Selamün Yavuz yazdı: Aristoteles’in büyük yanılgısı: CANDOSTLAR

DÜNYANIN ve önümüzdeki kuşakların geleceği açısından insan, hayvan ve bitkilerin yeryüzünde birbirlerini bir şekilde dengede tutması gerekiyor. Sağlıklı bir denge için de bu ilişki düzeninin nasıl olması gerektiği önemli.

Milattan önce 8 bin ile 4 bin 500 yıllarını kapsayan Cilalı Taş Devri dediğimiz Neolitik dönemde, insan-hayvan ilişkisinin çoğunlukla ekonomik boyutta olduğu görülüyor. O dönemde at, eşek, katır, deve, öküz, fil gibi hayvanların gücünden yararlanan insanlar, canlarını ve mallarını korumak için ise kedi ve köpeklerden yararlanırlar. Kedi ve köpeklerin kısmen doğadan koparılarak evcilleştirilmesi de o dönemde başlar.

Antik Çağ’dan günümüze kadar birçok düşünür de insan, hayvan ve bitki arasındaki ilişki düzenine kafa yormuş.

Aristoteles’e (M.Ö. 384-322) göre canlılar arasında, onların yetenekleri temelinde bir hiyerarşi var. Bitkiler, hayvanların ve insanların ihtiyaçlarına hizmet etme fonksiyonuna sahiptir. Öte yandan, insan hayvandan üstündür ve hayvanlar da insanların ihtiyaçlarına hizmet etmek için vardır. Aristoteles’e göre bu ‘doğal ve uygun’ bir durumdur.

Aristoteles’ten 16 yüzyıl sonra yaşayan filozof Thomas Aquinas’a göre hayvanlar, hareketlerini yönetemedikleri için sadece bir araçtırlar ve onlar eylemlerini doğrudan yönetebilen insanların yararı için vardır. Descartes’e göre hayvanlar, bilinçliymiş gibi davranabilen ama gerçekte öyle olmayan otomatik makinelerdir. Immanuel Kant’a göre hem hayvanların hem de insanların eylemlerini zorlayan istekleri varken, sadece insan arzularını frenleyebilmektedir. Bu yetenekten yoksun olan hayvanların arzuları yoktur ve bu nedenle de hayvanlar otonom olamazlar. Kant’a göre, hiçbir arzusu olmadığı için hayvanlar herhangi bir özdeğere (instrinsic value) sahip değildir.

***

İnsanların hayvanlara karşı davranışları da düşünürlerin düşüncelerinden pek farklı değil.

Avrupa’da 1347-1351 yılları arasında meydana gelen büyük veba salgınında birkaç yılda 100 milyona yakın insan hayatını kaybeder. O dönemde cadılara yardım ettiği gerekçesiyle sadece insanlar değil, bölgelerdeki kediler de toplanıp öldürülmüş. Kedilerin öldürülmesiyle meydanı boş bulan farelerin sayısı artmış ve salgın daha da hızlanmış.

1861’de İstanbul’a gelen Amerikalı hiciv yazarı Mark Twain ‘Hayatımda hiç bu kadar mahzun bakışlı ve kalbi kırık sokak köpekleri görmedim’ der.

Osmanlı Devleti’nde ve Cumhuriyet döneminde Türkiye’de, Avrupa’da 14. Yüzyılda olduğu gibi bir hayvan katliamı olmasa da 1911 senesinde, sokakların temizlenmesi ve Avrupai bir şehir atmosferi yaratmak için başıboş sokak köpekleri toplanarak vapurlarla Sivriada’ya (Hayırsız Ada) gönderilir. Bu acımasız uygulama günlerce süren çığlıklar ve köpeklerin açlıktan birbirlerini yemesiyle sonlanır. Sivriada’da 30 ila 80 bin arasında köpeğin telef edildiği tahmin ediliyor.

20.yüzyılın ikinci yarısından sonra hem düşünsel anlamda hem de sosyal yaşamda değişiklikler göze çarpıyor. Modern kentlerde, insan-hayvan ilişkisinin boyutu farklılaşmış, üretkenliğin ve uzmanlığın ön planda olduğu kentlerde, insan-evcil hayvan (pet) ilişkisinin, sevgi, arkadaşlık, yalnızlığı paylaşma ilişkisine dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Bu hayvanlar artık birer aile bireyi olarak görülmektedirler.

Hayvan hakları konusunda önemli çalışmalar yapan ve hayvanların insanlarla aynı haklara sahip olduğunu iddia eden Tom Regan, hayvanların da insanlar gibi yaşamın öznesi olduğunu, inanç ve arzu, algı, bellek ve bir gelecek duygusuna sahip olduklarını, arzu ve hedeflerine ulaşmak için eyleme geçme yeteneklerinin olduğunu, bu nedenle insanların çıkar ve yararı için kullanılamayacağını savunur.

Modern çevre etiğinin gelişmesinde etkili olan Rand Aldo Leopold, Toprak Etiği adlı eserinde ahlaki etiği, ‘Canlı hakları’ dediği kuşları, toprağı, suları, bitki ve hayvanları kapsayacak şekilde genişletmek gerektiğinin altını çizer. Leopold, insanı diğer türlerle beraber biyolojik toplumun yurttaşları saymış, hayvanların biyotik topluluğun bireyleri olduğunu ve insanın biyotik topluluğa hükmedici rolünden vazgeçmesi gerektiğini vurgulamıştır. Çevreyi korumak için sadece bilinçli olmanın yeterli olmadığını söyleyen Leopold’ün doğru ve yanlış kavramı oldukça basit: ‘Bir şey, biyotik toplumun bütünlüğünü, dengesini ve güzelliğini koruyorsa doğru, değilse yanlıştır’.

İstanbul Üniversitesi’nden İsmet Sungurbey, Hayvan Hakları (1992) adlı akademik çalışmasında insanın canlılar dünyasında kendi çıkarları doğrultusunda bir hiyerarşi yarattığını, bu hiyerarşinin türcülüğe yol açtığını belirtiyor.  Sungurbey, türcülüğün insanın, hayvanların kendisi gibi acı çekmediğini düşünmesine yol açtığını, oysa bunun tam tersinin ortaya konulduğunu, hayvanın da insan gibi fiziksel ve psikolojik acı çektiğini, ayrıca zihinsel faaliyetlerinin olduğunu vurguluyor.

***

18.yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi’nden itibaren çalışma olanaklarına ve daha iyi yaşam koşullarına erişmek amacıyla kırsal alanlardan kentlere göç eden insanlar sahip oldukları çiftlik hayvanlarını satarken kedi ve köpek gibi ticari değeri olmayan hayvanlarını ise terk etmişler. Doğa ile bağı kısmen koparılan ve doğal ortamda yaşama yetisini kaybeden bu hayvanlar yerleşim yerlerinin içinde ve civarında zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyorlar.

İnsanlar tarafından doğayla bağı koparılarak önce evcilleştirilen, sonra da terkedilen bu sokak hayvanlarının bakım ve rehabilitasyon çalışmalarının yapıldığı merkezlerden birisi de İzmir’in Dikili ilçesindeki Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi. Halk arasında Hayvan Barınağı olarak da biliniyor, ama bu aslında yanlış bir isimlendirme.

Bu merkezde çalışan veteriner Oğulcan Özçoban durumu şöyle açıklıyor: ‘Barınak denince insanlar sokak hayvanlarının getirilip burada beslendiğini ve barındığını sanıyorlar. Halbuki biz burada 7 kişilik bir kadro ile hasta, sakat ve hamile hayvanların bakımını, tedavilerini ve bir süre burada kalarak rehabilitasyon sürecini güven ve refah içinde geçirmelerini sağlıyoruz. Hamile hayvanların burada doğurarak yavrularına bir süre anne sütü vermelerini sağlıyoruz. Çalışmalarımız tamamen sokak hayvanlarının sağlığı ve refahına yönelik. Ayrıca buraya gelen her hayvanı da kısırlaştırarak sokak hayvanı popülasyonunun artmasını frenlemeye çalışıyoruz’.

İnsanların evlerinin önünde besledikleri sokak hayvanlarını buraya getirerek kısırlaştırabileceklerini vurgulayan Özçoban ‘Kısırlaştırılmamış hayvanlar özellikle aç kaldıkları kış döneminde saldırgan oluyorlar. Bu da kış aylarında sokaklarda insanlar için bir güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkıyor’ diyor.

Veteriner Oğulcan Özçoban sokak hayvanlarına daha iyi ve daha hızlı hizmet verebilmek için tam teşekküllü bir ameliyathaneye ihtiyaçları olduğunu vurgulayarak ’Ameliyathane binasını belediye yapacak, ancak ameliyathane için özellikle tıbbi makine ve ekipmanlara ihtiyacımız olacak. Gerekli tıbbi operasyonların yapılabilmesi için Bilgisayarlı Radyografi (CR) yani ekranda anında dijital görüntüleme ve Hemogram (Kan Sayım) cihazları, elektrokoter, mikroskop, yoğun bakım kabini gibi birçok ekipman gerekli. Bunun için de en az 150 bin TL’ye ihtiyaç var’ diyor.

Günümüzün ekonomik koşullarında bu kadar parayı bir araya getirmek zor. Ama emekli gazeteci Kemal Atmaca hemen kolları sıvamış, çok yönlü bir yardım kampanyası başlatmış. Kemal Atmaca o kadar kendini sokak hayvanlarına adamış ki, sokak hayvanlarından bahsederken onlara hep ‘Candostlar’ diyor, ağzından bir kez olsun sokak hayvanı sözcüğünün çıktığını duymadım.

Kemal Atmaca, Dikili Kaymakamlığı himayesinde Dikili Belediye Meclisi tarafından alınan bir kararla yardım kampanyası için bir hesap numarası açılmasını sağlamış. Yardımlar, Halk Bankası’nın Dikili Şubesi’nde ‘Sokak Hayvanlarının Korunması ve Bakımı’ adı altında TR74 0001 2009 7220 0007 0000 20 IBAN numarasında toplanıyor. Elbette sizlerin yardımı da bu hesaba bekleniyor. Yapmak istediğiniz yardımlar konusunda Kemal Atmaca ile 0090 544 858 19 59 no’lu telefonla irtibata geçebilirsiniz.

***

Geride kalan 2500 yıllık süreçte insan, hayvan ve bitki arasındaki ilişkiye dönüp şöyle bir bakınca benim aklıma şu geliyor:

Eğer Aristoteles 2400 yıl önce insan, hayvan ve bitki ilişkisi konusunda büyük yanılgı içerisinde olmasaydı, eminin ki bugün dünyada bütün canlılar daha eşit olurdu; ne orman kıyımı olup dünya bu denli çölleşirdi, ne de hayvanlara insanlar tarafından bu denli zulüm yapılırdı.

Kaynak: Hukuki ve Etik Boyutlarıyla Sokak Hayvanları, A.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2013

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook:
www.facebook.com/selamunyavuz

 

        

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.