Selamün Yavuz yazdı: AP’nin özeleştiri yapması gerekir

BİLMEM kaçıncı kez bir terör eylemini kınayarak haftalık yazıma başlıyorum. Ankara’da yapılan terör eyleminde hayatını yitirenlere Allah’tan rahmet, geride kalanlara bol sabırlar diliyorum.

***

Bu hafta içinde Türkiye İlerleme Raporu ile ilgili Karar Tasarısı Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu’nda gündem maddesiydi.

Hollanda İşçi Partisi PvdA’nın AP üyesi ve Türkiye raportörü Kati Piri tarafından kaleme alınan Karar Tasarısı geçen Salı günü önce AP Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldü, ardından düzenlenen bir basın toplantısında raportör Kati Piri basının sorularına yanıt verdi.

10 Kasım 2015’de yayınlanan İlerleme Raporu’na, Türkiye ile yapılan Geri Kabul Anlaşması’na ve geçen Kasım ayında yapılan Sığınmacı Anlaşması’na istinaden kaleme alınan Karar Tasarısı’nda çeşitli öneri ve görüşler toplam 5 ana başlıkta, 29 maddede dile getiriliyor. Bu tasarıyı tek başına okuyup değerlendirmek pek bir şey ifade etmez. Avrupa Komisyonu’nun (AK) İlerleme Raporu ve söz konusu anlaşmalar ile ilişkiyi de kurmak gerekir.

Avrupa Komisyonu’na eleştiriler

Tasarı genel anlamıyla dengeli eleştirel bir yapıya sahip. İlerleme Raporu’nun Türkiye’de yapılan 1 Kasım seçimlerinden sonra kamuoyu ile paylaşılmasından dolayı Avrupa Komisyonu da bu eleştirilerden nasibini alıyor. Buna gerekçe olarak, dolaylı da olsa Türkiye’deki genel seçimlerin etkilendiği izlenimi bırakıldığı belirtiliyor.

Ama Karar Tasarısı’nda bu geciktirmenin Türkiye’nin talebi üzerine mi olduğu, yoksa Avrupa Komisyonu’nun kendi iradesiyle mi raporu seçimlerden sonra yayınladığı sorusuna bir açıklık getirilmemiş. Bilindiği gibi Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, Avrupa Parlamentosu Başkanı Tusk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında 16 Kasım 2015 tarihinde yapılan görüşmenin tutanakları basına sızmış ve Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin talebi üzerine İlerleme Raporu’nu geciktirdiği iddiaları ortaya atılmıştı.

Bu konuda doğruyu öğrenme hakkımızı elimizde tutuyoruz.

Diğer yandan Avrupa Komisyonu’na yönelik ‘Türkiye’de bağımsız hukuk, basın özgürlüğü ve insan hakları gerilerken, bu temel haklar göz ardı edilerek sığınmacı sorunu gibi acil sorunların çözümü için Türkiye ile işbirliği yapılıyor’ gibi eleştiriler de satır aralarında okunuyor.

Avrupa Komisyonu’na yönelik bir diğer eleştirel yaklaşım da Türkiye ile Avrupa’ya sığınmacı göçünün engellenmesi amacıyla yapılan işbirliğinin Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş sürecine bağlanması.

Anlaşılan, AB içerisinde yürütme konumundaki Avrupa Komisyonu ile yasama konumundaki Avrupa Parlamentosu arasında önemli sayılabilecek görüş ayrılıkları var.

Terör kınanıyor, insan hakları savunuluyor

Avrupa’da Türkiye hakkında çıkan raporlarda alışılagelmiş görüşlerin tersine PKK tarafından güvenlik güçlerine ve sivillere yapılan saldırılar şiddetle kınanıyor, ‘Kürt Sorunu’nu şiddet kullanarak çözmenin mümkün olmadığının altı çiziliyor ve Doğu Anadolu’daki sorunları çözmek için barış sürecinin bir an önce başlatılması gerektiğine vurgu yapılıyor.

Tasarıda ayrıca Güneydoğu’daki kentlerde hendekler ve siperler açılması ile ilgili kaygılar dile getirilerken, barışçı protestolara izin verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Güneydoğu’da 400 bin insanın yerinden yurdundan olması, insanların sokakta cenazelerini kaldıramamaları, sokağa çıkma yasağı gibi özellikle sivil insanların yaşamını doğrudan etkileyen uygulamaların bir an önce kaldırılması isteniyor.

