanı’nın iktidar partisi genel başkanlığını yaptığı Meclis’ten gelecek kanunların Anayasa’ya uygunluğunu ne kadar etkin bir biçimde denetleyebileceği ya da Yüce Divan görevini tarafsız ve bağımsız şekilde nasıl yerine getirebileceği konusunda ciddi endişeler uyandırmaktadır.

Yasama tarafından denetlenmesi hemen hemen mümkün olmayan Cumhurbaşkanının böylece yargı tarafından da denetlenmesi de imkânsız hale getiriliyor.

Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu

Anayasa’nın 159. Maddesinde düzenlenen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adındaki ‘Yüksek’ kelimesinin madde başlığından çıkarılması öneriliyor. Buna paralel olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na yapılan tüm atıfların da bu yeni isimlendirmeye uygun olarak düzeltilmesi öngörülmektedir.

Anayasa’nın 159. Maddesinde düzenlenen ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kompozisyonu değiştiriliyor.

Yeni Anayasa düzeninde Yargı, ‘Kuvvetler Ayrılığı’ prensibine uygun olarak işleyen ve özellikle de Yürütme’nin ezici kuvvetine karşı vatandaşlar için bir güvence mekanizması olan bir ‘Kuvvet’ olmaktan çıkarılıp adeta Yürütme’ye tâbi bir organ şekline dönüştürülüyor. Nitekim Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye kompozisyonuna ilişkin olarak önerilen düzenlemeler de bu anlayışın somut bir yansımasıdır. Bu nedenle Anayasa’nın 9. Maddesinde tanımlanan ‘bağımsız ve tarafsız’ yargı hedefiyle taban tabana zıt bir düzenlemedir.

Anayasa’nın 9. maddesinde Hakimler Savcılar Kurulunun üye sayısı 13 üyesinin 7’si bizzat Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmiş olacaktır. Kurulunkalan 5 üyesi de TBMM tarafından atanacak, ancak Cumhurbaşkanı’nın genel başkanı olduğu siyasi partinin çoğunlukta olacağı bir Meclis tablosunda hangi eğilimdeki üyelerin atanacağı malumdur.

Böylece Yargı erki büyük oranda siyasallaşacağından, vatandaş hakkını aramak için örneğin bir avukata başvuracağına bir siyasi partinin il ya da ilçe başkanıyla konuşarak işini halletmeye çalışacak; avukatların yerini Cumhurbaşkanının partisinden ‘siyasi iş takipçileri’ alacak.

Bütçe yetkisi

Anayasa değişikliği teklifindeki 18. Madde ile mevcut Anayasa’nın 161. Maddesi değiştirilmek isteniyor. Önerilen düzenlemede kamu bütçesi ile ilgili verilecek kararlarda Yürütme lehine değişiklikler öngörülmekte, Yasamanın yetkileri pratikte ‘0’ noktasına kadar gerileyebilmektedir.

Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranına göre artırılarak yürürlüğe konulabilecek.

Yani TBMM’de bütçe kabul edilmese bile, Cumhurbaşkanına bütçeden harcama yetkisi veriliyor.

TBMM üyeleri, Genel Kurul’da kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, ancak gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. TBMM üyeleri örneğin vergi indirimi ya da affı gibi önerilerde bulunamazlar.

Genel Kurul’da kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır. Meclisteki siyasi partiler gerekçelerini anlatamadan, birbirlerini ikna etmeye fırsat bulamadan değişiklik önergeleri üzerinde doğrudan oylama yapılır.

Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu teklifi, ilgili olduğu mali yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye sunulur. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu Kesin Hesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç yetmiş beş gün içinde Meclise sunar. Kesin Hesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin TBMM’ye verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştay’ca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Anayasa değişikliği teklifinde yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı tarafından harcanan devletin bütçesinin Sayıştay tarafından denetim ve hesap yargılaması yapılmadan TBMM’ne sunuluyor.

İdari yapının değiştirilmesi

Anayasa’nın 104. Maddesinde yapılacak değişiklik ile 106., 107., 123., 126. ve 127. Maddelerinde yapılacak düzenlemeler sonucu Türkiye’de özerk bölgelerin oluşturulmasının yolu açılıyor. Hatta daha da ileri gidilerek Türkiye’de federal bir idari yapı oluşturmanın önündeki bütün anayasal engeller kaldırılıyor. Büyük bir hünerle kurulmuş bu tuzak anlaşılmasın diye düzenlemeler çeşitli Anayasa maddelerine serpiştirilmiş.

***

Referandumda Evet ya da Hayır oyu kullanacak seçmenleri vatan hainliği, terörist ya da buna benzeyen sıfatlarla isimlendirmek milyonlarca insanı rencide ettiği gibi, toplumu oldukça geriyor ve kutuplaşmaya sebep oluyor.

Herkes şunu bilsin ki, Evet oyu veren de, Hayır oyu veren de ülkesini çok seviyor. Bundan zerre kadar şüphe yok. Yapılan tartışmaların da karşılıklı anlayış ve saygı içerisinde yapılması toplumsal huzurun sağlanması açısından çok önemlidir.

***

Değişiklik teklifinin son üç maddesini ele aldığımızda ortaya söyle bir tablo çıkıyor. Seçilen Cumhurbaşkanının Yasama yetkileri aşırı şekilde artırılıyor. Cumhurbaşkanı hiçbir şekilde denetlenemiyor, sorgulanamıyor; kimseye hesap vermek zorunda değil.

Cumhurbaşkanına verilen HSK ve AYM üyelerini atama yetkisiyle seçilmiş dahi olsa bir tek kişi hukuk sistemine tamamen hâkim oluyor. Yargıdaki siyasallaşmanın sonucu olarak da örneğin partilerin il ve ilçe başkanları bile yargı mensuplarından hesap sorar hale gelebilecek. Yargıya güven daha da azalacak, yargının adil olmamasından dolayı insanlar değişik ve arzu edilmeyen şekilde haklarını arama yolunu seçecekler.

***

Her iki taraf da devletin bekası gerekçesini öne sürerek Evet ya da Hayır oyu kullanılmasını istiyor. Anayasa değişikliği paketini bu açıdan değerlendirirsek şöyle bir seçim bizi bekliyor: güçlü lider mi, güçlü devlet mi?

Bütün dünyada devletin güçlü olduğu ülkeler vardır; liderlerin güçlü olduğu ülkeler vardır. Devleti güçlü olan ülkenin lideri güçlü olmaz; tam tersine sorgulanabilir, denetime tabiidir, yetkileri sınırlıdır. Bu güçlü devletler yetkileri ülke içindeki kurumlara dağıtmışlardır. Böylece erkler ayrılığı ilkesi demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu gibi, yetkilendirilen devlet kurumları arasında denge ve denetimin olması, herkesin kendi yetkisi dışına çıkmasına engel olmuştur. Bunları sağlamak için de hukukun üstünlüğü ilkesinin bir ülkede hem halk ve siyasetçiler tarafından benimsenmiş, hem de anayasal güvence altına alınmış olması gerekir.

***

Önümüze konulan Anayasa değişikliği teklifine seçmenler Evet derse tercihlerini güçlü devlet yerine, güçlü liderden yana kullanmış olacaklar. Çünkü öneride devletin ve devlet kurumlarının elindeki yetkiler lidere veriliyor; böylece güçlü bir lider ortaya çıkıyor. Üstelik yetkileri devralarak güçlenen lider, bu yetkileri neredeyse sınırsız kullanabiliyor ve hiçbir şekilde denetlenemiyor.

Ayrıca şöyle bir gerçek de var: Güçlü liderlerin yönettiği ülkelerde devlet güçlü olmaz; yani hem güçlü lider, hem güçlü devlet aynı anda olmaz. Dolayısıyla lider güçlendikçe devlet zayıflar. Devlet zayıf olunca beka sorunu ciddi boyutlara ulaşabilir. Türkiye’nin yakın coğrafyasında bir zamanlar güçlü liderlerin olduğu ülkelerin bekasının ne olduğunun sayısız örneği var. Yani devletin bekasını güçlü lider değil, güçlü devlet sağlar.

***

Liderin güçlü olduğu ülkelerin karşı karşıya kaldığı büyük tehlikelerden birisi de zayıf devlete karşı dış baskıların, etkilerin ve hatta saldırıların artacağıdır. Bunlara gerekli cevabı ancak güçlü devlet verebilir, güçlü lider veremez.

Dünyada ekonomisi gelişmiş, dışarıdan baskıya maruz kalmayan ülkelere bakacak olursak, hepsi de hukukun üstünlüğe ilkesine dayanarak güçlü bir devlet inşa etmişler.

***

Evet ya da Hayır tercihi yaparken şu soruyu kendinize sorun…

Güçlü devlet mi, güçlü lider mi istiyorsunuz?

Güçlü lider fanidir, güçlü devlet kalıcıdır!

 

Takdir sizin!

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

   

   

 

 

 

 

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!