Selamün Yavuz yazdı: Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri (2): Osmanlı’da aydınlanma hareketleri

BİR önceki yazıda Atatürk’ü ve Cumhuriyet devrimlerini iyi anlayabilmek için evrensel bir bakış açısıyla önce Batı’daki aydınlanma hareketlerinin, Fransız devriminin ve rönesansın neden ve sonuçlarına kısaca değinmiştik.

1789 Fransız devriminin etkisi sadece Fransa ile sınırlı kalmadı. Bütün Avrupa kıtasında ve hatta dünyada gözle görülür etkileri oldu. Osmanlı Devleti de bu etkilenmeden nasibini aldı.

Fransız devriminden 50 yıl sonra 1839 yılında açıklanan Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti’nde aydınlanma hareketinin başlangıcı sayılır. Tanzimat Fermanı, kişilerle devlet arasındaki ilişkilere hukuki yönden yenilikler getiren, şeriata dayanan eski yasaları tamamen değiştirmeyi öngören ve bunları siyasal ve hukuki yönden teminat atına alan bir belgedir. Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839 yılında sadrazam Mustafa Reşit tarafından Gülhane Parkında halkın ve yabancı ülke temsilcilerinin huzurunda okundu.

Ancak uygulamada sıkıntılar olduğundan istenilen şeyler hayata geçirilemedi. Osmanlı Devleti’nde aydınlanma hareketini başlatmak isteyenler bir sonraki girişim için 37 yıl daha beklemek zorunda kaldı.

1876 yılında ilan edilen Birinci Meşrutiyetle (Parlamenter Monarşi) Osmanlı Devleti’nde ilk kez parlamenter sisteme geçildi ve ilk anayasa ilan edildi. Ancak bu uzun sürmedi; parlamentonun padişahın yetkilerini kısıtlamak istemesinden dolayı iki yıl sonra meclis kapatıldı. Meşrutiyetle birlikte parlamento yoluyla halkın alınan kararlara katılımı beklenirken tam tersi oldu; bunun yerine 2. Abdulhamit’in padişahlığında baskıcı bir yönetim geldi.

İkinci Meşrutiyet 1908 yılında ilan edildi; böylece basında sansür kalktı, siyasal partiler kurulmaya başladı, anayasa tekrar yürürlüğe girdi, halk padişahın yanında devlet yönetiminde yer aldı. İttihat ve Terakki Fırkası (Birlik ve İlerleme Partisi) yönetiminde hükümet kuruldu.

Osmanlının son dönemlerinde bütün bu aydınlanma hareketleri olurken bir taraftan da Osmanlı devleti bir savaştan çıkıp diğer bir savaşa giriyordu. Bu kaybedilen savaşlar sonucunda da hep toprak kaybediyor, giderek küçülüyordu. Birinci Meşrutiyet ile İkinci Meşrutiyet arasındaki 32 yıllık baskıcı rejimin hüküm sürdüğü dönemde Osmanlı Devleti bir buçuk milyon kilometrekareden fazla yurt toprağını terk etmek zorunda kaldı. Bu da şu andaki Türkiye topraklarının iki katına denk geliyor.

Bir taraftan baskıcı Abdulhamit rejimi, diğer taraftan artarda yapılan savaşlar, 1881 yılında doğan Mustafa Kemal’in kişiliğinin, hedeflerinin, psikolojisinin gelişmesinde ve eğitiminde çok önemli etkisi oldu.

Bu arada Avrupa’da Rönesans’tan sonra bir sanayi devrimi yaşandı; Osmanlı devleti hiçbir zaman sanayi devrimini gerçekleştiremedi. Diğer yandan devlet, kapitülasyonlarla sanayileşmiş ve ticaretini geliştiren Batı devletlerine aşırı şekilde borçlandı.

Osmanlı Devleti gerek aydınlanma hareketleri olsun, gerekse sanayi devrimi veya daha sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler olsun Avrupa’yı hep onlarca yıl geriden takip etti. Bunun en bariz örneği matbaanın Osmanlı Devleti’nde kullanımına izin verilmesinin yılları değil, yüzyılları almasıdır. 1456’da matbaanın icat edilmesiyle Avrupalılar aydınlanmaya giden yolda harıl, harıl kitap yazarken ve okurken, Osmanlı’da matbaanın ilk kez 1727 yılında kullanılmasına izin verildi. Tam 271 yıl sonra. Şu anda internet neyse, matbaanın toplumsal gelişmeye etkisi de o yıllarda öyleydi. Bir ülkede Internet 271 yıl gecikmeli olarak kullanılırsa geri kalmışlığın hangi boyutlara ulaşacağını düşünün.

Atatürk, Türk aydınlanmasını gerçekleştiren aydın bir devlet adamıydı, ama aynı zamanda da bir askerdi. Hatta dünyada gelmiş geçmiş önemli askerlerden biriydi. Atatürk’ün savaş taktik ve stratejileri halen dünyada birçok askeri okulda ders olarak öğretilmektedir.

Manastır Askeri İdadisini başarılı bir şekilde bitirdikten sonra genç bir subay olarak Osmanlı ordusuna katılan Mustafa Kemal üç kıtadaki Osmanlı topraklarında başarılı bir şekilde görev yapmış ve üstlerinin dikkatini çekmeye başlamıştı.

Atatürk’ün katıldığı ve kazandığı en önemli savaş kuşkusuz Kurtuluş Savaşıdır.  Ama Çanakkale Savaşlarındaki başarısı ile artık dünyanın da dikkatini çekmeye başlamıştı.

Birinci Dünya Savaşında Rusya ile anlaşan İngiltere ve Fransa’nın, Rusya’nın Kafkasya cephesine yardım götürmek amacıyla ve Türk ordusunun Kafkasya’dan çekilmesini sağlamak için itilaf devletlerin başlattığı bir savaştı.

Bu savaşta Atatürk, Alman komutan Liman von Sanders komutasındaki birliklerin Anafartalar Grubu komutanlığını yaptı. Çok kanlı çatışmalar oldu. 253 bini Türk askeri olmak üzere yarım milyondan fazla insan burada hayatını kaybetti. Öyle yoğun çatışmalar oluyordu ki, çoğu zaman havada kurşunlar birbirleriyle çarpışıyordu.  Atatürk’ün komutasındaki ordu, Conk Bayırında, Anafartalar’da, Kireçtepe’de İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı zafer üstüne zafer kazandı. Sonunda 1916’nin ilk haftalarında düşman geri çekilmek zorunda kaldı.

Karşı devrimin teorisyenleri Çanakkale Savaşlarında yeşil donluları anlata anlata bitiremezler, ama bu savaşların zaferle sonuçlanmasını sağlayan Mustafa Kemal’in adını ağızlarına bile almazlar.

Atatürk’ün inisiyatifi ve askeri stratejisiyle Çanakkale Savaşları zaferle sonuçlanmıştı ama, Osmanlı Devleti Almanya ile birlikte savaşa girdiğinden yine Almanya ile birlikte savaştan mağlup çıktı.

Kaybedilen 1. Dünya Savaşı sonunda başlayan Sevr sürecini ve buna direnen Mustafa Kemal ve arkadaşlarını bir sonraki yazıda ele alalım.

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

 

 

 

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!