Tasarının PKK terörü ve Güneydoğu ile ilgili bölümü de oldukça dengeli. PKK ve YPG terörü ile geçtiğimiz dönemde IŞİD tarafından Diyarbakır’da, Suruç’ta, İstanbul’da ve Ankara’da yapılan terör eylemler kınanırken, sivillerin yaşam şartlarının düzeltilmesi için adımlar atılmasına yönelik öneriler yerinde. Tasarının bu bölümünde terör eylemleri ile fikir ve düşünce özgürlüğü arasındaki fark, çok hassas bir şekilde, çok iyi gözetilmiş.

Tasarının bu bölümünün en ilginç önerisi, barış sürecinin bir an önce başlatılması ve AB’nin de bu sürece doğrudan dâhil olması. Türkiye’nin dinamik gündemi maalesef böylesi önemli ayrıntıları tartışmaya zaman bırakmıyor.

Tespitler doğru, özeleştiri eksik 

Tasarıda Türkiye ile ilgili en sert eleştiriler hukuk devleti, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler başlığı altında toplanmış.

İlerleme Raporu ve buna bağlı olarak Karar Tasarısı’nda bağımsız yargı, basın ve fikir özgürlüğünün giderek gerilediğine vurgu yapılıyor. Başta Can Dündar ve Erdem Gül olmak üzere tutuklu bütün gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması isteniyor. Ceza hukuku ve terör yasalarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun hale getirilmesi istenirken, savcı ve yargıçların yer değiştirilmesi eleştiriliyor; bağımsız, tarafsız ve etkili hukuk çerçevesinde ise davaların dürüstlüğü ve erkler ayrılığı konusunda soru işaretleri olduğu dile getiriliyor.

Yeni anayasanın siyasi yelpazenin ve toplumun geniş kesimleri tarafından kabul edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Bu başlıktaki en önemli konu, 23. (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) başlıklarının açılması önerisinin yapılması. Buna gerekçe olarak da İlerleme Raporu’nda bu konularda Türkiye’de gerileme olduğunun yer alması. Toplam 80 sayfalık İlerleme Raporu’nun dörtte biri bu iki başlıktaki gerilemeleri, kaygıları ve AB normlarından uzaklaşmaları konu ediyor.

Kati Piri burada stratejik bir yaklaşımla, bu konularda ilerlemenin sağlanması ve bu iki başlığın açılması için bir an önce şartların oluşturulmasını Avrupa Parlamentosu’na öneriyor.

Oysa örneğin 2010’daki anayasa referandumuna AB destek vermişti. Aynı şekilde referandum sonucu  anayasa değişikliği ve buna bağlı olarak yapılan mevzuat değişiklikleri de AB’nin istediği yöndeydi. 2010 İlerleme Raporu’nda aynen şu cümleler yer almaktaydı: “Bu reformlar Katılım Ortaklığı Belgesi ve İlerleme Raporlarının önceliklerini karşılamaktadır.”

O günlerde muhalefetin, hukuk çevrelerinin, Barolar Birliği’nin uyarılarını dinlemeden anayasa değişikliğine destek veren AB’nin, şimdi biraz da özeleştiri yapıp bir erdemlik örneği göstererek Türkiye’de şu an var olan hukuksuzluğun temelinde 2010 anayasa değişikliğinin yattığını kabul etmesi gerekmez mi?

Kati Piri’nin Karar Tasarısı dengeli, eleştiriler yerinde, eleştiriler yapılırken terör ile sivil arasındaki, şiddet ile düşünce özgürlüğü arasındaki farka özen gösterilmiş; ama özellikle 2010 anayasa referandumuna destek konusunda bir özeleştiri yapılsa belki de ilerideki birçok hukuksuzluk önlenebilirdi.

Diğer yandan Geri Kabul Anlaşması ve Sığınmacı Anlaşması ile 1951 Cenevre Sözleşmesi’ni kısmen askıya alan AB’nin, Türkiye’nin ‘güvenli ülke’ ilan edilebilmesi için bu sözleşme ile ilgili ‘coğrafi çekincelerini’ geri çekmesini istemesi bir tezatlık oluşturuyor. Bu konuda da bir özeleştiri yapmak yerinde olurdu.

Hukuk devleti, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler başlığı altındaki tespitler doğru ve yerinde, ancak Avrupa Parlamentosu’nun elini göğsüne koyup özeleştiri yapması, hem AB’de hem de Türkiye’de karşılıklı ilişkiler konusunda daha çok kamuoyu desteğini sağlar.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

© InterAjans – Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.         

 

 

 

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans