Selamün Yavuz yazdı: Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri (7): Medeni Kanun ve Harf Devrimi

BİR önceki yazıda Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren küresel egemen güçler tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı başlatılan isyanlara, terör hareketlerine değinmiş ve 1923 ile 1938 arasında hayata geçirilen Cumhuriyet devrimlerini sıralamıştık.

Bir taraftan takvim, saat, eski sayılar, okka, dirhem, arşın, endaze gibi eski ölçüler yerini miladi takvime, medeni dünyada kullanılan alafranga saate, gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülere bırakırken bir yandan da toplumun aydınlanmasına çığır açan ve dünyaya örnek olacak devrimler gerçekleştiriliyordu.

Cumhuriyet devrimlerinden en önemlisi şüphesiz 1926’da Medeni Kanun’un kabul edilmesidir.

Medeni Kanun’un kabul edilmesiyle kişiler hukuku, aile, miras, eşya hukuku ilişkilerinde dini hukuk yerine laik hukuk kabul edildi. Yasa, özellikle kadınlara tanıdığı haklar açısından dünyaya da örnek teşkil ediyordu. Öyle ki, 1930’lu yıllarda aynı hakları elde etmek isteyen İngiliz kadınları ellerinde ‘Bizim Türk kadınlarından neyimiz eksik’ yazılı pankartlarla yürüyüş yapıyorlardı. Medeni Kanun, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak toplumsal ve kamusal yaşamda yerini almasının başlangıcıdır. Medeni Kanun’un mimarı Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tur.

Medeni Kanun’un getirdiği yenilikleri özetle şunlardı:

-Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı. Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.

-Evlilikte resmî nikâh zorunluluğu getirildi.

-Tek eşle evlilik esası getirildi.

-Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.

-Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona ermiştir. Türkiye’de hukuk birliği sağlandı. Laik hukuk anlayışı toplumun her kesimi için uygulanır hale geldi.

-Patrikhanelerin, din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.

Harf Devrimi ise 1 Kasım 1928 tarihinde Yeni Türk Alfabesinin kabul edilmesiyle gerçekleşti. İlgili yasa 1353 sayılı ‘Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun’dur. Yani bugün Türkçe’nin yazımı için kullanılan alfabe, Latin alfabesi değil, Yeni Türk Alfabesidir. Çünkü bu alfabenin içinde, ‘ş’, ğ, ö, ı, gibi Türkçe seslerin karşılığı karakterler de vardır. Latin alfabesinde bu karakterler yoktur.

Karşı devrimci kesimler bugün bile Osmanlıcayı bir dil olarak varsayıyorlar. Oysa Osmanlıca bir dil değil, Türkçenin Arap harfleriyle yazılması denemesidir. Bu deneme zaten asırlar önce başarısız olunca saray ve çevresi Arapça harflerle yazması doğal olarak daha kolay olan Arapça sözcükleri kullanarak adına Osmanlıca dedikleri Farsça ve Arapça ağırlıklı bir hitap şeklini kullanmaya başlamıştı.

Ama Anadolu’da Türkçe konuşan insanlar bu dili anlamıyorlardı

Bugün bile 13.Yüzyılda yaşamış Yunus Emre’yi herkes anlayabilir, ama 18. Yüzyılda sözde Osmanlıca yazılan Divan Edebiyatı şiirlerini kimse anlamaz?

Çünkü Divan Edebiyatında kullanılan dil, Türkçeye Arap harflerinin ve Arapça harflerle yazması daha kolay Arapça ve Farsça sözcüklerin girmesiyle Anadolu’da Türk halkı tarafından anlaşılmaz hale gelmiştir.

Osmanlı döneminde adına Osmanlıca denilen Arap harfleriyle yazılan, Arapça ve Farsça kelimelerin çok kullanıldığı derme çatma bir dil oluşmuştu. Bu dil sadece şairler tarafından, elit tabaka diyebileceğimiz saraya yakın kesimler ve okuma yazma bilen bürokratlar tarafından kullanılıyordu. Anadolu’da ise halk okuma yazma bilmiyor, ama Yunus Emre örneğinde olduğu gibi şimdi de kullanılan Türkçeyi konuşuyordu.

Ayrıca Türkçeyi Arapça harflerle yazmakta da sıkıntılar çekiliyordu. Taa II. Abdülhamit döneminde Latin harflerine geçmek için düşünceler ortaya çıkmaya başladı. Örneğin Türkçedeki bazı sesleri Arap harfleriyle yazabilmek için 1870’li yıllarda Osmanlıcada harekeler kullanılmaya başlandı. Yani 1870’li yıllardan beri hem eğitimde hem toplumda harf devrimi için bir gereklilik duyuluyordu.

Harf devrimi Atatürk istiyor diye bir gecede yapılmadı! Bunun hem taa Abdülhamit dönemine uzanan tarihi bir boyutu var, hem de yıllarca süren bilimsel araştırma ve uygulama aşamasındaki eksikliklerin giderilme süreci var.

Harf devriminin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk hem okuduğu kitaplardan yararlanır, hem de uzun uzun akşam sofralarında konunun uzmanı kişilerle enine boyuna bir meseleyi tartışırdı. Uzmanların getirdikleri önerileri mutlaka değerlendirirdi.

Örneğin, harf devriminin yapıldığı günlerde Türkçede bulunan ‘Ş’ sesi ‘ch’ harfleriyle yazılırdı. Anadolu’ya yaptığı bir ziyaret sırasında gece vakti Kırşehir’e geliyor Atatürk. Zamanın milli eğitim müdürü ve bir öğretmen Mustafa Kemal’le görüşüyorlar ve pratikte yeni harfleri öğretirken ‘Ş’ sesinin ‘ch’ harfleri ile yazılmasını öğretmenin zorluğundan bahsediyorlar. Onun yerine ’S’ harfinin altına bir çengel eklenerek ‘Ş’ sesinin yeni dilde yazılmasını önerirler. Atatürk bu öneriyi mantıklı bulur ve Ankara’ya döndüğünde dil uzmanlarının da fikrini aldıktan sonra ‘Ş’ harfi yeni alfabeye eklenir. Böylece Türkçe tam fonetik bir dil olur.

Atatürk’ün, okul kitapları dışında 5 bin kitaplık bir kütüphanesi vardı; bunlardan bin tanesi tarih kitabıdır. Hem Dünya tarihini hem Türk tarihini çok iyi bilir. Atatürk harf ve dil devrimini yaparken de okuduğu kitaplardan yararlanmış, Orta Asya’da kullanılan Türk dillerinin köklerini araştırtırmış ve eski Türk kavimlerinin kullandığı yazı dili ile Latin alfabesi arasındaki bağlantıyı görmüş. Bunun üzerine çağımızda Türkçe’nin yazımı için en iyi alfabenin Latin alfabesi olduğuna karar vermiştir.

Atatürk’e yapılan en haksız ithamlardan birisi de Harf ve dil devrimi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı ile bağını kopardığı ve bir milletin bir gecede okuyup yazamaz hale geldiğidir. Bu büyük bir yalandır, çünkü o dönemde Osmanlı’dan kalma doğru dürüst basılı eser yoktur. Zaten Osmanlı’da matbaanın kullanılması 271 yıl boyunca yasaklanmıştır. Okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda yüzde 2’dir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bu oran erkelerde yüzde 3, kadınlarda ise binde 1’e düşer. Dil, Tarih, Coğrafya fakültelerinde Osmanlıca öğretilerek Osmanlı döneminden kalma yazılı ederlerin Türkçeye aktarılması sağlanır.

Bir sonraki yazıda Atatürk’ün din anlayışı konusunu ele alalım.

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

 

Paylaş

© 2001-2022 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Content is protected !!